BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KOCA YUSUF

KOCA YUSUF

Yusuf, hemen hemen ağlamak üzereydi. Çok mu büyük bir işe soyunmuştu. Deliorman’da fındık kırma taşını kaldıran ilk kimse mi olmak istemişti?



Yusuf, hemen hemen ağlamak üzereydi. Çok mu büyük bir işe soyunmuştu. Deliorman’da fındık kırma taşını kaldıran ilk kimse mi olmak istemişti? Yusuf, kendini sorguluyordu. Gururu, nefsi, kendini gösterme, ispatlama isteği mi araya girmişti? Yusuf, biraz kendini zorlayınca, nefsinin araya girdiğini farketti. Tövbe etti, pişman oldu. Taşı kaldırma arzusundan vazgeçip pes etmek üzereydi. Yere oturdu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Gözyaşları hücuma geçmek üzereydi. Yüreği ve cücenin vurduğu bacağı sızlıyordu. Bacağındaki sızıyla birlikte cüceyi hatırladı. Cüce sanki, karşısında yine gülüyor, bacağına yine vuruyordu. Cüce aklına gelince kızar gibi oldu. Acizliğini daha fazla hissetti. Cücenin, “Sabırsızlanma. Her durumda sabret. Sabret. Sabret... Sabır, pehlivanlığa soyunanlar, kuvvete sahip bulunanlar için vazgeçilmezdir, zulme düşmemeleri için. Nefsin için kızma, sinirlenme. Görünüşe göre hüküm verme. Mücadeleden sakın vazgeçme!..” sözlerini hatırladı. “Peki be, cüce efendi, bu sefer sözünü tutcam. Yiidin akkı üç defa demişlee. Bir daa gayret idelim. Gerçi durum çok umutsuz gibi. Ancak, madem ki, görünüşe göre üküm verme diyersin. Ele bi daa deneyeem” diye aklından geçiren Yusuf, tekrar kayanın başına geçti. Bu sefer, kaya, küçülmüş gibisine geldi. “Eeee Kaya Pelvan, çok zorlu çıktın” diyerek kayayı kucakladı. Kaldırmağa davranmazdan önce iyice nefeslendi, bildiği bütün duaları okudu, Demir Hasan Pehlivan’ı hatırladı. “Ya Allah, bismillah” diyerek hücuma geçti, kaldırmak için bütün gücünü harekete geçirdi. Kaya, kıpırdar gibi olmuştu. zorladı, hücre hücre kayaya yapıştı. Beyni zonkluyor, kulakları uğulduyor, beyninde nice bin şimşek çakıyordu. Daha fazla dayanamayacaktı. Tam bırakırken birdenbire, kayanın iyice hafiflediğini ve yükseldiğini hissetti... Yusuf, şaşırdı, birdenbire bu kadar kuvvetlenmiş olamazdı. Bir anda gözlerini bir ışık alır gibi oldu. Gözlerini açtığında karşısında kendinden çok çok iri, sakallı bir kimse gördü. 150 okka kadar gözüküyordu.(*) Koca kayayı, tek eliyle kaldırıyordu. Bakışları karşılaştığında heybetinden bütün vücudu titredi. Gülümsüyordu... Tebessümünü görünce Yusuf’un korku ve heyecanı gitti. Bu o muydu? Demir Baba mıydı? Taşı tam manasıyla kaldıramamasına rağmen Demir Baba, gelmiş miydi?.. Ayaklarına baktı. Demir ayakkabılar vardı. Yusuf gördüklerine inanamadı. Taşı tek eliyle göğsü hizasına kaldırmıştı. Diğer elinde fındık vardı. Fındığı başka bir kayanın üzerine koydu. fındık kırma taşını, avucuna sığan bir taş parçası gibi kullanarak fındığı “çıt” diye kırdı. Koca kayayı yere bıraktı. Yusuf’a döndü. Yusuf, gayri ihtiyari elini öpmek için ileri atıldı. Elini kaldırarak Yusuf’u durdurdu. -Orda bekle oğlum. Bana yaklaşma ve dokunma dayanamazsın. ...... ¥ DEVAMI YARIN (*)Okka, 1283 gram ağırlığında, Osmanlı zamanında kullanılan bir ağırlık ölçüsü
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT