BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Üç ders

Üç ders

Edebiyat fakültesi mezunu olup da edebiyatla zerrece meşguliyeti olmayanları gördük. Tarih bitirip de tarihle hiçbir dostluk kuramamışların sayısı belirsiz. Bir gencin sadece okullardaki din derslerini görüp de yanlışsız namaz kılabileceğine de ihtimal veremiyoruz...



Edebiyat fakültesi mezunu olup da edebiyatla zerrece meşguliyeti olmayanları gördük. Tarih bitirip de tarihle hiçbir dostluk kuramamışların sayısı belirsiz. Bir gencin sadece okullardaki din derslerini görüp de yanlışsız namaz kılabileceğine de ihtimal veremiyoruz... Üç ders, din dersi, tarih ve edebiyattır. Yer çekimi dünyanın her tarafında aynı. Dolayısıyla iktidara kim gelirse gelsin fizik dersinde değişiklik yapamaz. Matematik de öyle. Kimya da. Hatta coğrafya bile. Edebiyat, ilahiyat ve sosyal dersler öyle değil. Bunlar, öğretenlerin veya yönetenlerin zihniyetlerine göre şekil alabilmekte. Dürüst niyetli öğretenlerle yönetenlere muhtacız. Saydığımız fakültelere boşta kalmamak için girmiş öğrencilerin oralardan tarihçi, edebiyatçı olarak çıkmaları imkânsızdır. Öyleyse bu derslerde iyileştirmeye gitmek prensip olarak yerindedir. O kadar yıl din dersi gören bir genç bir Müslüman için zaruri olan bilgileri öğrenebilmelidir. Tarih tahsil eden tarih muhakemesi kazanabilmeli, edebiyat okuyanda da bir parça edebiyat zevkine tesadüf edilebilmeli. Tarih, her şeyden önce bir kıyas ilmidir. Meseleler arasında illiyet mantığı kurabilmektir. Tarih öğretiminin düşünebilme melekesi kazandırması şarttır. Tek başına ezber yetmez. Hatta Ortaylı Hoca’ya rağmen şöyle diyebiliriz. Bilgiyi hafızaya mal etmekle kuru ezbercilik farklıdır. Binaenaleyh, tarih, ezber ilmi değil tefekkür sanatı olmalı. Tarihçi lazım olduğunda bir andlaşmayı açıp okuyabilir. Tarihe yorum getirmekse onun bilgi birikimiyle alakalıdır. Edebiyat, güzel sanatlara açılan kapıdır. Lisana hakimiyettir. Estetiği tanıma ilmidir. Gönül genişliğidir. Peki bütün bunlar gerçek hayatta ne kadar mevcut. Az sayıdaki idealist öğretmenin gayretlerine bağlı. Onlar da türlü yıpratma yollarıyla yıldırıldıkları için çok kere sinip köşelerine çekilmekteler. Zira bu derslere düşkün olan öğretmenler peşinen bir klişe ile damgalanmakta. Öyleyse ismi geçen derslerin yeniden ele alınması bir zaruret. Hayati soru şu: Kim tarafından, nasıl ve ne zaman? Bu işlere “miladımız cumhuriyetle başlar” diyerek başlarsanız, baştan her şey şüpheyle karşılanır. Ondan sonra her üç derste de iyi niyetli bir çalışmanın varlığına inanmak son derecede zorlaşır. Edebiyat derslerinde günümüz edebiyatçılarının da okutulmasına aklı başında kimse karşı çıkamaz. Tarihte düşünceye önem verilmesi sadece takdir edilir. Ama “din kültürü ve ahlak dersleri bizatihi öğrenciler tarafından yazılacak, yazılmasına da başlandı” derseniz sadece asap bozarsınız. İyi niyetinizden de ciddi şekilde şüphe edilir. Fizik kanunlarına, kimya formüllerine müdahale edilmediği gibi, din, tarih, edebiyat ve felsefe grubu dersleri karşısında da objektif olmalı. İlmin bir haysiyet ve namusu vardır. O, bunu emretmekte. Bu üç ders, iktidardan iktidara, bakandan bakana değişirse bu millete en büyük kötülük yapılmış olur. İdeolojinin çirkin yüzü bu derslerin zevkli vadilerinden uzak durmalı.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT