BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ek kaynak geliyor mu?

Ek kaynak geliyor mu?

Enflasyon Türkiye’nin kabusu olmaya devam ediyor. Son krizlerle birlikte buna bir de döviz kurları eklendi. Geçtiğimiz haftaya piyasalara damgasını vuran yine bu iki aktör oldu.



Enflasyon Türkiye’nin kabusu olmaya devam ediyor. Son krizlerle birlikte buna bir de döviz kurları eklendi. Geçtiğimiz haftaya piyasalara damgasını vuran yine bu iki aktör oldu. Eylül ayı enflasyonu yüzde 5 ile gelişmiş ülkelerin yıllık enflasyon oranlarının iki katına çıkarken, dolar tarihinin en yüksek seviyelerine 1 milyon 650 bin TL’ye yükseldi. Enflasyon oranlarının matematiksel ve ekonomik bir açıklaması var hiç kuşkusuz. Ancak döviz kurlarındaki bu hareketlerin daha çok psikolojik olduğunu yani son dönemlerde sıkça telaffuz edilen güven sorunundan kaynaklandığını inkar etmek doğru olmayacaktır. Eylül ayı enflasyon oranları program gereğince Ekim ayında enflasyon hedeflemesine geçecek ekonomi yönetimi için tam bir sürpriz oldu. Daha uygulamaya geçilmeden enflasyon hedeflemesi tartışmaya başlandı. Gerçekten mevcut şartlarda Türkiye enflasyon hedeflemesine geçebilir mi? Eylül ayında sadece okulların açılması nedeniyle yüzde 5 seviyelerine yükselen enflasyon oranının, reel sektörde gerçek anlamda yaşanacak bir canlanmada hangi seviyelere yükselebileceğini tahmin etmek gerçekten korkutucu görünüyor. Diğer taraftan enflasyon körükleyen bir diğer faktör döviz kurları. Özellikle sanayinin önemli temel taşlarından olan elektrik, petrol gibi ürünlerin fiyatları uluslararası anlaşmalar gereğince döviz kurlarındaki artış oranında zam görüyorlar. Bu da özellikle kamu kesiminin oluşturduğu bir enflasyon olarak karşımıza çıkıyor. Enflasyondaki bu hızlı yükselişin döviz kurlarından da kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz. Ancak döviz kurları son dönemlerde ekonomi terazisinin en hassas noktası konumunda. Her türlü kötü senaryoda para otomatik olarak dövize yöneliyor. TL’nin aşırı değer kaybettiği göz önüne alındığında dövizdeki bu hızlı artışın en önemli nedeni psikolojik olarak kendini gösteriyor. Son dönemlerde sıkça ve tüm ekonomistler tarafından dile getirilen güven sorunu işte burada ortaya çıkıyor. Güven sorunu da herkesçe biliniyor ki siyasetten kaynaklanıyor. Geçtiğimiz hafta Washington’da olan Ekonomi’den Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş Cuma günü yaptığı açıklamada görüşmelerin olumlu geçtiğini söyledi. Piyasaların beklediği 2002 yılındaki borcun ertelenmesine ilişkin rahatlatıcı açıklamalar yaptı. Ayrıca Türkiye’nin 11 Eylül’deki terör olaylarının ardından piyasalarda yaşanan dalgalanmalar nedeni ile ek finansman ihtiyacı doğduğunu da sözlerine ekledi. Ek finansman ile ilgili net bir açıklama yapılmazken, Cumartesi günü yapılacak G-7 zirvesinden çıkacak sonuçlar beklenecek. Türkiye’nin jeopolitik ve coğrafik konumu göz önüne alındığında, ABD’nin bu ek kaynağı verme konusunda istekli olacağı tahmin ediliyor. Böyle bir ek kaynak hiç şüphesiz piyasaları ve Türkiye ekonomisini kısa vade için rahatlatacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki; on yıllardır süren problemler taşıma su ile dönmemiştir ve dönmeyecektir. Türkiye kendi iç dinamikleri paralelinde gerekli tedbirleri almalıdır. Her geçen gün işsizliğin arttığı, daha önce hiç yaşanmamış sosyal olayların yaşandığı hiç akıllardan çıkmamalıdır. Para piyasalarındaki rahatlamanın ardından hiç vakit kaybetmeden reel ekonomiyi canlandıracak, işsizliği azaltacak bir dizi köklü çözümler bulunmalıdır. Bu da tabii ki siyasi irade gerektirir. Biz hala bu siyasi iradenin var olduğuna inanıyoruz, belki de inanmak istiyoruz. Yazan: Fatma Selçuk
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT