BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Zil çalınca defter ve kalemlerini topladı. Dışarı çıkmaya hazırlanırken Sanat Tarihi Öğretmeni Süha Bey’in hâlâ sınıfta olduğunu gördü. Öğrencilerden sadece birkaç tanesi kalmıştı. Onlar da gitmek üzereydi.



Zil çalınca defter ve kalemlerini topladı. Dışarı çıkmaya hazırlanırken Sanat Tarihi Öğretmeni Süha Bey’in hâlâ sınıfta olduğunu gördü. Öğrencilerden sadece birkaç tanesi kalmıştı. Onlar da gitmek üzereydi. Süha Bey sanki Sabiha’ya bir şey söyleyecekmiş gibi dikkatle ona bakıyordu. Genç kızın gözleri arkadaşını aradı. Lâle, ortalıkta görünmüyordu. Sıraların arasında kapıya doğru yürürken, Süha Bey yanına gelmesi için ona işaret etti. Sabiha rahat adımlarla öğretmeninin yanına gitti. Söyleyeceklerini beklemeye başladı. Süha Bey masanın üzerindeki kaynak kitaplarını kolunun altına aldıktan sonra birlikte kapıya doğru yürüdüler. - Seninle biraz konuşmak istiyorum, vaktin var mı? - Elbette. Genç kız onun hemen o anda konuşmak istediğini zannederek sözlerini bekleyince öğretmeni açıklama yaptı. - Eğer kabul edersen çay içmeyi teklif ediyorum. Daha rahat konuşuruz. Sabiha bu teklifin ne anlama geldiğini çözmeye çalıştı. Rahat konuşulabilecek bir yerde baş başa olmak insanın aklına iyi şeyler getirmiyor, fakat Süha Bey öyle birine benzemiyordu. Orta yaşın üzerindeydi. Toplumdaki yerini ve değerini bilen, hali vakti yerinde, güngörmüş bir insandı. Belli ki sohbet etmekten öte, özellikle anlatmak istediği bir şeyler olmalıydı. Teklif masumdu. Yine de ihtiyatlı olmakta fayda vardı. Süha Bey, Beşiktaş’ta deniz kenarındaki çay bahçelerinden birine gidebileceklerini söyledi. Yeterince sakin olmadığını düşünerek vazgeçti. Sabiha’ya görmek istediği bir yer olup olmadığını sordu. Genç kız Lâle’yi de yanlarına almak şartıyla Eyüp Sultan türbesine gitmeyi teklif etti. Süha Bey: - Aslında böyle bir teklif benden gelmeliydi, dedi. Yanlış anlamandan korktum. Burası özel bir kolej. Görüyorsun etrafındakiler hep zengin çocukları. Dini mekanlardan uzak duruyorlar. Onlar camilerin bile fakir mahallelerin ihtiyarlarına tahsisli olduğunu zannediyorlar. Sabiha ona hak verdi. Lâle’yi bulmak için koridora çıktı. Biraz sonra bahçede buluştular. Süha Bey’in arabası yerli ve eski modeldi. Bakımlı olduğu için yeni gibi duruyordu. Bahçeden çıktıktan sonra hızlandılar. Trafiğin yoğun olmadığı hatlardan Eyüp Sultan yönüne doğru gitmeye başladılar. Önce Eminönü’ne uğradılar. Deniz kenarındaki sandallardan balık ekmek yediler. Yanında acılı birer şalgam suyu içtiler. Haşlanmış mısır görünce dayanamayıp onun da tadına baktılar. Arabayı otoparktan alıp tekrar yola devam ettiler. Haliç boyunca uzanan Unkapanı istikametindeki Kantarcılar Sokağı’nı geçtiler. Süha Bey yol boyunca havadan sudan konuştu. Sözü, asıl anlatmak istediği meseleye getirmek istiyordu. Balat semtine geldiklerinde caddenin üzerindeki sur kalıntıları, tarihi yapılar ve camileri gezerken Balat ve Fener semtlerinin Osmanlı’daki durumlarını anlatıyordu. - Tarih boyunca doğu ve batının hayranlığını kazanan İstanbul, dünyanın en renkli beldelerinden biri... Kültürün, sanatın ve dünyada bir eşi daha olmayan estetik güzelliklerin birleştiği yer... Osmanlı İmparatorluğu döneminde üç kıtanın başşehri görevini üstlenmiş. Yine İstanbul’dan başka yeryüzünde iki kıta üzerine yerleşmiş bir başka şehir yok... > DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT