BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ÜNİFORMA kalsın mı kalksın mı?

ÜNİFORMA kalsın mı kalksın mı?

Psikiyatristlerimiz ortaöğretim için kıyafet serbestliğini savunurken, ilkokul çocuklarının benzer kıyafetler giymesinden yanalar.



Velilerin en sıkıntılı haftası bu. Zira defter kitap bir yana çocuklarının üniformalarını yenilemek zorundalar. Okul kıyafetleri (işportacılardan toplasanız bile) 50 Milyon Lirayı buluyor. 10 milyon talebenin kıyafet yenilediğini düşünürseniz karşınıza devlet bütçesi gibi bir rakam çıkıyor. Halbuki gençlerin dolaplarında gıcır gıcır elbiseleri var ve onları yılboyu kullanamıyorlar. Hadise sadece para meselesi de değil. Zira batılı uzmanlar çocuğun okula "dilediği gibi" gelmesinden yanalar. Amerikan filmlerinde görmüş olmalısınız eğitim, kurumları adeta çocuk bahçesine benziyor. Pembe seven pembe, sarı seven sarı giyiyor, isteyen allara, yeşillere bürünüyor. Hasılı çocuk kıyafetini "bizzat" seçerek sorumluluk yükleniyor. Böylece karekteri gelişiyor, kişilik sahibi oluyor. Disiplin bozulur mu? Gençler, kıyafet seçimi arzularına bırakıldığında (korkulanın aksine) mâkul sınırlar içinde kalıyor ve aşırılıklardan kaçıyorlar. Kendilerine güvenenleri mahçup etmiyorlar. Halbuki üniformaya zorlanınca yasakları delmenin dayanılmaz cazibesine kapılıyor ve ilk fırsatta punkçu kesiliyorlar. Dünyaya bakıldığında geri kalmış ülkelerin tamamında tektip kıyafet uygulaması sürüyor. Dikta heveslileri okulları kışlaya çeviriyor, tektip kıyafetin de ötesinde tektip insan istiyorlar. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Şuayip Özcan "kılık kıyafet dayatmasının temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması mânâsına geldiğini" öne sürerek bunun "kabul edilemez" olduğunu savunuyor. Türkiye değişim yaşayan bir ülke. Devlet tektipte ısrar ederken bazı özel okullar serbest kıyafet uygulamasına geçtiler bile... Uzmanlar ne diyor? Konuyla ilgili olarak görüşünü aldığımız Uzman Dr Leyla Alkaş "Dikkat ederseniz Japonlar ve Çinliler normal hayatlarında bile tektip elbise giyiyorlar. Nihayet biz de doğu kökenli bir toplumuz ve standart kıyafetler anne ve babaların hoşuna gidiyor. Çocuklar arasında markacılık çok yaygın. Bırakın tişörtleri, kazakları, ayakkabılarda bile markalar konuşuyor. Halbuki köylü, şehirli bir arada yaşıyoruz ve kabullerimiz çok farklı. Batılılar aşağı yukarı aynılar ama biz standart bir toplum değiliz. Gruplar arasında uçurumlar var. Gerçi kimliğini şekille dışarı vurmak isteyen çocuk üniforma mecburiyeti olsa da bunu yapar. Ama kıyafetler illa ceket kravat şeklinde mi olmalı? Sadece arkadan iliklenebilen ve iki kişiyle giyilebilen bir önlük çocuğu sıkmaz mı? Bunların yerine rahat bir şeyler, mesela bir tişört düşünülemez mi? Mevcud kalıplar elbette değiştirilebilir. Bence bu kararı ne idare, ne de öğrenciler, bizzat veliler vermelidir" diyor. 12 yaş sınır Görüşlerine müracaat ettiğimiz bir başka uzman, Dr. Sefa Saygılı da 12 yaşından küçük çocukların benzer kıyafetleri giymesinden yana. Dr. Saygılı "Zira çocuklar gösterişli elbiselere ve takılara meraklıdırlar. Dar gelirli ailelelerin çocukları, akranlarının albenili elbiselerine özenebilir ki bu hiç hoş olmaz. Ancak kapkara bir önlük çocuğu karamsarlığa iter ki okuldan bile soğuyabilir (Nitekim bizim kuşak mektepleri hiç sevmedi). Onlara daha canlı ve sevimli renkler giydirilmeli. Mesela mavi bir tişört bütün erkeklerin, pembe bir bluz tüm kızların hoşuna gider. Ama lise çağına gelmiş bir genç mâlum sınırlar içinde kendine yakışanı seçebilmeli. Sadece okulda değil, günlük hayatta da giyebileceği kıyafetler edinmeli" dedi. Konu hakkında görüştüğümüz öğrencilerin neredeyse tamamı kıyafet serbestliğinden yanalar. Ancak okula bu sene başlayan miniklerde "okulla özdeşleşen bir önlük özlemi" gözden kaçmıyor. Peki ama tüm bu tartışmalara veliler ne diyor... Kıyafet umurlarında bile değil. Onlar harcamadan kurtulabilecekleri her yola sıcak bakıyorlar. KİTAPTA TAKAS DEVRİ Okullar açıldı açılacak. Çocuğun üniforması, ayakkabısı, çantası, kalemi defteri derken yüzmilyonların uçtuğunu gören veliler kitap problemini nasıl aşacaklarını düşünür oldular. Ancak piyasa kendi kurallarını işletti ve meseleye "bize has bir çare" üretti. Eğer çocuğunuz geçen yıl kitaplarını "temiz" kullandı ise "takas" yolunu seçebilirsiniz ki, bu problemi yarı yarıya aştınız demektir. Eski kitapları koltuğunuzun altına sıkıştıracak ve Bayezid Meydanı'na, Kadıköy'e, Bakırköy'e koşacaksınız. İkinci el ders kitabı alıp satanları aramanıza gerek yok onlar zaten sizi yoldan kapacaklar. Siz geçen seneki kitapları bırakacaksınız, onlar bu senekileri bulup buluşturacaklar, üzerine (haliyle) bir kaç kuruş ilave edecek ve işi bitireceksiniz. Yok eğer çocuğunuz derslerine "kitap paralayacak kadar" meraklıysa yine buraya gelmenizde fayda var. Zira orijinal baskıda ısrarcı olanlar bile aradıklarını bulabilir üstelik mâkul fiyatlara alabilirler. Üçte bir fiyatına Misal verecek olursak kitaplarının toplamı 200-280 milyon lirayı bulan bir liseli burada 60-70 milyona seriyi tamamlıyor. Listesinde 130-140 milyon liralık kitap olan bir ilköğretim talebesi 50 milyona her ihtiyacını görüyor. Özetlersek Yüz liralık mal 30 liraya alınabiliyor. Kira, vergi ve eleman ücreti veren kitapçılar krizle boğuşurken seyyar esnaf halinden memnun görünüyor. Mesela Bayezid Meydanı'nda (Belediyenin gösterdiği yere) tezgah açan Kitapçı Murat "8 yıldır aynı işi yapıyorum. Gördüğümüz ilgi her sene artıyor" diyor. Hatırınızda olsun, listenizdeki bütün kitapları bir seyyardan almaya özen gösterin. Eğer listeyi parça parça toplamaya kalkarsanız kitapçılar sona kalanları (az bulunan kitapları) "tek vermekte" nazlanabilirler. Bakan Bostancıoğlu: Okullardan da su ve elektrik parası alınmasın ANKARA - Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu, ODTÜ'de düzenlenen 6. Ulusal Psikolojik Danışma ve Rehberlik Kongresi'ne katıldıktan sonra gazetecilerin çeşitli konulardaki sorularını cevapladı. Bostancıoğlu, okulların elektrik ve suyunun kesilmemesi için konuyu Bakanlar Kurulu'nda gündeme getirip getirmediğinin sorulması üzerine, "Hayır, bu sorunları çözdük. İstanbul'da, İSKİ'de böyle bir sorun vardı. Bir protokol imzalayarak bunu çözdük. Elektriğe 4 trilyon lira borcumuz var, suya borcumuz var, bunları ödüyoruz" dedi. "Okullardan elektrik ve su parası alınmaması yönünde girişimiz var mı?" sorusunu Bostancıoğlu, şöyle yanıtladı: "Bu girişimim var. Bunu her platformda da söylüyorum. İbadethanelerden, yani camilerden nasıl elektrik ve su parası alınmıyorsa okullardan da alınmamalıdır. Okullarımızda elektrik ve suyun parasız olmasını istiyorum. Ben, Milli Eğitim'in bütçesi artarken, herhangi bir bakanlığın bütçesi gibi düşünülmeden, hakettiği kadar paranın konulmasını istiyorum." "Sayın Başbakan, bu girişiminizi destekliyor mu?" sorusunu Bostancıoğlu, "Şimdi kamuoyu oluşturuyoruz" diye cevapladı. Rehber öğretmen açığı Halen 6 bin 78 rehberlik öğretmeninin görev yaptığını bildiren Bostancıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu sayı yeterli değildir. Nüfus artışı dikkate alındığında 2010 yılına kadar olan sürede rehber öğretmen ihtiyacımızın 40 olacağı tahmin edilmektedir. Şu anda 8 bin rehberlik öğretmenine ihtiyacımız var ancak son öğretmen alımları sırasında 901 kişi başvurdu. Eğitim fakültelerinde bu bölümlerin sayısı artırılmalı, daha çok öğretmen yetiştirilmelidir. Rehberlik öğretmeni ihtiyacını karşılamamız için üniversitelere büyük görev düşüyor." Rehberlik hizmetlerini yaygınlaştırmak amacıyla ülke çapında çalışma başlatıldığını kaydeden Bostancıoğlu, bu amaçla yürütülen etkinlikler hakkında bilgi verdi. Bostancıoğlu, liselerde 9, 10 ve 11. sınıflara yönelik rehberlik programı düzenlendiğini, bu çerçevede rehberlik programının öneminin daha iyi anlaşılması için öğretmenlere yönelik "Program uygulamada rehber öğretmen el kitabı" hazırlama çalışmalarının sürdüğünü anlattı. Bostancıoğlu, okul öncesinden ortaöğretim kademesinin sonuna kadar öğrencilerin gelişmelerini takip etmek üzere "Öğrenci Gelişim ve İzleme Dosyası" hazırlama çalışmalarının da başlatıldığını ifade etti.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT