BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kayışdağı çiçek açtı

Kayışdağı çiçek açtı

Aciz insanlar sadece "bir tabak aş" ve "sıcak çatı altı" istiyorlar ama Darülaceze'de "fazlası" sunuluyor



Havası ve suyu ile ünlü Kayıştağındayız. Ahmet Bey'le Darülaceze'yi gezecek el öpüp, dua alacağız. Ana kapıdan giriyoruz, tam yaşlılar yurduna doğru yöneliyoruz ki keskin bir ıslık duyuluyor. Sonra bir ıslık daha. Ahmet bey "Eyvah yakalandık" diyor. "Kime yakalandık, niye yakalandık" diyemeden etrafımız sarılıyor. Onlarca çocuk elimize, eteğimize yapışıyor, ite çeke okullarına sürüklüyorlar. Sanki üç büyüklerden biri diğerinin elinden futbolcu kaçırıyor. Ben ki kendimi hızlı makine çeken muhabirlerden sayarım, donup kalıyorum. Yurt içi ayrı curcuna. Ahmet Bey'e sarılan sarılana... Yanağından öpenler, kravatını düzeltenler, saçını okşayanlar, bacağına yapışanlar... Bunlar son depremde annesini babasını kaybeden çocuklar. Elbette şefkate diğerlerinden daha ziyade muhtaçlar. Siz hiç yetim başı okşadınız mı bilmem. Okşamadıysanız hiç durmayın, yüzünüze öyle bir minnetle bakıyorlar ki anlatılmıyor. İnsan yaşlandıkça daha mı yufka yürekli oluyor ne? Hiç yoktan yumruk gibi bir şey gelip göğsüme oturuyor, hani yutkunmakla gitmeyeninden, hıçkırıksız sökülmeyeninden. Gözlerim ıslandı ıslanacak, yüzümü makinayla kapatıyor, sözümona netlik yapıyorum. Ama kimse yutmuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık Daire Başkanı Doç Dr. Ahmed Zeki Şengil "çok şanslı olduğumun farkındayım" diyor, "millet bu hazzı yaşayabilmek için servetini bağışlıyor. Bizden para isteyen yok, üstüne üstlük maaş veriyorlar." Tatil köyü gibi Burası 150 dönüm genişliğinde bir kampüs. Kayışdağı'nın yeşil doruğu hemen yanıbaşında. Rüzgar çam, çim, kozalak kokuyor. Suyu zaten malum, şebekeyi bırakın, şerbetlerle yarışıyor. Çocukların başında müşfik öğretmenler ve işini bilen psikologlar var. Yatakhaneleri dörder kişilik, o sevimli ranzalar anasıyla babasıyla yaşayanları bile imrendiriyor. Dolaplarında sevimli oyuncaklar... Çamaşırları yıkamış, paklamış, itina ile katlamışlar. Yastıklarının yanında bez bebekler, şirin ayıcıklar.Kütüphane'de rengarenk kitaplar. Çocuk klasikleri, Ayşegüller, Keloğlanlar... Basket ve minyatür kaleli futbol sahası bir yana, koskoca spor salonu emirlerini bekliyor. Akşam öğretmenleri ile televizyon seyrediyor, gazoz içiyor, meyve, kuruyemiş atıştırıyorlar. Bahçede koca bir gölet var. Kazlar ördekler dalıp dalıp çıkıyor, çığlık çığlığa yıkanıyorlar. Bir diğer köşede dağ keçisinden, merinos koyununa, hindiden, tavus kuşuna kadar onlarca hayvan dolanıyor. Etrafında masalar, iskemleler. Aksaçlı ihtiyarlar hem çay içiyor, hem güneşlenip hatıra anlatıyorlar. Çocuklardan güç bela kurtulup, yaşlılar yurduna uzanıyoruz. Burada da aynı şeyler yaşanıyor, kapıdan girer girmez etrafımız çevriliyor. Ahmet bey bir bir kucaklaşıp ellerini öpüyor. "Nuriye teyzenin ayağı nasıl oldu?" "Mualla Hanım kırıklığını attı mı?" diye soruyor. Mualla hanım uyuduğu için rahatsız etmiyoruz ama Nuriye teyze bu ziyaretten çok memnun kalıyor. Ağlamaklı bir sesle "Bana sulugözlü oldun diyorlar" deyip içini çekiyor, "Bak yine Ahmet oğlum gelmiş, ben şimdi nasıl ağlamam." Yaşlıların hepsi doktor kontrolünde tutuluyor. Hergün tansiyonları ölçülüyor, gerekenlerin tahlilleri yapılıyor. Hemşireler saati gelenlere ilacını içiriyor. İçlerinden biri Florance Nightingale'de ünlü profosörlere muayyene olmak istiyor. Kimse ona "garipliğini bil, özel hastane senin neyine?" demiyor, talebini ciddiye alıyor, randevu istiyorlar. Mâlum toprakla uğraşmak insanı dinlendiriyor. Meraklı yaşlılar kendilerine ayrılan seralarda domates, biber, patlıcan yetiştiriyor. Her yıl yarım ton taze fasulye kaldırıyor, salatalıkları küfelere sığdıramıyorlar. Zerzavatı mahallenin fukarasına dağıtıp dua alıyorlar. Bazıları resim yapıyor, çoğu şiir yazıyor. Zaten içlerinde eski bürokratlar, askerler ve sanatkarlar var. Hasılı gün ve umur görmüş insanlar, kelimelerle oynamayı biliyorlar. Rahatları beyde yok Çıkıyoruz. Şimdi sıra zihinsel özürlülerde. O gün hava günlük güneşlik. Garipler banklara oturmuş sigara tellendiriyor. İçlerinden biri elini ansızın kulağına atıp teganniye başlıyor. Yanık bir sesle "Yar deyince kalem elden düşüyor, düşüyoor... Gözlerim görmüyor aklım şaşıyooor" diye asılıyor. Daha cümlesi bitmeden diğeri kapıyor "Lambada titreyen alev üşüyor üşüyoor... Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban, Mihribaaan." Güya özürlüler ama hece sekmiyor. Burada çok enteresan tipler var. Mehmet Çentikoğlu ağır kamil biri, tabiri caizse İstanbul efendisi. Tansiyonunu ölçen hemşireye "niye zahmet ettin hanım kızım" diyor, yemeğini getiren bakıcıdan "yoksa sizi yordum mu?" diye özür diliyor. Levent İsimsiz Aralık ayının karlı günlerinde sokaktan toplananlardan. Ayağı defalarca donduğu için kangren olmuş. Birara hayata küsmüş ama yavaş yavaş gülümsediğini söylüyorlar. İdareciler onun soyadının gerçekten "İsimsiz" mi olduğunu yoksa öyle mi yakıştırıldığını bilmiyor. Nüfus cüzdanı elbette yok ve onu kimse arayıp sormuyor. Bakıcılar itibarlı birine hizmet eder gibi özürlülerin peşinden dolanıyor, ardları sıra çay, çörek koşturuyorlar. Düşünebiliyor musun bu hizmet 24 saat sürüyor ve her 1,5 yatılıya bir eleman (hekim, hemşire, psikiatrist, bakıcı, hizmetli) düşüyor. Yemekleri diyetisyenler ayarlıyor. Öğünler doyurucu ancak saat 10 ve 15'te meyve, çay, kurabiye gibi hafif şeyler veriliyor. Mutfak çiçek gibi. Ustalar kapıları ardına kadar açıp göstere göstere çalışıyorlar. Yaşlılar kolay ama... Ahmet Bey "Aslında bizim geleneğimizde yaşlı terk etmek yok" diyor, "ama zihinsel özürlülere bakmak çok zor. Çocuk büyüdükçe problem de büyüyor. Bir kadın genç özürlü ile nasıl başedebilsin? Üstelik bunlar şaşılacak kadar güçlü oluyor, daralınca cam çerçeve dinlemiyorlar. Anneler ister istemez ciğerparelerine kelepçe takıyor, elceğizleriyle zincire vuruyorlar. Tedavi kabul etmeyen vakalar akıl hastanelerinin bile boyunu aşıyor. Nitekim bize de 400 müracaat oldu ama bu hastalardan sadece 33'ü zararsızdı ve onları alabildik. Keşke diğerleri için de ayrı bir merkez kurabilsek. Yine yatağa bağımlı hastaların yakınlarına çok acıyorum. Yıllarca hasta bakan aile bitip tükeniyor. Onlar için de bir güzel şeyler planladık ve mutlaka kuracağız." Kayışdağı'nın son derece modern bir kesimhanesi ve pırıl pırıl bir buzhanesi var. Kurban bayramlarında burada mâkul fiyatla hayvan satılıyor. Siz ikram edilen kavurmayı bitirinceye kadar hayvanı kesip, yüzüp önünüze koyuyorlar. Etlerin hepsini almak da elinizde, bir kısmını bırakıp gitmek de. Buranın tüm giderleri Belediye bütçesinden karşılanıyor. Peki teberru kabul edilmiyor mu? Para pul vermeye kalkarsanız "hayır" ama isteyen elbise, meyve gibi ayni yardımları yüklenip kapı çalabiliyor. Nitekim kimileri halı, mobilya, perde döşüyor, kimileri karton karton sigara getirip tiryakilere dağıtıyor. Yeditepe Üniversitesinin gençleri daha enteresan bir yardımda bulunuyor zaman zaman gelip çocuklarla oynuyor, yaşlılarla sohpet ediyorlar. Diyeceksiniz ki bu yazı da nerden icap etti? Her haber içimizi karartacak değil ya. Memlekette "güzel şeyler" de oluyor. “Bu model konuşulur” Doç Dr. Ahmet Zeki Şengil "sağlık sistemi" üzerine kafa yoran nadir uzmanlarımızdan biri. O, hastaları evlerinde bakmanın daha kolay ve ucuz olduğuna inanıyor. Bu sistemde daha az elemanla, daha büyük işler başarılıyor ve gönüllülerin önü açılıyor. Uygulamada Mc Grie Üniversitesinin hazırladığı 8 ciltlik bir klavuz esas alınıyor. İstanbul, Marmara ve Boğaziçi Üniversitesinde tıp ve psikoloji eğitimi alan talebeler kısa bir kursun ardından ev ev dolanıyor. Hastaları ve özürlüleri kayda geçiyorlar. Az gelişmiş çocukları tespit edip, ailelerini uyarıyorlar. Bu çok önemli zira annesi ve babası çocuğun gelişimindeki eksikliği farkedemiyor. Mesela küçük kafatası olan bir çocuk kontrol altında tutulursa 9 yaşına geldiğinde 7 yaşındaki bir çocuğun zeka seviyesine ulaşabiliyor. Halbuki kendi haline terkedilirse hep 2 yaşında kalıyor. Ahmet Bey "Kayışdağı ve civarında çatkapı usulü ile 40 bin eve girdik. Sadece hastaları bulup çıkarmakla kalmıyoruz. Sosyal Hizmet uzmanları aile terapisi yapıyor, muhtemel huzursuzlukları çözmeye çalışıyorlar. Eşyası olmayana Kadın Koordinasyon Merkezi'nden eşya gönderiliyor, özürlüler Özürlü Koordinasyon Merkezi'ne havale ediliyor. Zaten bu günlerde bütün dünya bu sistemi konuşuyor. Hastayı yakınlarından koparmadan tedavi etme fikri gittikçe güç kazanıyor. Bu methodun ne elektrik sarfiyatı, ne de su masrafı var. Bina, telefon, odacı, bekçi istemiyor. Bir çok insan eğitim alacağı için müspet gelişmeler dalga dalga yayılıyor. Nitekim Kayışdağı ve civarında istediğimiz rehabilitasyonu sağladık. Şimdi bunu 6 ilçeye, bilahere bütün İstanbul'a yayacağız. İstanbul adeta devlet gibi. Burada sunulacak sağlık hizmeti model olmalı" diyor.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT