BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beyaz Zambak

Beyaz Zambak

Köyde düşünmüştü, Rıza’nın at arabasıyla tarladan dönerken düşünmüştü. Köyden Eskişehir’e arabasını sürerken düşünmüştü. Küçük bir ev yaptırsaydı köye, orada yaşasaydı. Harabe de olsa, her şey köyde güzeldi. Yeşillik köyde idi, temiz hava köyde...



Mete, içinden: “Keşke gelmeseydim Eskişehir’den,” dedi... Acıları unutturuyordu Eskişehir. Hele köyde tamamen unutmuştu her şeyi. İstanbul’da yaşamakta olduğunu bile unutup gitmişti. Bambaşka bir dünyada, bambaşka bir hülyada yaşamıştı. Orada her şey daha güzeldi. “Aşk bile köyde daha güzeldir...” İstanbul çok uzaklardaydı, Burçin’in insanın yüreğini yakan mavi gözleri uzaklardaydı, Zeliha’nın acısı uzaklardaydı. Ah Nilüfer nişanlı olmasaydı, ah Nilüfer, o saf, o tertemiz, o pırıl pırıl gülümseyen kız Mete’nin olsaydı. Bir ev yaptırsaydı köye, beyaz pancurlu bir küçük ev. Nilüfer’le ikisi, her şeyden uzak, İstanbul’dan uzak yaşasalardı... Süheyla kucağında hareketlendi, camdan dışarı atılıyordu ellerini uzatarak. Öptü küçük çocuğu, hoppa diye diye dışarıya doğru salladı. Köyde düşünmüştü, Rıza’nın at arabasıyla tarladan dönerken düşünmüştü. Köyden Eskişehir’e arabasını sürerken düşünmüştü. Küçük bir ev yaptırsaydı köye, orada yaşasaydı. Harabe de olsa, terkedilmiş de olsa, her şey köyde güzeldi. Yeşillik köyde idi, temiz hava köyde idi. “Aşk bile köyde güzeldi..” Tarladan dönüp geldiklerinde Rıza’yı göndermemişti evine. “Emmioğlu çok içli şarkılar söylüyor,” demişti İbrahim dayıya, Havva yengeye, Ayşe’ye ve Meltem’e. Mete’nin dalga geçtiğini sanıp gülüşmüşlerdi. “Gerçekten pek yanık söylüyor,” demişti Mete. Avluda, evin önündeki sekide akşam yemeği yiyorlardı. Hacer hanım köye has “bohça” dedikleri hamur işi bir börek yapmıştı. Çok nefisti. Ayran içmişlerdi, harikaydı. “Özlemişim bohçayı” diyordu İbrahim dayı. Güneş karşıdan batıyordu. Nefis bir manzaraydı. Güneş ve lâcivert bulutlar tepenin üzerinde birleşmişlerdi. Herkesin yüzü, yerler, batan güneşten kırmızı kırmızı olmuştu. Rıza bir şarkı patlatmıştı Mete’nin ısrarı üzerine. Ayşe’den ve Meltem’den sıkıldığı için söylemek istememiş ama Mete’nin aşırı ısrarı karşısında “Batan Güneş” adlı bir şarkıya başlamıştı. “Batan güneş beni de al” diyordu Rıza şarkısında. “Kurtar beni bu yerlerden” Girişten sonra yine ağzıyla müziğini yapmış ve şarkıya geçmişti. İlk önce gülen Ayşe ve Meltem, şarkıyı dinledikçe etkilenmeye başlamışlardı. “Ben şimdi sensiz kaldım/ Bağrıma taş basacağım/ Benim sevgim gerçek sevgi/ Ölsem de seveceğim.” Şarkı bitince bırakmamışlardı Rıza’yı, bu sefer Ayşe ve Meltem ısrar ediyordu. Artık iyice açılan Rıza birbiri ardına şarkılarını sıralamıştı. “Yahu Rıza, ne güzel sesin var,” diyordu İbrahim dayı. Kadir dede, “vay köftehor vay!” demişti. Rıza batan güneşe uygun şarkılar seçiyordu hep. Şarkı ile manzara bütünleşiyor, duygular yoğunlaşıyordu... ..... O şarkı sözlerini nasıl ezberlediğine şaşıyordu Mete. Ayrılırken Rıza’ya sarılmıştı. Apayrı duygular yaşatmıştı, bazı güzellikleri göstermişti, minnettardı Rıza’ya. “Sana iş bulayım İstanbul’a gel” dediğinde kabul etmemişti. “Aman emmioğlu,” diyordu Rıza. “Beni güzel köyümden ayırma. Ben halimden memnunum.” Vedalaşıp köyden ayrıldıklarında, unutulmaz anlar yaşadığını düşünüyordu Mete. Güneş iyice batarken, Eskişehir’e giderken ve tepeden Eskişehir’i görürken o şarkının sözlerini tekrarlıyordu zihninden. Çeşmenin yanından geçiyorlardı, hava kararmak üzereydi, batan güneşin ölgün ışıkları aşağıdaki Eskişehir’in üzerine örtü gibi yayılmıştı. Şehrin ışıkları yıldız gibi parlıyordu. Muhteşemdi manzara, nefes kesecek kadar güzeldi. Gözlerinin önünde Burçin belirivermişti nedense, o şarkı zihninde tekrarlanıp duruyordu...Yüreği alev alev yanmaktan kora dönüşmüştü. Zeliha belli belirsiz geçiyordu gözlerinin önünden, Nilüfer hayal meyal görünüyordu ama Burçin kalakalıyordu önünde. “Bakma sönen ufuklara, sönen benim hayatımdır...” Bu duygularla gelmişlerdi Eskişehir’e ve hemen Çamlıca’ya gitmişlerdi. Yine o parkta oturmuşlardı, akşam daha bir güzeldi orası, Eskişehir gözler önündeydi ve ışık ışıktı. Bir ara Meltem’e, Rıza’yı niçin sevmediğini sormuştu. Bir şeyler sezmişti, doğrulatmak istiyordu. “Benim peşime çok düştü, mektuplar yazdı,” diyordu Meltem. “Ama doğrusu onun bu kadar duygulu bir erkek olacağını bilmiyordum.” Demek Rıza Meltem’i sevmişti, söylediği şarkılar da Meltem içindi. Ama Meltem, köylü diye sevmemişti Rıza’yı anlaşılan. Küçümsemişti, sinir bulmuştu ama bugün sevgisinden etkilenmişti. Şimdi saygı duyuyordu Rıza’ya. “Sözlü olmasaydım, onu bugün tanıdığım gibi tanısaydım belki...” demişti cümlelerini tamamlamadan... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT