BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanc

Kıskanc

Ne yapabilirdi ki Berrin. Nereye gidebilirdi ki? Valizin sapını tutan eli gevşedi. Sonra usulca valizden ayrıldı. Bir anda yaşadıkları bu elektrikli ortama her ikisi de anlam verememişti. Mahsun bir şekilde tekrar odadan içeri girdiler...



Nereye gidebilirdi ki! Bir müddet sonra bütün cesaretini toplayıp arkadaşının yanına gitti Berrin. Salonun ortasında ikisi de karşı karşıya gelmişti. Berrin yalvarır gözlerle konuşmaya başladı: -Ne olur anla beni Şebnem. Ben sana şimdiye kadar asla yalan söylemedim. Söylemem de... Şebnem’den cevap gelmedi. Bu susuş, “Haydi anlat öyleyse” anlamına geliyordu. Sessizlikten cesaret alarak devam etti Berrin: -Ben eşimden boşanmadım. Boşanmadım yemin ederim. Az önce haberlerde Kemal’in vurulduğunu öğrendim. O yüzden arayalım dedim. Senin böylesi bir konuşmayla karşılaşacağını bilseydim ister miydim. İnan bana Şebnem... Ardından yine hıçkırıklarını koyverdi genç kadın. Şebnem ise biraz sakinlemiş ama eski samimiyeti rencide olmuş şekilde cevapladı: -Öyleyse merak etme. Kocanız hayatta ve duşunu almakla meşgulmüş. Bu arada televizyonda aynı haber tekrar veriliyordu. Spikerin konuşmasını bu kez ikisi birden izlerken, Şebnem acı acı gülümsedi: -Adı geçen Kemal sizin eşiniz mi? Hayır. Hemen ismini duyar duymaz ortalığı karıştırmana gerek yok. Soyadı diye birşey var ortada değil mi? Arzu ismi ise sadece bir rastlantı. Berrin ne yapacağını ne cevap vereceğini bilemez halde, gözünü kapıya çevirdi. Arkadaşından özür diledi: -Seni kendi sıkıntımla üzdüm. Böyle olmasını asla istemezdim. Artık daha fazla üzmeme gerek yok. Ben müsaade isteyeyim. Berrin’in bu hareketini hiç beklemiyordu Şebnem. Şöyle bir muhasebe yaptı. Acaba az önce kendisi de heyecanlanmış ve arkadaşını ön yargıyla mı paylamıştı? Bu arada Berrin kapının önünde duran valizlerine sarılmıştı bile. Gidiyordu işte. Kararsız kaldı ev sahibi olarak. Ne diyeceğini düşündü. Ardından gidip, “Bırak şu gitme işini” mi demeliydi? Yoksa sessiz kalıp gitmesine seyirci mi kalmalıydı? Kendi yalnızlığını hatırladı. O zamanlar bir arkadaşa, bir teselli edecek dosta ne kadar ihtiyacı olmuştu. Yüreği sızladı: -Berrin, ne yapıyorsun sen? -Gidiyorum Şebnem. Kusura bakma rahatsız ettim. -Haydi canım sen de... Bırak şimdi soğuk şakayı. Birden ben de öfkelendim işte. Ne var bunda... -Yok yok, senin üzülmeni istemem. -Gerçekten az önce fevri davrandığım için özür diliyorum. Ne bileyim kadınsı duygularım kabardı birden. O terbiyesiz kadının söylediği sözler adrenalimi yükseltti. Gözüm birşey görmez oldu. Berrin’in gözlerinden süzülen iki damla yaş, üzüldüğüne mi sevindiğine mi akıyor belli değildi. Şebnem yeniden kucakladı arkadaşını: -Berrin... Biz ikimiz dün mü tanıyoruz birbirimizi? Ne olur canım, kusuruma bakma. İnan ki az önce o kadının sözlerinden dolayı kendimi kaybettim. Bak beni kırma ne olur. Gidersen ömür boyu konuşmam seninle. Hem ne yapabilirdi ki Berrin. Nereye gidebilirdi ki? Valizin sapını tutan eli gevşedi. Sonra usulca valizden ayrıldı. Bir anda yaşadıkları bu elektrikli ortama her ikisi de anlam verememişti. Mahsun bir şekilde tekrar odadan içeri girdiler. Berrin’i kendi elleriyle özenle koltuğa oturtan Şebnem, hemen yanına ilişti ve az önce bu tatsızlığa sebep olan Arzu’nun telefonda konuştuklarını anlatarak haklılığını ispatlamak istedi: -Utanmaz kadın. Hem suçlu hem güçlü. -Ne diyor terbiyesiz? -Kemal bey duştaymış... Sersem şey. Biz can derdindeyiz o neyi düşünüyor? Kimbilir belki de bizi kıskandırmak için yalan söylüyordur. Onlar öyle işte. -Yalan değildir Şebnem. Yalan değildir. Çünkü Kemal son zamanlarda çok değişti. Hiç eskisi gibi değildi. Beni gözü gördüğü yoktu. İki üç günde bir eve geldiğinde de üzerindeki losyon kokusu aslında herşeyi anlatıyordu. Ama hep sabrettim. -Arzu’nun dediği doğruysa, senden ayrıldığını söylemiş. Kimbilir belki de kafasına koymuştur. > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95953
    % -0.94
  • 5.8268
    % -0.21
  • 6.5545
    % -0.3
  • 7.5474
    % -0.22
  • 237.702
    % -0.48
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT