BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

b>Kahır yüklü ayrılık Odamdayım. Çığ düşmüş yüreğime, gözlerim buğulu, gönlüm susmada... Sandalyeler, masam ve saksıda solmuş çiçek, mahzun...



Kahır yüklü ayrılık Odamdayım. Çığ düşmüş yüreğime, gözlerim buğulu, gönlüm susmada... Sandalyeler, masam ve saksıda solmuş çiçek, mahzun... Sobam yanmıyor. İlkbaharın coşkusu onu hiç hatırlatmıyor. Karşımda çerçevelenmiş haritam, baştan başa tarihin toprak kokusu, genzimi ıslatıyor. Evet, diyorum. Sizler hep sessiz günaydınlarıma, “merhaba” derdiniz. Bugün neden bir garip, neden susmadasınız? Odamın kahır yüklü dostları... Gurbet, kimilerinin yüreğinde gök gürültüsü, kimilerinin yüreğinde sancı... Dile gelen eşyalar Koltuğum oldum olası “ah” çeker. Bitmez sorunlarına bir yenisini ekler. “Ben” der; “henüz tezgahlardan yeni çıktığımda; kimileri sevdalandı da ağarmışken boyalarım, sen gibi nice dostlarıma hizmet ettim. Çok gülen çok ağlarmış... Ağaran saçlara kırağı düşer de ağarmazmış. Niceleri gelip geçti de, kalan bir hoş sadâ imiş. Ne mutlu sana. Biraz kül, biraz duman... Tüten bacan olsun, çocuklarınla sen var mutlu ol...” dedi. “Daha henüz erken, veda etmiyorum” diyebildim. Masam dil verdi: “Kalem tutan ellerin, beni yazsın. Ömür defterimde benim de yerim olsun. Unutmazsan beni eğer, dilerim, dileğin olsun. Ben nasıl ses vermiyorsam sen de sus... Bilesin, bir bilenin önünde susulur. Eğer olursa haykırışlarım bugünden, zamanı olsun... Zaman ne güzel tartı. Lakin bilinmez önü arkası. Sen yine yaz. Yine yüreğinden kopup gelen haykırışlarına “ben” diyenlere “can dostum” de... Ve sustu masam... Birkaç sözcük, birkaç cümle ne olur söyleseydi. Saksıdaki çiçek durur mu? Solan yüzünde baharın can verdiği esinti yüzümü okşadı; “Ben şarkılarla büyürüm... Gitmek mi zor, kalmak mı?... Oysa sen geleceksin, elinde mazbatan nereye, yolun nereye? Yolun nerede biterse, oraya, beni bulursun... Ben her yerde, aynı saksılarda aynı çiçek... Ömrüm dediğin bir gün bitecek. Zaman, ömrün altın daneleri, her an senden çalınan bu garip, ama gerçek hırsız nerede? O, beni yakalayın der, sen kovalarsın, tam enselendiğin an tükenir nefesin... Bırak o çalsın, sen kovala... Sakın yanlış anlama, yolun her girdabında yeni şeyler görüp öğreneceksin. Öğrendiklerin, geride kalanlara olacak. Onlar da aynı oyunu oynayacaklar... Bitmeyen şikayetler... Sohbet de canlandı, savruldu bir an haritam: Hep susar sizi dinlerim. Ben Anadolu’yum. Ben tarihi harman etmiş yağızların mirasıyım. Ben nice alimlerin, nice padişahların, nice Mustafa Kemaller’in Oğuzlar’ın, Kağanlar’ın yurduyum. Ben nice çınarların, gazilerin, şehitlerin, evliyaların diyar-ı gurbetiyim... Ben vuslat, ben çareyim, ben bu alemde bir benim... “Ben”im de alemler var... Sanki gök gürledi, sanki yağız atlar kişnedi, tarih çalkalandı, tarihler yaşandı... O ben de, ben garibin sözü mü olur. O bende nice bendeler var. O bendelerin kurbanı ben, ancak “seninim” diyebildim. Kurbanın olayım, bayrağının gölgesinde öleyim. Toprağın, örtsün bedenimi, toprağınla olayım, diyebildim. Alevlenir oldu sobam: “Nice yangınları çanağımda kül ettim. Nice külde, nice çiçekler bitti. Hayat bir varmış, bir yokmuş. İnsan kuşlar misali. Burada hüzün, orada coşku. İnsanın her adımı, bilirse gurbet, bilirse vuslat. Ben nice mevsimler, çanağımda taşırım bu kor, alevleri de; kimince sevilir, kimine ürperti verir. Var git! Erciyes eteklerinde kar gönder. Yazın serinler, kışın çanağın olurum.” Sandalyelerim sallanır oldu: “Üç yıl misafirlerine minder oldum. Seni hoşnut edenler, bizi de hoşnut ettiler. Senden önce de kimilerine minder olmuştuk. Gelenler, gelmeyenler sağ olsunlar... Dost, el verir, gönül verir... Dost her dem hoş gider, gönül yur, gönül bulur... Mevlana: “Dost insanın hüzünlü günlerinde aynasıdır. Ey can o aynaya hohlama” der. “Dostların çok, bendelerin var olsun” Merhaba özgürlük Dalan gözlerim, yorgun, küçük penceremden uzaklara takıldı. Yeşeren dallar ve gökyüzü nasıl berrak. Kuşlar cıvıl cıvıl... Özgür olmak, en büyük mutluluk. Dağlar, eyvallah der. Irmaklar güle güle... Herşey bir başka coşkulu, herşey bir başka sevinç verir insana... Dudaklarım titriyor, veda edemiyorum. Öylesine alışmışım ki, hadi özgürsün... Şimdi neden hoşçakal bürom, dostlarım diyemiyorsun... Bir kaç kez odamda gezindim. Masam, sandalyem, koltuğum, saksıda solan çiçeğim ve beni kışlar boyu ısıtan sobam. Baktım, öylesine mahzun, öylesine derin bir gün., belki görüşmek üzere... Bürom, beni sessiz uğurlarken, bir başka arkadaşıma merhaba diyorum. Ne kadar içten, ne kadar dostça, çocuk bakışlarla, çocuk gözyaşlarıyla... Ve ne de samimi idiler... * Kemal S. ESEN / İSTANBUL Daha önce düşünseydin Göklere tek adak adama şimdi Seherde bekledim nerelerdeydin Dizimde yatarak ağlama şimdi Mektuplar gönderdim nerelerdeydin Siyah örtüleri bağlama şimdi Güller aşarken sen nerelerdeydin Bir soluk resmini saklama şimdi Kül değil, ateşken nerelerdeydin Sendeki mendili koklama şimdi Çiçekler derledim nerelerdeydin Bana sen gurbeti anlatma şimdi Arkandan su serptim nerelerdeydin Vedaya gelmedin arama şimdi Yalvardım kal diye nerelerdeydin Gideken çok şendin dert yanma şimdi Muhtaçken sevgine nerelerdeydin * Güngör SAKMAN / İSTANBUL İş işten geçmeden Yolcunun ardından kopuyor çığlık, Pek istenmez, hep gelen o ayrılık, Hangi yöne bu plansız yolculuk, Geminin rotası hayattan öte. En köklü sevgiyi eritirmiş kin, Yol bitince, her şey boşaymış dersin, Gece çöker, güne veda edersin, Bir baksaydın neler koydun sepete. Her tavrında yiğit, sözünde mert ol, Zalimlere karşı daima sert ol, Sıkıntıya düşenlerle hem-dert ol, Böyle ulaşırsın tek, saadete. Yalnız kalan gönül, benzermiş çöle, İmansız çabanın sonu nafile, Yenilmez denilen devletler bile, Su gibi muhtaçtır, hep adalete. * Hüseyin ÖZKAYNAKÇI / SİVAS Gülümse Herşeye rağmen gülümseyebilir miyim. Atabilir miyim içimdeki nefreti, kini Sevdiğim insanlar bir bir ölürken Gülümse diyebilir misin bana öyle içten O kadar güvenmişim ki insanlara Kopmak zor geliyor artık Yoksulluğun pençesinde kıvranırken Gülümse diyebilir misin bana öyle içten Bakmışsın ne şan kalmış, ne şöhret Ne insanlık kalmış, ne saygı, ne güven Hayat devam ederken böyle çilelerle Gülümse diyebilir misin bana böyle içten Sevgiler sahte dostluk üzerine kurulunca İnsanlar birbirine aç kurt gibi saldırınca Gülümse diyebilir misin bana içten * Kenan HAMARATLI / BURSA
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT