BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Bayram düşünceleri

Bayram düşünceleri

Bu mübarek bayram günlerinde biraz siyasetin dışına çıkalım dedik ve kendimize dönük özeleştirilerimize, tahlil ve terkiplerimize devam edelim istedik. İnsanoğlu yaptıklarını çekiyor; bedel ödüyor. Kıyamete doğru gittikçe, dünyayı yaşanamaz hale getirecektir.



Bu mübarek bayram günlerinde biraz siyasetin dışına çıkalım dedik ve kendimize dönük özeleştirilerimize, tahlil ve terkiplerimize devam edelim istedik. İnsanoğlu yaptıklarını çekiyor; bedel ödüyor. Kıyamete doğru gittikçe, dünyayı yaşanamaz hale getirecektir. Bu durumu, insanoğlu kendi elleriyle hazırlamaktadır. Niçin yaratıldığını ve neye memur olduğunu unutan ve bilmeyen insan; evvel emirde kendisine yabancılaşır! Mahlukat arasında tanınamaz hale gelir; maskaralaşır! Kanun, Kanun-i ilahidir. Cenab-ı Hakk, insanoğluna; iyi ile fenayı ayırt edici bir güç ve meleke vermiştir. Allahü teâlânın merhametine bakın ki; bahşetmiş olduğu bu aklın, yolunu şaşırmaması; kendini, muhitini ve her şeyden önemlisi Rabbini tanıyabilmesi; yani kıymetli ve şerefli olabilmesi için peygamberler ve onlarla birlikte ‘Din’ göndermiştir. İnsan; inandığı ölçüde değerlidir; azizdir; rabbine muhataptır. İman sahibi olunmadıktan sonra; dünyalar sizin olsa; en mükemmel fen ve teknolojiye sahip olsanız ve bunlarla dünyayı abat etseniz neye yarar? Netice itibariyle; bütün bu sahip olunanlar ve yapılanlar üç günlük dünya içindir! Halbuki insan, ebediyet için; ahiret yurdu için yaratılmıştır. Ahirette ise, sonsuz azap vardır. Üç günlük dünya, sonsuzluk yanında bir hiçtir. Hiçliği mamur edip; sonsuzluğu inkar ve ihmal edenler, akl-ı selim sahibi olabilir mi? İnsanoğlu; inanç ve ameliyle ‘nasıl’dan ziyade, ‘niçin’e muhataptır! Yani, ona nasıl yaptıklarından ziyade, niçin yaptıkları sorulacaktır! Günümüzde yaşıyoruz: İlim ve fen, böylesine ileri gitmesine; dünyanın böylesine mamur edilmiş olmasına rağmen; bunlara sahip olan ve bunlarla hemhal olan insan mutlu değildir. Belki de; bu sahip oldukları mutsuzluğunu ziyadeleştirmiştir! Çünkü; insanın asıl cevheri olan ‘ruh’ ihmal edilmiş, köreltilmiştir! Doyumsuz olan nefsin arzuları yerine getirilip, oburlaştırılırken; ruh, gıdasız bırakılarak zayıflatılmış ve netice itibariyle orta yere; şekil olarak insana benzeyen bir mahluk türemiştir! Görüldüğü üzere; bu mahluku tatmin etmenin imkanı yoktur! Zira; sahip oldukları, mutsuzluğunu artırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Oysa, o, bu yaldızlı zehre daldıkça dalar ve asla doymaz! Dünya hırsı, sıkıntı artırmaktan öte ne ifade eder? Herkes, dünyayı dünyada bırakarak gidiyor! Ahiret derdi ile dertlenmeyen insana; sahip olduklarını dünyada bırakmak derdi; ne zorlu bir ölüm, ne çetin bir azaptır?!. Abdülhakim Arvasi Hz, bir üniversitelinin sualine verdiği cevapta buyurur ki: ‘Hülasa; insanlığı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakk’a karşı şirk ve müşrikliktir. İlim ve fen, ilerlediği halde, insanlığın ufuklarını sarmış olan fesat karanlığı, hep şirkin, imansızlığın, vahdetsizliğin ve sevişmezliğin neticesidir. Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ıstırap ve felaketten kurtulamaz. Hakk’ı tanımadıkça, Hakk’ı sevmedikçe, Hakk teâlâyı hakim bilip, O’na kulluk etmedikçe, insanlar birbiri ile sevişemez. Haktan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur.’
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT