BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kafalar karıştı

Kafalar karıştı

Ecevit’e göre ‘Ufukta kara göründü’ ama kendi bakanları bile ‘Kriz bitmedi’ diyor Başbakan, bazı çevrelerin hızlı büyümenin enflasyonu da hızlandıracağından kaygı duymasına katılmadığını belirterek, şunları söyledi: “Büyümek Türk milletinin hakkıdır. Küçülmeyi içime sindiremiyorum. TL’nin değer kazanması ihracatı niye vursun ki? Böyle bir şey olursa, ihracatı artırmak için başka yollar da bulunabilir. Örneğin, kredi kolaylıkları sağlanabilir.” Tanrıkulu: Kriz var Krizin bitip bitmediği bakış açısına bağlı. Eğer krize döviz fiyatları olarak bakarsanız bitti ama üretimde kriz sürüyor. TOBB: Popülizm Popülizmi bırakıp köklü değişiklikler yapmak zorundasınız. Aksi halde sistem rahatlayamaz. Pozitif büyüme istiyoruz.



ANKARA - Hükümette bulunan bazı bakanlar ve iş adamları ekonomik krizin etkilerinin hâlâ devam ettiğini söylemelerine rağmen Başbakan Bülent Ecevit, ekonominin nihayet düzlüğe çıkmaya başlamış gibi göründüğünü ifade ederek, “Nihayet ufukta kara göründü” dedi. Kara göründü Bülent Ecevit, “Yarının Kurulması-Hedef 2023” sloganı ile düzenlenen Forum İstanbul Yüzyıl Konferansı’na katıldı. Ecevit burada yaptığı konuşmada, hükümetin ekonomideki sıkıntılar konusunda yaptığı çalışmaları anlatarak, üçlü koalisyon hükümetinin klasik anlamda bir politakacılık tavrı içinde olmadığını vurguladı. Hükümetin nesnel biçimde her eleştiriyi göze alan bir tutum izlediğini belirten Ecevit, “Nihayet ekonomi düzlüğe çıkmaya başlamış gibi görünüyor” dedi. Asya ve Rusya krizlerinden sonra yaşanan depremler ve 11 Eylül krizine işaret eden Ecevit, hükümetin deyim yerindeyse hiç istifini bozmadan işlerine devam ettiğini ve olumlu sonuçlar alınmaya başladığını söyledi. “Nihayet kara göründü” diyen Ecevit, enflasyonun, faizlerin düşmeye, TL’nin değer kazanmaya başladığına, dış satım gelirlerinin arttığına dikkat çekti. İçime sinmiyor Ecevit, geçen yıl ekonomideki küçülmenin yüzde eksi 8.5 gibi kaygı verici bir düzeye ulaştığını da hatırlatarak, şunları söyledi: “Olumsuzlukları önlemek ve üreten ekonomiyi canlandırmak için büyüme gereklidir. Ve girişimciliği özendirmek gereklidir. Ama, bazı çevreler hızlı büyümenin enflasyonu da hızlandıracağından kaygı duyuyorlar. Ben bu kaygıya katılmıyorum. Büyümek Türk milletinin hakkıdır. Kabına sığamayan bir ulustur Türk ulusu. Onun için küçülmeyi içime sindiremiyorum. Enflasyonist akımlara olabildiğince engel olarak, fırsat vermeksizin büyümeyi hızlandırmanın zorunlu olduğuna inanıyorum. Büyümekten, kendi toplumumuzun gücünden korkmamalıyız. Yeter ki, büyüme finansman açısından sağlam kaynaklara dayansın. Büyüme kamu harcamalarında tutumlu davransın. Yeter ki, devlet ve bankalar üretime gerekli desteği sağlasın. Yeter ki, bankacılık sistemi sağlıklı işlesin. Henüz, yeterince sağlıklı işlemeye başladığını söyleyebilecek durumda değiliz. Ama, o yönde bazı adımlar atıldı.” TL değer kazandı Başbakan Bülent Ecevit, Türk Lirası’nın değer kazanmaya başlamasının ekonomimizin güçlenmeye başladığının göstergelerinden birisi olduğunu vurgulayarak, “Ama, bir yandan da paramızın değer kazanmasının dış satımımızı güçleştireceği öne sürülüyor ve bir kaygı konusu olarak belirtiliyor. Oysa, bence dış satımımızın artması çok büyük bir önem taşımaktadır. Ve dış satımın artması üretimi de canlandırmaktadır. Ama, dış satımın artması için ille paramızın değerini çok düşük tutmak gerektiğine inanmıyorum. Dış satımımızı artırmak için kanımca başka yollar da bulunabilir. Örneğin, vergi kolaylıkları sağlanabilir. Dış satımcılara başka devlet destekleri sağlanabilir. Kredi kolaylıkları sağlanabilir. Bazı girdi fiyatları düşürülebilir. Dış satımı artırmak için ille, paramızın değerini düşürmek gerekmez kanısındayım” dedi. Üretimi artırmak için tüketimi de desteklemek gerektiğine işaret eden Ecevit, “Tüketimi artırmanın sağlıklı bir yolu da girişimcilerimizi yüksek kâr yerine sürümden kazanmaya alıştırmaktır” dedi. Geçen yıl düzenlenen indirim kampanyalarını hatırlatan Ecevit, bu alışkanlığın iş aleminde yerleşeceğini umduğunu söyledi. Tanrıkulu: Kazanı devirmeyelim Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu da, TOBB toplantısında yaptığı konuşmada, “enflasyon mu büyüme mi” gibi bir tartışmanın yanlış olduğunu anlatırken, “Bu tartışmanın içine girmenin bir anlamı yok. Beklentilerin yükseldiği bir ortamda kazanı devirmeyelim” şeklinde konuştu. Ekonomide 2002’nin ilk aylarından itibaren “bulutların dağılmaya başladığını” ifade ederken, krizin bitip bitmediği konusunun ise bakış açısına bağlı olduğunu söyleyen Tanrıkulu, “Eğer krize döviz fiyatları yönünden bakarsanız, kriz bitti. İmalat sektörü açısından devam ediyor. Dönen çeklere bakıldığında ise başka boyut gözükür. Önemli olan bu problemleri ve sıkıntıları hep beraber aşacağımızdır” dedi. Üretim ve ticaret yapabilmenin en önemli şartının, önünü görebilmek olduğunu belirten Tanrıkulu, sıkıntıların çözmüne yönelik zamanında alınmayan tedbirler ve günü kurtarma politikalarının, bugünkü sıkıntıların kaynağı olduğunu söyledi. Hükümetçe uygulanmaya konulan istikrar programlarının, toplumun bütün kesimlerine belli bir sorumluluk getirdiğine işaret eden Tanrıkulu, ancak ileriye dönük sağlıklı beklentilere sahip olmanın ve emin adımlarla yürümenin başka bir yolu olmadığını bildirdi. Tanrıkulu, ticaret borsalarını gelişmiş ülkelerde gibi çağdaş borsacılığa yönlendirmek için, TOBB ile birlikte Dünya Bankası desteğiyle, ürün borsaları geliştirme projesini uygulamaya koyduklarını ve bu kapsamda çalışmaların devam ettiğini de bildirdi. TOBB: Bari, yerli yatırımcı kaçmasın ANKARA-Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, yatırım ve üretimin önündeki engeller yüzünden yerli sermayenin yurtdışına çıkmaya başladığını hatırlatarak, “Hükümetin şapkasına önüne koyup ciddiyetle ne yapabilirim diye düşünmesi gerekmektedir. Türk sanayisi hızla rekabet gücünü kaybetmektedir”dedi. Medya Grup Başkanı ve gazetemizin Ankara Temsilcisi Nuri Elibol’un sorularını cevaplayan Başkan Hisarcıklıoğlu, tüccar ve sanayilerin problemlerine acilen çare bulunması gerektiğini vurguladı. Rekabet kan kaybediyor Türk sermayesinin, yabancı bir ülkeye o ülkenin iç pazarından pay alabilmek veya coğrafyasından faydalanmak üzere gitmesinin ekonomik bir gerçekliğe dayandığını belirten Hisarcıklıoğlu şöyle konuştu: “Fakat üzücü olan, Türk sermayesinin Türkiye’de varolan yüklerden ve mevzuattan kaçmak amacıyla, normal şartlar altında burada yapacağı yatırımları başka ülkelere kaydırmasıdır. Yatırım ve üretimin önündeki engeller öyle bir boyuta gelmiştir ki, müteşebisler yabancı bir ülkeye yatırımı kendi ülkelerinde yatırıma tercih eder olmuşlardır. Bence burada Hükümetin şapkasına önüne koyup ciddiyetle ne yapabilirim diye düşünmesi gerekmektedir. Türk sanayisi hızla rekabet gücünü kaybetmektedir. Bu eğilimi tersine çevirmek için bir yandan üretimin üzerindeki yüklerin azaltılması çalışmaları yapılırken, diğer taraftan Türk firmalarına uzun dönemli finansman kaynağı bulunarak teknolojik dönüşüm yapmaları sağlanmalıdır. Varolan 1 senelik kısa vadeli kredilerle, firmalarımızın uzun dönemli dönüşüm programları yapmalarına imkân kalmamaktadır. Anadolu çok sıkıntıda Ekonomik krizin şiddetini grafikler, tablolar ve verilerden anlamak mümkündür. Ama krizin etkilerini bu şekilde hissedemezsiniz. Hissetmek için, insanlarla beraber olmak, işletmeleri görmek birebir temas etmek lazımdır. Bu nedenle, süratle oda ve borsa ziyaretlerine başladık. Bu gün itibariyle 315 oda ve borsayı ziyaret ettik. 68 bin kilometre yol katettik. Mensuplarımızın psikolojisi o kadar kötü idi ki, onlara bir çıkış yolu göstermek gerekiyordu. Çözümleri belirlemek ve bu çözümleri hayata geçirmek bizim sorumluluğumuzdu. Bunu yapabilmek için, eleştiren, ama aynı zamanda çözümü gösteren, yanlışları belirten, ama aynı zamanda doğruları da taktir eden; yıkıcı değil yapıcı olan, siyaset üstü, partiler üstü bir strateji takip ettik.Yani kolayı değil, zor olanı seçtik. İstanbul Yaklaşımı İstanbul Yaklaşımı olarak bilinen programa işlerlik kazandırılmasını da isteyen ve enflasyon muhasebesi uygulamasının tek başına iş dünyasının meselelerine çözüm getiremeyeceğini hatırlatan Hisarcıklıoğlu, “Uzun vadeli finansman problemleri, iç talepteki durgunluk, vergi ve primlerdeki yüksek oranlar giderilmeden ve anlaşılabilir uygulanabilir iş ve ticaret mevzuatı olmadan problemler bitmez. İş dünyasının problemlerine bütüncül yaklaşım gerekmektedir. ” dedi. Vergi oranları düşmeli Birlik Merkezi’nde gerçekleştirilen, ‘TOBB 2000-2004 Dönemi Ticaret Borsaları Konseyi İstişare Toplantısı’nda da açıklamalarda bulunan Başkan Rifat Hisarcıklıoğlu, konuşmasında KDV oranları ile kurumlar vergisinin yükünün yüksekliğinden şikayet etti. Vergi oranlarının mutlaka düşürülmesi gerektiğini belirten Hisarcıklıoğlu, Türkiye’de dünyadakinin 2 katı yüksek olan enerji maliyetlerinin düşürülmesini istedi. Tarım sektörünün sıkıntılarına da değinen Hisarcıklıoğlu, tarım ürünleri ihracatının düşüklüğünden yakınırken, Türkiye’de tarımdaki gayri adil çarpık durdumun düzeltilebilmesi için kapsamlı bir tarımsal reforma ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Bu çerçevede yapılması gerekenlerle ilgili bazı tavsiyelerde bulunan TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, konuşmasının son bölümünde de TOBB çatısı altında birlik ve beraberlik çağrısında bulundu. Konuşmasının başında, göreve geldiği 16 Haziran 2001 tarihinden bugüne kadar stratejilerinin olayların arkasından gitmek değil, zamanında inisiyatif almak, çözüm üretmek, tedbir önermek ve bunları hayata geçirmek olduğunu belirten Hisarcıklıoğlu, bu stratejilerini de tam anlamıyla uyguladıklarına inandıklarını kaydetti. Krizin yükü özelde Türkiye’deki ekonomik krizlerin sebebinin kamu ekonomisi ve kötü yönetim olduğunu savunan Hisarcıklıoğlu, “Krizlerin maliyetini ise özel sektör olarak bizler ve tüm toplum ödemektedir. Krizin kaynağı kamu, ödeyen özel sektör” dedi. Odalar Birliğini artık edilgen değil etken, pasif değil aktif, yıkıcı değil yapıcı, problem üreten değil problem çözen, yönetilen değil yöneten bir yapıya kavuşturduklarını ifade eden Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Temel politikalarımızın hayata geçirilmesi için kamuoyu üzerindeki etkinliğimizi artırmak önemlidir. Çünkü haklılığımızı öncelikle bütün halkımıza anlatmamız gereklidir. Hükümet ve parlemento üzerinde etkili olmanın en önemli yolu kamuoyu desteğini arkamıza almaktır.” Türkiye’de, 2000 yılı Kasım ayı başında başgösteren ve 2001yılı Şubat ayında yüksek oranlı develüasyon ile su yüzüne çıkan bir mali kriz başladığını anlatan Hisarcıklıoğlu, “Bu krizin giderek derinleşmesi sonucu, kriz ekonominin tüm alanlarına yayılmıştır. Halen de ekonomik kriz süreci şiddeti azalmakla birlikte devam etmektedir” dedi.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT