BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > GÜLBAHAR

GÜLBAHAR

Gülbahar okuldan çıkar çıkmaz durağa doğru yürüdü hızlı adımlarla. O günden sonra Eda ile karşılaşmamaya gayret etmiş, akşam yemeklerinde genç kızı tehditkar bakışlarını hep üzerinde hissetmişti. Perihan hanımın toplantıyla ilgili sorularını ise geçiştirmişti...



Genç kız başını salladı iki yana... Tekrar yürüdü genç adamın peşinden. Salondaki diğer gençler ise kendilerinden geçmiş bir şekilde gürültülü müziğin ritmine kapılmış dans ediyorlardı. Etraf darmadağınıktı. Bardaklar, boş tabaklar, oraya, buraya atılmıştı. On dakika sonra Eda ve Tunç salona döndükleri zaman genç kızın gözleri sabit bakıyordu. Sanki bir hayal aleminde yaşıyor gibi ilgisizdi etrafına karşı. Damarlarından kanı çekiliyor gibi hissediyordu. Başından sarhoş edici bulanıklık ve hafif dönmenin etkisiyle koltuklardan birine attı kendini. Şimdi az önceki gibi gergin değildi. Daha bir boş vermiş ve lakayttı. Çok geçmeden az önce olanları unutup aldığı uyuşturucunun etkisiyle dalıp gitmişti bambaşka bir aleme. Tunç yanına yaklaştığı zaman kafasını kaldırıp gözlerini zor açabildi: - Nasılsın bakalım, dediğim kadar var değil mi? - Bu... Bu harika bir şey! Nefis... Uçuyorum sanki... - Daha dur... Bundan vazgeçemeyeceksin artık. Ama para lazım küçük hanım... para... Paran olduğu müddetçe bu harika dakikaları yaşayabilirsin. Mutlaka para bulmalısın. Hem de çok para! Onun söylediklerini güçlükle algılayabiliyordu. Yavaş yavaş salladı kafasını “tamam!” anlamında. Gözlerini kapattı.  Gülbahar okuldan çıkar çıkmaz durağa doğru yürüdü hızlı adımlarla. O günden sonra Eda ile karşılaşmamaya gayret etmiş, akşam yemeklerinde genç kızı tehditkar bakışlarını hep üzerinde hissetmişti. Perihan hanımın toplantıyla ilgili sorularını ise geçiştirmişti. Başının ağrısını bahane ederek toplantıya katılmadığını söylemiş, genç kadının sitemkar bakışlarını görmezlikten gelmişti. Ama iki gündür uyku uyuyamıyordu. Bu meseleyi paylaşabileceği tek kişinin Haluk olduğunu düşünüyordu. Genç avukatı arayıp ne yapması gerektiğini danışacaktı. Otobüs durağının yanında bir telefon vardı. Babasının yanına taşındığından beri haftalık alıyordu Erdal beyden. Parasını gelişi güzel harcamıyor, biriktiriyordu. Küçük deri cüzdanından bir jeton çıkarttı. Tam kabine girmek üzereyken acı bir fren sesi duyarak geriye attı vücudunu. Korkuyla döndü. Yanı başında spor, kırmızı bir araba duruyordu. İçindeki genç adamın küstah bakışlı yeşil gözlerini hemen tanıdı. Korkuyla irkildi. - Konuşalım güzel kız! Bekle bakalım... Arabanın kapısını açmadan kapının üzerinden atladı delikanlı. Laubali tavırlarla geldi yanına. Elini uzatıp iki parmağıyla çenesini tutup kaldırdı genç kızın: - Bana bak! Gördüklerinden bir tek kişiye bahsedersen işin bitmiş demektir, bunu bilesin. Seni mahvederim, lime lime ederim. Yaparım bunu, şaka yapmıyorum... Gülbahar korkuyla fısıldadı: - Ben.. ben bir şey söylemedim.... - Hah! Ona göre... ikaz edeyim dedim... Gözlerini kısarak baktı genç kıza. Dudaklarına müstehzi bir gülümseme yerleşiverdi: - Sen bayağı güzelmişsin be! Bize takılmalısın güzelim... Hayatını yaşamalısın... Hızla döndü Gülbahar. Bütün gücüyle koşmaya başladı. Arkasına bakmadan dakikalarca koştu. Korkudan kanı çekilmişti sanki. Neden sonra artık nefes alamaz bir hale geldiği zaman durdu. Gitmesi gereken yönün tam aksi istikametine koşmuştu. Derin derin soluk alıp veriyordu. Yanından geçen bir kaç kişi merakla baktılar onun bu garip haline. Toparlandı. Hızlı adımlarla yürüdü bir önceki durağa doğru. Gördüğü filmlerden biliyordu. Bu işin içinde olan insanlar son derece acımasız oluyorlardı. Zaten o serserinin bakışları o kadar ürkütücüydü ki.... Otobüs beş dakika sonra geldi. Hemen binip en arkadaki boş yere oturdu. Kafasını kaldırmaya korkuyordu. Bir yandan da içinden bir ses kız kardeşinin ne kadar korkunç bir batağın içinde olduğunu söylüyordu kendisine. Bir şeyler yapması gerektiğini biliyordu ama korkudan tutulmuştu sanki. Ağzını bile açacak cesareti kalmamıştı. Eve geldiği zaman her zamanki saatini yarım saat geçirmişti. Perihan hanımın ders günüydü bu gün. Kendisine verilen anahtarla girdi usulca. Salondan gelen sesler babaannesinin televizyon seyrettiğini işaret ediyordu. Hemen girişteki ayakkabı dolabının üzerindeki aynaya baktı. Saçı başı darmadağınıktı. Göz bebekleri korkudan büyümüştü. Kendi görüntüsünden ürktü. Eliyle düzeltti saçını başını. Yutkundu. Salon kapısından uzattı başını: - Ben geldim efendim... - Hoş geldin Gülbahar kızım. Bir çay yaparsan içeriz. Ben de seni bekliyordum. Eda geldi ama onun uğrayıp hatırımı sormak adeti bile değildir. Güçlükle konuşuyordu sanki. - Şimdi üzerimi değiştirip yaparım efendim. Hızla merdivenlerden çıktı. Tam odasına girmek üzereyken Eda’nın kapısı açıldı. Genç kız küstah bir ifadeyle baktı gözlerini kısarak: - Dersini aldın umarım. Ona göre, ayağını denk al! Hiç cevap vermedi Gülbahar. Hızla odasına girip kapıyı kapattı. Derin derin soluk alıp veriyordu. Şaşkın bir şekilde kaldı öylece kapıya dayanmış bir şekilde. Şu anda annesine o kadar ihtiyacı vardı ki... *DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT