BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > GÜLBAHAR

GÜLBAHAR

Adam yıldırım gibi girdi genç kızın odasına. Sanki onun nereye gittiğini bulacakmış gibi arandı etrafta. Son derece düzenliydi oda. Bir tek dağınıklık bile yoktu. Her şey yerli yerindeydi. Gelirken getirdiği plastik çantasını, elbiselerini ve kitaplarını alıp gitmişti genç kız...



Taksici, çayının son yudumunu bir dikişte bitirip kalktı. Biraz sonra yola çıkmışlardı bile. Bundan sonrasını düşünemiyordu Gülbahar o anda. İstediği tek şey buradan bir an önce uzaklaşmaktı. Nihayet Kocamustafapaşa’nın dar sokaklarına girdi araba. Çok gidip gelmişti Hatice’ye annesi ölmeden önce. Nevin’in tek arkadaşıydı Hatice zaten. İkisi karşılıklı dairelerde oturup, birlikte büyümüşlerdi. Onların beş katlı apartmanlarının önünde durdukları zaman biraz olsun ferahlamıştı. Hemen eski cüzdanından taksinin parasını çıkartıp ödedi. Sonra apartman kapısına doğru yürüyüp zildeki isimleri okudu. - Edip Çolak... Tamam işte. Bütün gücüyle bastı zile. Beklemeye başladı. Soğuk içine kadar işlemişti. Çok geçmeden bir ses duyuldu yukarıdan: - Kim o? - Edip ağabey... benim Gülbahar! Adam yarı beline kadar sarkmıştı pencereden. Gülbahar’ı görünce adeta bir çığlık attı: - Gülbahar! Hayırdır inşallah!.. Hatice kalk... Az sonra apartman kapısı açılmış, karı kocanın meraklı ve şaşkın bakışları altında genç kız iki odalı küçük eve girmişti bile. Hatice pazen geceliğinin içinde, saçları dağınık ve gözleri uyku mahmuru bir halde bakıyordu anlamsızca. Edip: - Kızım, gecenin bu saatinde, ne oldu? Diye sordu kapıyı kapattıktan sonra. Genç kız yalvaran gözlerle baktı ikisine. Dudakları titriyordu. Adeta fısıldadı: - Burada... Burada kalabilir miyim, ne olur? Gidecek yerim yok Edip ağabey...  Erdal bey sabah gün ağarmadan kalktı yataktan. Saate baktı, dört buçuğa geliyordu. Onun hareketlendiğini hisseden Perihan hanım da açtı gözlerini. - Erdal! Ne oldu? - Uyuyamıyorum Perihan... Aklım, havsalam almıyor bu işi. Bak, bütün gece çıkmadı odasından. Beni engelledin konuşmam için... Oysa ben gece onu çekip bir kez daha konuşacaktım. Perihan hanım kalkmıştı yataktan. Sabahlığını giydi. Işığı yakınca odanın içi birden aydınlandı. Erdal bey gözlerini kıstı. - Neden üsteleyeceksin ki... Gerek yoktu. Söyleyeceğini söyledin Erdal! - İnkar etti ama... Kabul etmedi, “ben almadım” dedi... Yalan söylüyor... Kadın düşünceliydi. Cevap vermedi. Hadisenin olduğu anda bazı küçük ayrıntılara şahit olmuştu. Gülbahar’ın Eda’ya bakışlarına. İçine bir kurt düşmüş, tedirgin olmuştu o bakışlardan. Sonra kızının konu hakkında hiçbir şey söylememesi, yorum yapmaması da dikkatini çekmişti. Ama yine de beyninin içinde dönüp duran düşünceleri kovmaya çalışıyordu irade dışı olarak. Konduramıyor, aklından geçen şeyleri analizini ve sentezini yapmadan boşlukta bırakıyordu. - Ben bu sabah konuşurum onunla. İzin ver ben halledeyim. Eğer yaptıysa da bir sebebi mutlaka vardır. Erdal bey sıkıntılı bir şekilde gürledi gece yarısı olmasına aldırmadan: - Yaptıysa! Daha ne olacak yaptığını ispat için? Cebinden çıkıyor kaybolan yüzük! - Bağırma Erdal! Herkes uyanacak... Sakin ol! Erdal bey pencereye doğru gitti. Dışarıda ay ışığıyla aydınlanan bahçedeki ağaçlar biraz önce çıkan hafif rüzgarın etkisiyle sallanıyorlardı... - Onu yatılı bir okula göndermeliydim. Hata ettim buraya, yanımıza almakla. Bunca sene nasıl yetiştiğini bilmiyordum ki. Vicdan azabı duydum, sorumlu hissettim kendimi... oysa.... Sustu. Sesi titremeye başlamıştı. - Ben sana bir bardak ılık süt getireyim Erdal. Biraz ferahlarsın... diyerek çıktı Perihan hanım. Koridorun ışığını yakmadı. Fakat tam Gülbahar’ın odasının önünden geçerken kapının aralık olduğunu fark etti. Kuşkuyla durakladı. Usulca yaklaştı kapıya, eliyle itti. Gıcırdayarak geri gitti kapı. Gözlerini karanlığa alıştırmak için kısarak baktı içeriye. Yatak düzgündü. İçeride hiçbir canlı belirtisi yoktu. Telaşla ışığı yaktı. Keskin bir parlaklık kapladı her yeri. Fakat oda boştu. Gardıroba doğru atıldı. Yarısı boşalmıştı. Gülbahar gelirken getirdiği giysilerini almış, burada alınanları bırakmıştı. Yatağın üzerine çöktü çaresizce. Birkaç saniye durarak üzerindeki şoku atlatmaya çalıştı. Sonra hızla çıktı dışarı. Erdal bey onu görünce bir şeyler olduğunu anladı yüzünden. - Gülbahar gitmiş Erdal! Yok! - Ne? Nereye gitmiş? Ellerini iki yana açarak omuzlarını kaldırdı kadın: - Yok işte... Gitmiş. Eşyalarını alıp gitmiş. Kaçmış. Adam yıldırım gibi girdi genç kızın odasına. Sanki onun nereye gittiğini bulacakmış gibi arandı etrafta. Son derece düzenliydi oda. Bir tek dağınıklık bile yoktu. Her şey yerli yerindeydi. Gelirken getirdiği plastik çantasını, elbiselerini ve kitaplarını alıp gitmişti genç kız. Onların gürültüsüne uyanan Feride hanım hadiseyi öğrenince yüzünü buruşturdu: - O kız iyi bir kızdı... Ben hiç inanmadım onun böyle bir şey yapacağına ama Allah affetsin artık... ¥ DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT