BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bilsem ki Döneceksin

Bilsem ki Döneceksin

Üniversiteli kızlar ellerindeki not kağıtlarından başlarını kaldırarak Mesut Uçakan’ın ne demek istediğini anlamaya çalıştılar.



Üniversiteli kızlar ellerindeki not kağıtlarından başlarını kaldırarak Mesut Uçakan’ın ne demek istediğini anlamaya çalıştılar. Sohbetin konusu bir anda değişmişti... -Sanat, güzeli aramaktır. Sanatçı bu güzeli, bu güzelliği yakalamalı. Bunu yakalayamayan, aşkı yakalayamaz. Aşkı yakalamayan insanı ve toplumu yakalayamaz, giderek sinemayı yakalayamaz. Esnaf gelir, esnaf gider. Vurgulamaya çalıştıklarım insanın, evrenin, sanatın en yüce dorukları. Edebiyat gibi özgür bir alanda değil, sinema gibi her yönden kıskaca alınmış ya devlet sansürü, ya ticari kaygılarla, belli kalıplara mahkum edilmiş bir alanda ortaya getirmek çok daha zor. Ve işte bu yüzden sinema daha büyük. Yaptıklarımızı bu çerçevede değerlendirecek olursak yaptıklarımızın genelinde insana yaklaşımımızdaki sözünü ettiğimiz bu sıcaklığı, bu ritmi aradığımız sezilecektir. Ben önce estetik diyorum. İlle de şu fikir, ille de vatan, ille de milli sinema demiyorum. Yaptığım sinemanın hiçbir şekilde yaftalanmasını istemiyorum. Ben mütevazı bir Müslümanım ve sanatçıyım. Filmler yapmak istiyorum. O kadar... Vakit ilerlemişti. Konuları kısa açıklamalarla geçiştirmeye başladı. Çok zor senaryo beğendiğini söylerken “senaryo mantığını yakalayamayan yönetmen teknisyendir” ibaresini kullandı. Senaryonun kendine özgü kuralları olduğunu iddia etti. Sinemadaki on dakikalık tek mola adeti burada bozuldu ve sohbete ikinci mola verildi. Lâle, Sabiha ile mutfakta birkaç tur attı. Sehpalardaki çay bardaklarından kalan izler silindikten sonra kuruyemişle birlikte meyveler, tabaklar ve meyve bıçakları getirildi. Necip Bey sinema konulu sohbetin kapanışını yapmak üzere söz aldı. - 1949 yılından beri sinemanın içindeyim. 1973’te Yeni Stüdyoyu, 1979’da Yeni Lale Film Stüdyosunu kurdum. Sinema için çok şey söylenebilir fakat sözü uzatmanın anlamı yok. Özet olarak diyorum ki bütün yüzyılların en büyük keşfi sinema. İçi kültürler, öğretiler dolu. Saniyesi 24 kare, yani 24 resmi bir film, yüzbinlerce anı dolu kareden oluşuyor. Binbir gece masalları gibi bitmeyen hikaye. Şehrazat, hep anlatacak Harun’a, yaşamak için. Türk sinemasının hikayesi de yaşamak için ama o karelerin içindeki insanlar sefaletten ölüyorlar. Hiçbir şey yoktu ülkemizde sinema vardı. Doksan yaşındaki ihtiyarı Emperyalizme esir edip yoksullar mezarlığına gömmeyelim diyorum. Misafir yönetmenlere Sabiha’yı işaret ederek: - Yeni çekeceğim filmin süper starı, dedi. Misafirlerin hiçbiri bu sözlere kadar ona böylesine dikkatli bakmamışlardı. Tepeden tırnağa incelemeye aldılar. Üniversiteli kızlar daha bir özentiyle ilgilendiler. Genç kızın vücut hatları, yürüyüşü, hareketleri bir anda önem kazandı. Sabiha utandı. Normal davranışlarını bile yapamaz oldu. Necip Bey, misafir yönetmenlerin meraklı bakışlarına onlar sormadan cevap verdi: - Görünüşte sıradan biri. Gerçekte ise farklı ve sıra dışı. Sakın yanlış anlamayın. Yeni bir Judy Foster değil. Zeynep Değirmencioğlu olamayacak kadar da hareketli. Daha fazlasını anlatamayacağım; sürpriz. Misafir kızlar Sabiha’yı aralarına aldılar. Hepsi de genç, güzel ve makyajlıydı. Sabiha’da ise bunların hiçbiri yoktu. Parfüm bile kullanmıyordu. Yine de tercih edilmişti. Sabiha onların senaryo dışındaki sorularına masum, kısa cevaplar verdi. Necip Bey’in sürprizine zarar gelsin istemiyordu. Kim bilir belki de oyunun kuralı buydu... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT