BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dedi mi, demedi mi?

Dedi mi, demedi mi?

Aylık “Tarih Düşünce” dergisinin son sayısında Şefik Can imzasıyla yayınlanan yazıda “Ne olursan ol, yine gel” sözünün Mevlana’ya ait olmadığının ileri sürülmesi entelektüel çevrelerde yeni bir tartışma başlattı: “Dedi mi, demedi mi?”



Aylık “Tarih Düşünce” dergisinin son sayısında Şefik Can imzasıyla yayınlanan yazıda “Ne olursan ol, yine gel” sözünün Mevlana’ya ait olmadığının ileri sürülmesi entelektüel çevrelerde yeni bir tartışma başlattı: “Dedi mi, demedi mi?” Son zamanlarda tartışmaya düşkün bir toplum olduk. Genelde giriştiğimiz tartışmalara kendimizi öyle kaptırıyoruz ki bir an geliyor, özü kaybediyor; hatta neyi tartıştığımızı bile unutur hale geliyoruz. Mesele o hale gelmeden bir de bu konuda biz de bir iki söz söyleyelim diyoruz. Yazarın araştırma ve inceleme gayreti takdire değer. Doğruların tespiti için önemli; ancak, Mevlana’yı yıllardır bu sözüyle tanıyan halkın bu büyük zata karşı bakışında ve anlayışında bir şey değiştirmez. Çünkü, bu sözlerin arkasındaki ruh, Mevlana düşüncesinin, onun hoşgörü felsefesinin doğal bir yansımasıdır. İnsanı saymak ve sevmek, ırk, cins, renk ayrımı yapmadan, yargılayıcı bir tavır takınmadan bütün insanlara gönül dergahının kapılarını açmak İslam dininin sevgi boyutunu, şiiriyetini terennüm eden tasavvuf erlerinin ortak tutumudur. Ki, onların vecd içinde aynı manaları taşıyan sözler terennüm etmeleri de olağandır. Öte yandan, Ünlü tarihçi Prof. İlber Ortaylı da, Milliyet gazetesine verdiği beyanatta Mevlana Türbesinin kapısında yazılı olan “Burası ümitsizlik dergahı değildir. Kâfir, inkâr eden, müşrik, putperest; ne olursan ol, yine gel. Yüzbin kere tövbeni bozsan da yine gel” sözünün Mevlana’ya ait olmadığını, kapıya yazılan bir yazıyla da bunun belirtildiğini söylüyor. Yani, Şefik Can’ın tesbiti yeni değil. Üstelik, (ben de dahil) çoğunluk bunun farkına varmamış. Ama yukarda da değindiğim gibi bu, Mevlana’ya bakış açımızda ne değiştirir ki? Asıl yapılması gereken, insana özde bir şey kazandırmayan bu tür tartışmalarla zaman geçireceğimize Mevlana’yı tanımak; tanımak için de bir şaheser diyebileceğim altı ciltlik Mesnevi’yi okumak. Tartışmaların sathında bocalamaktansa, mana derinliklerinde yüzmek en iyisi. Bizim okumaktan hoşlanmayan insanımıza, göz kamaştırıcı mana incileriyle dolu olan o hazineden yararlanması imkanını sağladık mı en hayırlı işi yapmış oluruz. Sevgili okuyucularım, biliyorum “Ne olursan ol, yine gel” çağrısını öylesine benimsemişsiniz ki bu sözleri Mevlana’nın diye kalbimize nakşetmişsiniz. İyi de. Bir de Mesnevi’yi okuyun bakalım. Nasıl gözleriniz kamaşacak! Nasıl sırlar keşfedeceksiniz! Hoşgörüye, birlik ve dirliğe nasıl çağrılacaksınız! Görün!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT