BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Derviş’in önündeki fırsat

Derviş’in önündeki fırsat

Günlerdir tüm Dünya “Amerika ha vurdu ha vuracak” diye gözünü dikmiş beklerken, ülke ekonomileri de, bu gerginlik ortamının kendilerini nasıl etkileyeceğini hesaplamaya çalışıyorlar. Türkiye de, zayıf ve herşeyden nem kapan ekonomisini, muhtemel bir savaş ve gerginlik durumunda nasıl koruyacağını düşünmekle meşgul. Ekonomi yönetimi, bir yandan da , “kriz fırsatları”nı değerlendirmeye çalışıyor. En büyük sorun olan, “kamu borçların sürdürülebilirliği” konusunda da, Sn. Derviş, bazı ekstra avantajlar sağlayabilecek gibi görünüyor.



11 Eylül saldırısından önce, kısa vadede Türkiye ekonomisinin en büyük sorunu , iç ve dış borçlar konusu idi. Bu sorun, düşmeyen faizler ve güvensizlik yüzünden büyüyerek devam ediyordu. Yaz aylarında yapılan gönüllü borç takası , Hazineyi vade yönünden bir miktar rahatlatmışsa da sorun yerinde duruyordu. Terör saldırısından sonra, dünya ekonomisindeki durgunluk korkusuna, Türkiye’nin tehlikeli bir coğrafi bölgede olmasının tedirginliği de eklenince, artan risk primi, faizlerin yükselmesine yolaçtı. Yılın son çeyreğinde 13 milyar doları aşkın borç ödeyecek olan Hazine, şimdi çözüm arayışı içinde, bu hassas döneme giriyor. Gayri Safi Milli Hasıla’nın % 60’ına ulaşan iç borç stoku, kısa vade ve yüksek faiz yapısıyla da, tehlikeli bir yığın olarak, Türk ekonomisinin tepesinde duruyor. Gerçi, Hazine ,IMF’den gelmesi beklenen 3 milyar dolar ve , iç piyasadan yapacağı borçlanma ile , bu dönemi atlatabileceğini hesaplıyor. Ancak, 2001 ‘deki kötü borçlanma performansı, 2002’ye zor bir miras devredecek. Bu noktada, ekonomik programını faizlerin düşürülmesi ve enflasyon hedefi temeline oturtan Türkiye’nin önüne açmazlar çıkması kaçınılmaz görünüyor. Bir tarafta yoğun borçlanma ihtiyacı ve artan risk primi, diğer tarafta faizlerin ve enflasyonun düşürülme zorunluluğu, Sn. Derviş’in ve ekonomi yönetiminin önünde çözülmesi gereken bir çelişki olarak duruyor. Ancak, 11 Eylül ile başlayan yeni dönem; Türkiye’nin stratejik önemi, ekonomik mücbir sebepler gibi kartlar, eğer ekonomi yönetimi tarafından doğru zamanda oynanırsa, Türkiye bu krizde bazı ekstra çözümler ve avantajlar bile sağlayabilir. Sn. Derviş, IMF’in 2002 deki borcumuz olan 5,5 milyar doları ertelemesini talep etmesi, bu kartlardan ilkinin doğru oynandığını gösteriyor. Şimdi, Türkiye, coğrafyasının ve müslüman çoğunluğunun kendisine sağladığı avantajını, IMF ve ABD güdümündeki diğer finans kuruluşlarından yeni krediler şeklinde kullanmaya çalışmalı, diğer taraftan da, bu krizin mücbir sebep etkisini gözönüne alarak, iç borcun vadesinin uzatılması ve maliyetin düşürülmesi için, ikinci bir gönüllü takasa (veya örtülü konsolidasyon) yönelmelidir. Ekonomi kamuoyunun buna çok tepki göstermeyeceğini tahmin edebiliriz. Bu kararlar Sn. Derviş’in önünde önemli fırsatlar olarak durmaktadır. Yarın başlayacak olan ABD gezisinde, Ekonomi bakanımızın IMF ve Dünya Bankası yetkililerinden bu konularda somut edinimler sağlayacağını umud ediyoruz. Türkiye, tarihinin en kötü ekonomik dönemini yaşarken, Dünya da , Demirperdenin yıkılması ile başlayan yeni global dönemin en kritik dönemecine gelmekte. Önümüzdeki bir iki yıl, dünya’da birçok yeni oluşum, değişiklik ve dengelere gebe iken, Türkiye de ya geleceğe umutla bakan, veya, gelişmemişliğin karanlığına gömülmeye devam eden bir ülke olacak. Dünya’daki her denge ve düzen değişimi , lokal ve global bazı fırsatları da beraberinde getirir. Soğuk savaşın sona ermesi ve SSCB’nin dağılması ile ortaya çıkan dönemin Türkiye’ye sağladığı fırsatları, Türkiye yeterince kullanamamıştı. Şimdi ise, Türkiye, tarihinin en ağır ekonomik krizinde, ya hep ya hiç dedirtecek, kendisini bu ekonomik bozulmaya götüren faktörlerden kurtulma veya ekonomik olarak tükenme noktasında bir yol ayrımında. Dünyadaki savaş ve gerginlik rüzgarları, bu ortamda, Türkiye’ye konjonktürel, siyasi ve ekonomik birçok fırsatlar sunacaktır. Bu ülke, kalabalık nüfusu, yetişmiş insan gücü, coğrafi konumu ve izafi olarak büyük ekonomisi ile, bu fırsatlardan yararlanabilecek potansiyele sahip bir durumda görünüyor. Bu noktada işin püf noktası, devleti yönetenlerin, fırsatları iyi tahlil etmeleri ve ellerindeki kartları doğru oynamalarında yatıyor. Ekonomisi altı ayda yüzde 11 küçülen, 280 bin işyerinin aynı dönemde kapanmak zorunda kaldığı bir ülke, ancak cesaretle alınan kararlar ve doğru zamanda atılan adımlar ile düze çıkabilir. Bir yıl önce ülke insanının yüzde 42’si geleceğe güvenle bakarken bu oran şimdilerde yüzde 18’e kadar düşmüş durumda. Yani, devlet, vatandaşının güvenini hızla kaybediyor. Bu dönem, atılan doğu adımlar ile güvenin yeniden arttırılacağı bir süreç başlatabilir. Aksi halde, inanç ve itimadını kaybetmiş bir toplum ile, bu ülkenin geleceğini aydınlatmak imkansız kadar zorlaşacaktır. Fatma Selçuk
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT