BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > BİR YILDIZ KAYDI

BİR YILDIZ KAYDI

Mine Yıldız günlerdir kursağına sıcak bir lokma girmemiş gibi soluksuz yemeye devam ederken, mazinin derinliklerine dalıvermiştim. Çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği kasabamızda gidip eğlenebileceğimiz bir tek sinema vardı...



Mine Yıldız günlerdir kursağına sıcak bir lokma girmemiş gibi soluksuz yemeye devam ederken, mazinin derinliklerine dalıvermiştim. Çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği kasabamızda gidip eğlenebileceğimiz bir tek sinema vardı... Giriş biletleri önceleri yirmi beş kuruş iken sonra yüzde yüz zamla elli kuruş oluvermişti. Kasabalı sinemaseverler bu fahiş zamma öfke ile itiraz ederken sinema sahibi ‘Pala Rıza’nın kısa zamanda köşeyi döneceğini söylüyorlardı. Oysa yıllarca Pala Rıza’nın hayatında hiçbir değişiklik görememiştim, gene beş parasız, gene İstanbul’dan aldığı filmlerin parasını ondan bundan borç alırdı. Herkes devamlı dolu olan bu sinemadan kazandığı paraları ne yaptığını merak ederdi. Kasabada hiç sinemaya gitmeyen bazıları vardı ki onlar Pala Rıza’ya tiksinerek bakardı. Onu çocukların ahlakını bozan bir haramzade olarak görürler, fırsat buldukça sinemayı kapatması için baskı yaparlardı. Bazı zaman bu baskılardan bunalan Rıza “Bu sinemayı kapatacağım, zaten iki yakam bir araya gelmiyor” derdi. O zaman kasabada sinemanın kapanacağı şayiası yayılınca, çocukları ve gençleri bir düşünce alırdı. “Sinema kapanırsa nerede eğleniriz?..” Fakat yıllar geçer, sinema kapanmazdı. Pala Rıza’nın son dönemine şahit olmuştum. Büyük oğlu Haydar sinemanın yönetimini ele alınca kasabanın muhafazakar halkı Pala Rıza’yı arar olmuşlardı. Zira bu diyarda görülmesi akla hayale gelmeyen müstehcen filmler peş peşe gösteriye girmişti. Öyle filmlerin oynamaya başlamasıyla birlikte sinema seyircisinde bir dalgalanma olmuştu. Bir anda ailesiyle birlikte film seyretmeye gelenlerin ayağı kesilmiş, aileler çocuklarını sinemaya gitmemeleri konusunda sıkıştırmaya başlamıştı. Bu müstehcen filmleri seyretmeye gelenler önceleri başlarını önüne eğiyor, herkes utancından birbirinin yüzüne bakmadan filmi seyrediyor, film bitmeden sağı solu kolaçan ederek sinemadan ayrılıyordu. Daha sonraları civar köylerden delikanlılar gelerek sinema salonunu doldurmaya başlamıştı. Özellikle kasaba pazarının kurulduğu salı günleri Haydar’ın sineması dolar, hatta ayakta seyirci almaya başlardı... Biz şu karşımda aç kurt gibi önündeki yemeğe saldıran Mine Yıldız’ın acıklı filmlerini seyretmeye alıştığımız için müstehcen filmlerin başlaması sinemayla alakamı kesmişti. Mine Yıldız, umumiyetle köy filmleri çevirirdi, hep mazlum rolünü üstlenir, kendine yakıştırdığı beyaz tülbentiyle seyredenlerin gönlünde taht kurardı. Kasabanın çarşısında, sinema filmlerinin ilan edildiği afiş tahtası vardı. Erotik film furyası başlayalı, kasaba sakinleri bu müstehcen afişleri görmemek için başlarını çevirir, bakmamaya gayret ederlerdi. Bu tür filmlerden nefret etmemde babamın büyük rolü olmuştu... Pala Rıza’yı kasabanın baş belası olarak nitelendirirdi babam. Benim nazarımda her şeyi doğru düşünen, hata yapmayan bilge bir insandı, onun düşman olduğu her şey benim de düşmanımdı, ondan işittiklerimi mahalle arkadaşım Osman’a aktarır müstehcen filmlerin bizim kültürümüzde yeri olmadığını söylerdim. Zamanla Osman da benim telkinlerimin tesiri altında kalmıştı... Bir akşamüzeri Osman’la birlikte çarşıdan gelirken sinemanın ilan tahtası gözüme çalı dikeni gibi batmıştı. Sağı solu kolaçan edip, kimse olmadığına kanaat getirdikten sonra afişin altından tutarak sağlı sollu çekip yırttım. Osman adeta hırsızlık yapıyormuşuz gibi korkuya kapılıp, kaçmaya başlamıştı. Onun kaçışı beni de ürkütmüş, olanca hızımla oradan uzaklaşmıştım... Pala Rıza’nın sinema afişlerini yırtma işi uzun süre devam etti. Haydar bunu cami cemaatinin yaptığını sanıyor, yaşlı başlı insanların yanında küfrediyordu. Halbuki zavallıların hiçbir şeyden haberi yoktu. Bir gece gene afiş yırtmak maksadıyla çarşıya inerken, Bakkal Feyzullah’ın dükkanının yanında saklanmış halde Haydar’ı görmüştüm. Hele ki tam afişe yöneldiğim sırada fark ettim, eğer fark etmeseydim, bir araba sopa yemem işten bile değildi... Haydar’ın afişleri beklediğini anladıktan sonra bir daha afiş yırtmadım. Böyle tepki mi olurdu?.. Çocukluk işte... İlkokul dördüncü sınıfa gidiyordum, kış mevsimi nihayete ermiş, ilk bahar bütün güzelliğiyle arz-ı endam etmeye başlamıştı. Kasabanın etrafı çam ormanlarıyla kaplı olduğu için ılık ilkbahar rüzgarları, mest edici çam kokusunu burnumuza kadar getiriyordu. Siyah önlüğün üzerinde beyaz yakalıkla, elimde tahtadan yapılmış okul çantası olduğu halde okuldan geliyordum... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT