BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Önü sonu sabır (İrfan Özfatura)

Önü sonu sabır (İrfan Özfatura)

Ünlü hattatımız Adem hoca “Bu işe niyet edenlerde üç vasıf olmalıdır” diyor: “Sabır, sabır ve sabır...”



Kur’an-ı Kerim Arabistan’da iner ama Mısırlılar daha yanık okur, Türkler daha güzel yazarlar. Ecdâdımız hat sanatına çok şey katar. Hoş, hâlâ söz “yazı”dan açıldı mı gözler Anadolu’ya kayar. Sağolsunlar, genç hattatlarımız da ustalarını utandırmazlar. İşte Süleyman Demirel Üniversitesi öğretim üyelerinden Adem Sakal o hattatlardan. Dünya çapında başarılara imza atan sanatkârımız “evet” diyor, “her güzel yazı hat, her güzel yazan hattattır. Ama elinizde kalemin âlâsı, kâğıt’ın rânâsı, mürekkebin zibâsı olacak”. Şimdi kâlemin âlâsını anlıyorum. Hadi kağıdın rânâsını da... Ama mürekkebin zibâsı ne ola ki? Adem Hoca “kolay değil” diyor, “saf su, zamk-ı arabi ve isi havana alırsın, başlarsın dövmeye. Yılmayacaksın, bıkmayacaksın. Fasılasız yüz saat tokmaklayıp (tam dört gün, dört saat) mürekkeb yapacaksın.” ¥ Niye tokmak? Miksere koyup, düğmeye bassak? - Kara bir sıvı elde etmeniz mümkün ama mürekkep olmaz. Mürekkep dediğin, bir kere bandırıldığında Besmele-i şerifi boydan boya yazmalı. Son harekesine kadar yağ gibi kaymalı. ¥ Gelelim kalemin âlâsına? - Ama hangi kâlemin? Menevişli mi, kargı mı, tahta mı? Her yazının kamışı ayrı ayrı. Eğer nesih yazacaksanız elinizde Cava kamışı, sülus yazacaksanız İran kamışı olmalı. Celi çalışan bambu kamışı bulmalı. Bunlar bir karışı aşmamalı ve cetvel gibi düz durmalı. ¥ Hattatların kamışlarını itina ile sakladıklarını duymuştum. - Sadece kamışlarını mı? Yongalarını bile atmaz, bir kenarda saklarlar. Zaten hattatın defin suyu bu yongalarla ısıtılır. Kâğıt deyip geçme ¥ Peki “kâğıdın rânâsı” nasıl oluyor? - Bak, biz kırtasiyeciye gidip “şurdan kağıt versene” diyemeyiz. Zira hat kağıdı elde yapılmış olacak. Eskiden Fransız, İtalyan ve İstanbul kâğıtları (kâğıthane kâğıtları) çok ünlüydü, şimdi el yapımı kağıt sadece Hindistan’da kaldı. Ama bunlar da istediğimiz gibi değil. Hem asitli, hem yağlı. Onun için ağarlanıp (yumurta akı ve nişasta ile sıvazlanıp) gözenekleri kapanmalı. Bir köşeye kaldırılıp 6 ay saklanmalı. ¥ Şöyle sprey gibi bir şey olsa da üzerine sıkılsa. - Niye olmasın ama hattatlar çileden hoşlanır, klasikten şaşmazlar. ¥ Kağıdı, kalemi, mürekkebi hallettik, artık yazıya gelsek iyi olacak. - Yazı sabır ve özen ister. Düşün bir vav bile üç hamlede yazılır, lâkin bağlantı yerleri anlaşılmamalıdır. Hele kalın yazılar çok uğraştırır üzerinde defalarca tashih yapılır. Noksanlıklar doldurulur, fazlalıklar kazınır. ¥ Bıçakla mı? - Evet ama kazınan kâğıt değil ağardır. Bazen bir eser aylar alır. Bak bu işe heveslenende üç şey olacak: Sabır, sabır ve sabır. Nereden başlamak lâzım ¥ Benim gibi tezcanlıların harcı değil desenize. - Zaten bu yüzden herkes hattat olamaz ama bazı kaabiliyetler de usta bulamadığı için kaybolurlar. Mesela Mehmet Özçay hiç aklında yokken Fuat Hoca’yla tanıştı ve çok mesafe aldı. Bazı cevherler uykudadırlar. Ustalar onları keşfeder, islerini, tozlarını alırlar, pırlanta gibi parlatırlar. ¥ Peki acemiler nereden başlarlar? - Bu işin anahtarı “Rabbiyesir”dir. Aylarca ustanın eline bakmalı, asla bıkmamalıdır. Bazen Rabbiyesir’i geçmek bile yılını alır. Önce el kırılır, sonra göz gelişir ve kuralların hikmeti anlaşılır. Eğer bir çocuk on yaşında hoca eline düşebilse fevkalade hattat olur ve genç yaşta ustalaşır. Ama hattat sürekli kendini aşmalı, devamlı yol almalıdır. Zaten bir talebe yazdığını beğendi mi biter. “Kusurluyum” diyeceksin ki gelişesin. Hocalar talebelerinin kıvama gelip gelmediğini iyi bilirler. Baktılar tamam “sen bir muvafakat yaz, altını imzalayalım” derler. Ama bazen de muvafakatnamedeki hâtâlar yüzünden icazeti ertelerler. ¥ İcazet almayan yazı yazamaz mı? - Yazar ama imza atamaz. Aslında iş sırf hatta da kalmaz. Ehil bir müzehhib (tezhibçi) olmazsa yazı ortaya çıkmaz. Sonra cetvelkeş ve ebrucular esere çok şey katar. Hepsi bir yana çerçeve çok önemlidir. Zevksiz bir çerçeve mükemmel bir hattı perişan edebilir. Ölünceye kadar kalem tutarlar ¥ Hattatlar uzun yaşar diye duymuştum. Bunun aslı var mı? - Hattatlar çizgiye başlamadan evvel derin bir nefes alır ve elini kaldırıncaya kadar nefesi ciğerlerinde tutarlar. Nefesleri sayılı olduğuna göre ömürleri de uzun olmalıdır. Gene de ömrü Allah (Celle Celalüh) bilir ama Necmeddin Okyay 91, Hamit Aytaç 93, Kâmil Akdik ise 80 yaşında vefat etmişlerdi. ¥ Allah rahmet eylesin. - Amin. Biliyor musun hattatlar ölünceye kadar kalem tutar. Ellerinden kamış alınırsa “aç susuz kaldık” diye yakınırlar. Rahmetli Hafız Osman son nefesini verdiğinde 107’inci Kuran-ı kerim’ini yazıyordu. ¥ Sorması ayıp, siz hatta bakıp, hattatını çıkarabilir misiniz? - Bu işle uğraşanlar hangi yazının kime ait olduğunu anlarlar. Zaten herkesin tarzı bellidir. Mustafa Rakım tuğracıdır, Seyyid Mehmet Şevki Efendi sülüs ve nesih yazar, Sami Efendi ona keza. Padişahlardan 2 Bayezid, 2. Mahmud ve Abdülmecid Han farklı ve farkedilen sanatkârlardır. Prof Dr. Ali Alparslan, Hasan Çelebi ve Fuat Başar’ın hatları karşıdan tanınır. Prof Uğur Derman ise tezhip, ebru ve minyatürü de bilen komple bir ustadır. Ama işin başı Amasyalı Şehy Hamdullah’tır. Aklâm-ı sittenin (altı kalemin) kurallarını koyan odur. Hoş, hepimiz onun yolunda gidiyoruz ya. Yazmak mı zor, okumak mı? ¥ Kur’an-ı kerimi ve Osmanlıca metinleri okumak kolay ama yığma hatları sökemiyorum. - Olacak o kadar. Girift yazıyı okumak herkesin harcı değil. ¥ Ya yazmak? - Yazması hiç değil. Sadece tasarımı aylar alır. ¥ Nasıl yani? - Hattatlar önce karamela kağıtlarına yazar, bütün provaları yapıp (gerekirse yüzlerce kez) hattı oturturlar. Sonra ışıklı masada kopyasını çıkarırlar. Dağılım, denge ve hareke içine sindi mi yazıya geçer ama bu arada hocalarına gösterir, olurlarını alırlar. ¥ Lâkin ulemadan yakınanlar olduğunu biliyoruz, sahi bazı hattatların imlâ bilmedikleri doğru mudur? - Hattat dediğin imlâ bilmeli, bilmiyorsa sormalı. Yalnız şu var, eskiden kitap çoğaltanlar çok hızlı yazar, zamana karşı bir yarış tuttururdular. Aralarında sayfaları paylaşır göz açıp kapayıncaya kadar kitabı toparlar, önünüze koyardılar. Eh bu arada hatalar da oluyordu tabii. ¥ Sanırım o zamanlar İstanbul yazıda liderdi di mi? - İstanbul yine lider. Evet, zaman zaman Suriye, Irak ve İran’dan da kaabiliyetli gençler çıkıyor ama merkez daima İstanbul oluyor. Niye? Çünkü diğerleri Türkler kadar sabredemiyorlar. Ne mürekkep dövebiliyor, ne ağarla uğraşabiliyorlar. Hele ebru ve tezhipden yana çok fukaralar. Ama elleri kıvrak ve yazı oturtmakta zorlanmıyorlar. Hoş öyle olmasalar bile bize takdir düşer. Çünkü bu işin edebi yazıya ve yazana saygıdan geçer. Müminler sadece hatta ve hattata değil kamışa ve kağıda bile hürmet ederler. Öyle ki, eskiler bir sıkıntı ile karşılaştıklarında “kalem yongasına da basmadım ama...” derler.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT