BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Afganistan değil ‘Savaşistan’

Afganistan değil ‘Savaşistan’

11Eylül’de Amerika’ya yapılan terör saldırılarının ardından saldırıların Afganistan kaynaklı olduğunun belirlenmesi bütün haber merkezlerini harekete geçiriyor. Biz de Afganistan’a Pakistan üzerinden gitmeyi tercih ediyoruz. 11 Eylül saldırılarından 4 gün sonra Pakistan’ın başkenti İslamabad’a ulaşıyoruz. İslamabad’da bir süre siyasi gelişmeleri takip etme fırsatı buluyoruz. Bu arada Afganistan- Pakistan ve Taliban ilişkileri arasında bilgi sahibi de oluyoruz. Daha sonra Pakistan’ın Afganistan’a sınır kenti Peşaver’e uzanıyor yolumuz. Burada da uzun süre Taliban yanlıların gösterileri, yeni Talibanlar yetiştiren medreselerle ilgili haberler yapıyoruz.



En büyük isteğimiz Afganistan’a girmek. Ancak yaptığımız müracaata ve geçen 1 aylık süreye rağmen hala Taliban Konsolosluğu’ndan ses yok. Bize göre ikinci büyük başarı ise her şeyin serbest olduğu “Serbest Bölge” ye girebilmek. Buraya girmeye bir kez muvaffak oluyoruz. Ancak arabadan inmeksizin. Bu bölgenin özelliği burada uyuşturucunun gramının 250-300 bin liraya satılması, her türlü silahı serbest bir şekilde bulabilmeniz ve Pakistan polisinin bölgeye karışmaması. Serbest bölgenin güvenliği Aşiretler tarafından sağlanıyor. Yani Aşiret kanunları geçerli bu bölgede. Nihayet izin çıkıyor İki ay boyunca, Pakistan’ın İslamabad ve Peşaver kentlerinde Afganistan’da yaşanan savaşı takip etmeye çalışıyoruz. Sınırın ötesinde büyük bir savaş var ve biz buraya girebilmenin yollarını henüz bulamadık. Ümidimizi kaybettiğimiz sırada, Taliban Konsolosluğu’ndan Afganistan vizemiz çıkıyor. Evet bölgedeki 3 binden fazla gazeteciden daha şanslıyım. Taliban yönetimi döneminde Kabil’e gideceğiz. Müslüman ülkelerden gelen 8 gazeteciden 5’i Mısırlı, 3’ü Türk. Ve büyük gün. Sabah saat 08.00’de Taliban’ın Peşaver Konsolosluğu’nda buluşuyoruz. Torkham Sınır Kapısı’ndan içeri giriyoruz. Küçük bir kulübede pasaport kontrolümüz yapılıyor. Latin alfabesini zorlukla okuyabilen 6 kişi pasaport kontrolümüzü yapmaya çalışırken gülmemek için kendimizi zor tutuyoruz. Yaklaşık 1 saatlik bir uğraştan sonra pasaportların kendimize ait olduğuna Taliban’ı ikna ediyoruz ve yola koyuluyoruz. Celalabad’a 3 saatlik bir yolculuktan sonra ulaşıyoruz. Yol güzergahında özellikle Rus Savaşı’nda bombalanan yerleşim birimleri var. Her yer harabeyi andırıyor. Yine Rus Savaşı’ndan kalma tank ve benzeri askeri araçların enkazlarını görüyoruz yol boyunca. İnsanların sakin bir şekilde tarlalarında çalışıyor olması bizi şaşırtıyor. Geceyi Celalabad’da geçirdikten bonra sabahleyin tekrar yola çıkıyoruz. 5 saatte ulaşıyoruz Kabil’e. Yine dikkati çeken tek şey harabeden farkı olmayan bir şehir. Rus Savaşı’ndan iç savaşa ve son olarak Amerika’nın bombardımanına rağmen ayakta kalmaya çalışıyor Kabil. Bir çok bölümü harabe olmuş olsa bile. Bombalar camları sarsıyor İnter Continental Otel’e yerleştiriyor. Taliban’ın izin verdiği kadar etrafı geziyoruz. Akşam olurken bombardıman başlıyor. Kabil yakınlarına düşen bombaların etkisiyle odamızın camları sallanıyor. Uzaklarda oluşan alevleri görüyoruz. Ve Taliban’ın uçaksavar ateşini. Saat 21.00’den sonra ise elektrikler kesiliyor şehirde. Kabil karanlığa gömülüyor ama silahların ateşleri aydınlatıyor şehri. Sabahleyin Taliban bombalanan yerleri gezdiriyor bize. 2 gün önce evlenen bir çift bombalamada hayatını kaybetmiş. Evden hala ağıtlar yükseliyor. Bombalanan Kızılhaç deposunda yanan buğday çuvalları, yanan yağların tenekeleri. Hala dumanlar yükseliyor içten yanan buğday çuvallarından. Ve Kabil Hastanesi’ndeyiz. Savaş yaşlısından gencine, çocuğundan kadınına her yaştan insanın vücudunda kalıcı izler bırakmış. Bombardıman her yaştan insanı yaralamış. Her savaşta olduğu gibi yine suçlu veya masum diye ayırt etmemiş insanları. Onların söyledikleri ise yürekleri daha çok burkuyor: “Biz sadece ekmeğimizin peşindeyiz. Biz ne Ladin’i, ne Molla Ömer’i tanırız. Gidin onları vurun, gücünüz bize mi yetiyor?” Kabil’de 85 yaşındaki Abdullah Menhani amca ile görüşüyoruz. Bütün savaşları görmüş yaşamış. Ruslar’a karşı savaşta bir ayağını kaybetmiş. Ülkesindeki iç savaşın dış güçler tarafından tetiklendiğini söylüyor ve Afganistan’daki elmas, zümrüt ve doğalgaz yataklarının bugüne kadar kullanılmadığını ve artık eskisinden daha değerli olduğuna dikkat çekiyor. Afganistan’ın geleceğini sorduğumuzda ise yeni yönetimin batıyı memnun etmek için bir süre iyi bir görünüm verebileceğini belirtiyor ve sözlerini şöyle bitiriyor: “Afganistan’ın adı Rus Savaşı’ndan sonra Destanistan’dı. Çünkü herkes birlik olup Ruslar’ı kovmuştu. Ama anladık ki bu savaş son savaş değilmiş. Oğul bu topraklarda doğan çocuğun ilk duyacağı ses silah sesi, ilk duyacağı koku barut kokusudur. Bu toprakların kaderi bu. Burası Afganistan değil, Savaşistan...” ¥ DevamI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT