BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Resûlullah’ın mihmândârı oldu

Resûlullah’ın mihmândârı oldu

Peygamber efendimiz Mekke’den Medine’ye hicret ettiği sırada bütün Müslümanlar Resûlullahı misafir etmek için yarışıyorlardı. Neccâroğullarının reisi Hazret-i Ebû Eyyûb da, bütün akrabalarını toplamış, Resûlullah’ı karşılamaya çıkmıştı. Medine’nin ileri gelen kimselerinden bazıları, devesi Kusvâ’nın yularından tutup; “Yâ Resûlallah! Bize buyrun...” diyerek istirhâmda bulundular. Fakat Kâinâtın efendisi, kimsenin gücenmesini arzu etmiyorlardı. Kusvâ’yı işaret ederek onlara, “Devemin yularını bırakınız. O memurdur. Kimin evinin önünde çökerse, orada misafir olurum!” buyurdular.



Peygamber efendimiz Mekke’den Medine’ye hicret ettiği sırada bütün Müslümanlar Resûlullahı misafir etmek için yarışıyorlardı. Neccâroğullarının reisi Hazret-i Ebû Eyyûb da, bütün akrabalarını toplamış, Resûlullah’ı karşılamaya çıkmıştı. Medine’nin ileri gelen kimselerinden bazıları, devesi Kusvâ’nın yularından tutup; “Yâ Resûlallah! Bize buyrun...” diyerek istirhâmda bulundular. Fakat Kâinâtın efendisi, kimsenin gücenmesini arzu etmiyorlardı. Kusvâ’yı işaret ederek onlara, “Devemin yularını bırakınız. O memurdur. Kimin evinin önünde çökerse, orada misafir olurum!” buyurdular. Kusvâ da gide gide Peygamber efendimizin bugünkü mescîd-i şerîfinin kapısının bulunduğu yere çöktü. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem devesinden inmediler. Hayvan tekrar ayağa kalktı ve yürümeye başladı. Eski yere çöktü ve bir daha kalkmadı. Bunun üzerine efendimiz, Kusvâ’nın üzerinden inip; “İnşâallah menzilimiz burasıdır.” ve “Burası kimindir?” buyurunca; “Yâ Resûlallah! Amr oğulları Süheyl ve Sehl’indir.” diye cevap verdiler. Peygamberimiz; “Akrabâlarımızdan hangisinin evi buraya daha yakındır?” buyurdular. Zira Resûlullah efendimizin dedesi Abdülmuttalib’in annesi, Neccâroğullarındandı. Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretleri sevinçle; “Yâ Resûlullah! Benim evim daha yakındır. İşte şu evim, şu da kapısı” diyerek Resûlullah efendimizi buyur etti. Eşyalar hemen, evin alt katına taşındı. Böylece on üç yıllık çileli, işkencelerle dolu Mekke günleri bitmiş, huzurlu günler başlamıştı. Peygamberimizin devesi Kusvâ’nın ilk çöktüğü yerde Mescid-i Nebî inşa edilinceye kadar ağırlama ve evinde bulundurma şerefi bu mübârek zata nasip oldu. İslam akîdesinin dünyanın dört bir yanına yayılması hususunda çok canlı ve diri bir gayrete sahip olan Müslümanlar, İstanbul’un fethi ve İslam devletinin sınırlarına dahil olmasını şiddetle arzuluyorlardı. Çünkü, Resûl-i ekrem, “İstanbul elbette fetholunacaktır! Onu fetheden emir, ne güzel emir; fetheden asker, ne güzel askerdir.” buyurmuşlardı. İşte bu methedilen, övülen askerler arasına katılmak arzusuyla Müslümanlar, akın akın İstanbul fethine koştular. O sırada, Hazret-i Ebû Eyyûb rahatsızdı. 70 yaşını geçkin olmasına rağmen cihat haberlerini duyduğunda, heyecanla doğruldu, gözleri parladı. Hemen hazırlıklara başladı. Sevgili Peygamberimizin Medine’ye gelişlerinden yarım asır sonra, sevgili arkadaşları da İstanbul önlerine geldiler. Çarpışmalar sırasında dizanteri hastalığına yakalandı. Ecelinin yaklaştığını hissedip, Peygamber efendimizin, “Kostantiniyye’de kalenin yanında bir recül-i sâlih defnolunacaktır.” hadîs-i şerîfini rivayet etti ve “Şayet burada vefat edersem, cenazemi hemen defnetmeyin. Ordunun gidebileceği yerin en ileri noktasına kadar götürün ve beni oraya defnedin” diyerek vasiyet etti. Sonra mübârek ruhunu teslim ederek şehit oldu. Vasiyeti aynen yerine getirildi. Aradan sekiz asır geçmiş, Hazret-i Hâlid bin Zeyd’in kabri unutulmuş ve kaybolmuştu. Bu arada İstanbul, Müslümanlar tarafından defalarca kuşatılmıştı. Muhkem kalelerle korunan şehrin fethi, Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmed’e nasip olmuştu. Fetihten sonra Fatih’in ricası ile hocası Akşemseddîn tarafından Ebû Eyyûb-i Ensârî’nin kabri kerametle keşfedilerek tespit edildi. Sultan Fatih, Akşemseddîn Hazretlerinin kerametine hayran kalıp, buyurdu ki: “Cami ve türbesi, hemen yapıla! Cümle Müslümanlar beş vakit, İstanbul’un manevi fatihine dua edeler!” Fâtih Sultan Mehmed Hanın bu emri hemen yerine getirilip Ebû Eyyûb-i Ensârî hazretlerinin kabri üzerine bir türbe, bir de câmii şerif bina edildi. İstanbul muhasarası sırasında şehit olan ve halk arasında “Eyüp Sultan” olarak bilinen Ebû Eyyûb el-Ensârı, bugün İstanbul’un Eyüp ilçesindeki Eyüp Sultan Camii avlusunda bulunan türbesinde yatmaktadır. Burası bütün Müslümanların ziyaretgâhı haline gelmiştir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 98466
    % -0.17
  • 5.714
    % -1.25
  • 6.623
    % -1.19
  • 7.5476
    % -0.83
  • 225.606
    % -1.18
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT