BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kendisiyle iftihar edilen kul!

Kendisiyle iftihar edilen kul!

İslâm bilgilerinin, yanî din ve fen bilgilerinin tahsîline çok önem vermelidir. Peygamberimiz “aleyhisselâm” bir hadîs-i şerîflerinde, “İlmi, beşikten mezâra kadar tahsîl ediniz”; diğer bir hadîs-i şerîfde “İlmi arayınız, velev ki, Çin’de olsa” buyurdu, yanî dünyanın bir kenârında ve kâfirlerde olsa dahî arayınız demektir.



İslâm bilgilerinin, yanî din ve fen bilgilerinin tahsîline çok önem vermelidir. Peygamberimiz “aleyhisselâm” bir hadîs-i şerîflerinde, “İlmi, beşikten mezâra kadar tahsîl ediniz”; diğer bir hadîs-i şerîfde “İlmi arayınız, velev ki, Çin’de olsa” buyurdu, yanî dünyanın bir kenârında ve kâfirlerde olsa dahî arayınız demektir. İslâm bilgileri ikiye ayrılmıştır: Din bilgileri ve fen bilgileri. Önce din, sonra fen bilgilerini öğrenmek lâzımdır. İmâm-ı Ahmed ibni Hanbel, yanına gelip, nasîhat isteyen bir kimseye şöyle nasîhat etmiştir: “Hak teâlâ hazretleri senin ve bütün âlemin rızkına kefîldir. Rızk için elinden geldiği kadar çalıştıkdan sonra düşünmeğe hiç lüzûm yoktur. Çünkü, Hak teâlâ tarafından bütün rızıklar taksîm edilmiştir. Çalışarak, hissene düşen rızkı arayıp bulursun. Bir sadakanın yerine on misli ile mukâbele edildikden sonra, çalışana karşılığı verileceğine hiç şübhe yoktur. Cehennem azâbı hak olduktan sonra, günah işlemeğe cesâret edilir mi? Bütün işler, Hak teâlânın takdîri iledir. Sen fakîr olup, başkalarının zenginliğine canının sıkılmasının ne fâidesi olur?” Bunları dinleyip kabûl eden kimseye, nasîhat olarak bu kadar yeter. Dinlemiyenlere bunun gibi bin türlü nasîhat eylesen faydası olmaz. Çünkü nasîhatların hemen hepsi bunların içinde toplanmıştır. Resûlullah buyurdu ki, “Hak teâlâ, çalışan bir kuluna rızkı az verse, o kul ağlayıp bağırmasa ve böylelikle fakîrliğine sabreylese, Hak teâlâ hazretleri, meleklerine karşı, bu kul ile iftihâr eyler ve buyurur ki: Ey benim meleklerim! Sizler şâhid olun, bu kulumun her bir lokmasına Cennet-i a’lâda bir köşk ve bir derece ihsân eylerim.” İnsanlara dâimâ iyi muâmelede bulunmalıdır. Görülen küçük, büyük her müslümana selâmı vermelidir. İnsanlarla iyi geçinmelidir ki, öldükten sonra hayırla yâd etsinler ve hayır duâ ile ansınlar. Bir kimse, bir mü’min kardeşine, “Selâmün-aleyküm” diyerek müslüman selâmı verse, on sevâb yazılır. “Esselâmü-aleyküm ve rahmetullah” derse, yirmi sevâb yazılır. “Ve aleyküm selâm” diye cevâb verene, on sevâb yazılır. Selâm verene, cevâb vermek farzdır. Başı veya bedeni eğerek selâm vermek mekrûhdur. Yalnız el ile selâm vermek ve eli başına kaldırarak vermek de mekrûhdur. Ağız ile ve el ile birlikte vermek mekrûh değildir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT