BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını dakika dakika buradan takip edebilirsiniz.
Anasayfa > Haber > Kemal Abi’nin haftalığı

Kemal Abi’nin haftalığı

Geçen cuma sabahı gazetelere göz gezdirirken, Lucescu’nun Sabah’ı ziyaret ettiğini gördüm. Fotoğrafa baktım, Altan Tanrıkulu ve Kâzım Kanat da karede yer alıyorlar. Ah, bir de Hıncal Uluç olsaydı demek geldi içimden... Neden mi? Tam ders zamanıymış da... Kimden mi? Korkak, bilgisiz ve çeribaşı Lucescu’dan...



Tam ders zamanıymış ama!.. Geçen cuma sabahı gazetelere göz gezdirirken, Lucescu’nun Sabah’ı ziyaret ettiğini gördüm. Fotoğrafa baktım, Altan Tanrıkulu ve Kâzım Kanat da karede yer alıyorlar. Ah, bir de Hıncal Uluç olsaydı demek geldi içimden... Neden mi? Tam ders zamanıymış da... Kimden mi? Korkak, bilgisiz ve çeribaşı Lucescu’dan... İşte bu olmadı Lucescu! Biz, körü körüne ne överiz, ne de yereriz... Doğruya doğru, yanlışa yanlış... Yine cuma sabahı bir gazetede okudum. Lucescu, son maçlardan birinde Sergen iki hareket yapıp rakibini geçince, yanındakilere, “Böyle şey olmaz. Bu Sergen, Zidane’dan daha yetenekli” demiş... Ben, gazetenin yalancısıyım. Haber doğruysa, Lucescu gibi bir hocaya “Destur!” derim... İşte, Sergen’i uzakdoğu güreşçilerine döndüren de bizim spor medyasının benzeri yakıştırmalarıdır. Üstelik Zidane gibi son beş yılın dünyadaki en büyük futbolcusuna ayıp olmuş... En azından, doksan dakika süresince Zidane’nın alnından dökülen ter zerreciklerine saygılı olunmalıydı. Transfer delikleri! Ne diyor FIFA; 12 aylık süreç içinde ancak bir defa transfer yapılabilir. Ne diyor Türkiye Futbol Federasyonu; Peki, olur, bence de tamam... Sonra bir bakıyorsunuz, yaz aylarında imza atmışlardan büyük bir sayı bir kere daha fotoğraf veriyor... Hiç olmadı! Ama desenize, koca Başbakan “Anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz” derse, ülkenin diğer kurum ve kuruluşları yüzer defa delseler ne olur ki?.. Bakın ne olur söyleyeyim: İki yakamız bir araya gelmez... Atmasyon gençlik! Galatasaray Üniversitesi ikinci sınıf öğrencisi bir kızımızmış... “Kim 500 Milyar İster”de, joker kullandığı, ter döktüğü, dakikalarca cevabını bulamadığı sorulara bakın: Kuran’da cümlelerin adları nedir? Profesörden bir önceki unvan nedir? Kaval kemiği vücudun neresindedir? Peygamberler şehri hangisidir? Bir tane daha vardı, unuttum. Ama aynı kızımıza sorun bakalım; En iyi hangi gece kulübünde eğlenilir? Hangi sanatçı en son kiminle beraberdi? Hangi dizide, kim kimi aldattı? Televole’yi en son kim sundu? Anında verir cevabı... Ne gençlik ama değil mi? Ne genel kültür değil mi? Rüştü bu işte! Dünyanın en popüler, en etkili, en ilkeli, en bilgilendirici olduğu kadar en eğitici ve yaygın spor gazetesi, hiç kuşkusuz Fransız L’Equipe’tir. L’Equipe’in bir çok yan yayını vardır. Bunlardan biri de, koca bir yılın tüm spor branşlarındaki uluslararası sonuçlarını, en flaş isimlerinin röportajlarını içeren “Spor Yıllığı”dır. İşte, 2002’nin yıllığında da, Milli Takım’ın ve F.Bahçe’nen kalecisi Rüştü Reçber’e tam beş sayfa ayrılmıştır. Rüştü tanıtılırken de “2002’nin en iyi kalecisi” olarak lanse edilmiştir. Erik Bielderman’ın foto muhabiri arkadaşı Jerome Prevost’la İstanbul’a kadar gelerek yaptığı röportajın son bölümlerinde Rüştü’nün sezon sonunda F.Bahçe’yi bırakıp, Avrupa’nın devlerinden birinin kalesine geçebileceği yer alıyor. Bana göre Rüştü geç bile kalmıştır. Böyle bir futbolcunun özlemini çekmek zordur da, onun sadece bizim futbolun içinde harmanlanıp bitmesi daha da acıdır. 22 dakikalık ders! Bu da nedir, diyeceksiniz... Efendim bu; Lucescu’nun, tabii anlayabilenlere verdiği kısa süreli ama çok ciddi bir futbol dersidir. Diyorlar ki, dediler ki, “Neden Fatih atıldıktan hemen sonra Ahmet Dursun girmedi de, 22 dakika sonra girdi?” Bakın neden; “Saha, stad ve hava şartları olağanüstü idi. Rakip, kazanmak stratejisini yüzde 90’lık bir orana yüklemişti. Fazla kalan taraf, eksilenin zaafından derhal yararlanmak adına, disiplinini bozar ve açık düşebilirdi. Ve bu ortama futbol dünyasında çok sık rastlanmıştır. Arada sizin lehinize gelişmiş de olsa, fazlalığı bir süre dikkate almayacak ve önceden planladıklarınızı hiçbir şey olmamış gibi sürdüreceksiniz. Belli bir süre geçtikten sonra, rakibin bu eksilmeden dolayı bozulan kurgusunu fark ettiğiniz anda da, fazlalık avantajınızı kullanacaksınız.” İşte Lucescu bunu yaptı dostlar... Bu, bu ülkede futbol yazan, yorumlayan kim varsa alınması çok önemli olduğu kadar da özel bir derstir. Ortega sancıları! Gün geçmiyor ki, gazetelerde, televizyonlarda Ortega’nın problemleri, sakatlıkları ve kaprisleri ortalara dökülmesin... Yahu artık dünyanın neresinde böyle işlerle uğraşmak kaldı? Hele hele çok sevdiğim bir eski futbolcu dostum, Beşiktaş maçı öncesi, Ortega’nın, yani yıldızların ilk onbirde oynatılması gerektiğini yazmış ki, aman aman... Ben diyorum ki, F.Bahçe’yi Ortega’ya, yandaşları, amigoları ile birlikte teslim edelim. Takımı da o yapsın, taktiği de o versin, hoşuna gitmezse başkanı da o değiştirsin... Bu kafada çok insan var. Örneğin; Kenan Onuk gerek televizyonda, gerekse gazetede bu mesajları verip duruyor. Tevekkeli değil, Ortega’ya dayanamayıp kapı önüne koyan Parma, Lazio ve Valencia boşuna büyük kulüp olmamışlar. Tuncay için ne demiştim? Tuncay iki gol attıktan sonra gazete manşetlerine taşınırken, başkanı tarafından değeri 10 milyon dolar olarak biçilip ve de podyuma çıkınca şöyle bir mesaj geçmiştim bu köşede: “Ben olsam bu gösteri için Tuncay’a izin vermezdim. Sonra düşerse herkes ağlar...” Yine mi haklı çıktım? Tuh be! Hıncal Uluç, sen ne diyorsun? Hıncal Uluç meslektaşımız, geçen haftaki sütununda, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’un “Konuşursam, sokağa çıkamazlar” patlamasına, basın kuruluşlarının, basın mensuplarının büyük bir kısmının gereken tepkiyi göstermemesinden yakınmış. Nasıl göstersinler ki? Sahnenin daha doğru dürüst tozunu bile yutmamış sözüm ona sanatçılara, solistlere, şarkıcı, türkücülere, abuk sabuk televizyon programlarının ucuz şöhretlerine, iş adamı, avukat, müteahhit, bar sahibi, eskilerin çok beğendiğim deyimi ile velhasıl gerçek spor yazarı olmayan yani ekmeğini bu meslekten kazanmayan bir kamyon dolusu serpmeyi köşe yazarı yapanların böyle bir tepkiye hakları var mı? Söyle Uluç dostum, var mı? Ya da paraşütçü ordusunu basının içine altıncı kol gibi indirenlere Ulusoy şöyle bir soru sorarsa; “Aynalara küskün müsünüz?” Haa ne dersin, Uluç meslektaş? Hasan’a ayıp edildi! Hasan Şaş’ın, G.Saray’la sözleşme yenilemeye yanaşmadığı için, hele hele Ilıcaklar’ın Tercüman’ının fanatik G.Saraylı müdürü tarafından neredeyse vatan haini ilân edilmesi hayli şaşırtıcı olduğu kadar da, ne profesyonellikle bağdaşır, ne de insan haklarıyla... Hasan profesyonel bir futbolcudur. Geçimini de bundan sağlar ve geleceğini de bununla garanti altına almak zorundadır. G.Saray’ın önerdikleri Hasan’a uymayabilir. Nasıl ki, F.Bahçe’nin teklifleri uymadı ve Hasan G.Saray’ı tercih ettiyse, durum aynıdır. Haaa Hasan, sözleşmesi bitene kadar hizmette “kasıtlı” kusur ederse, o zaman eleştirilir ki, ben öyle bir oluşum gözlemedim... Neymiş, giderken kulübe para kazandırmalıymış... Peki, siz Hasan’a kazandırın da, kalsın! Artık bunlara alışmalıyız. İlişkiler tamamen profesyonelce değerlendirilmeli ve yürütülmelidir. Çünkü yıl 2003’tür... Ekmek de yüz para değil, 250 bin liradır... Üstelik futbol da, 75 yaşına kadar oynanmıyor... G.Saray’ın coğrafya dersi! Efendim; sizlere bir bilgi aktarmak istiyorum. Dünyanın en soğuk toprakları, yani kışın en şiddetli biçimde hüküm sürdüğü yer Ali Sami Yen Stadı’dır... Orada kar yağarsa futbol oynanamaz. Nasıl olur demeyin... Oldu işte... Hayret! Ben ne şartlarda, ne maçları dünyanın dört bir köşesinde izlemiş biri olarak, Ali Sami Yen’in kasıtlı olarak Metin Tokat’a o biçimde sunulduğunu hissediyorum. Tokat bence mecbur kalmıştır. Ama federasyon bunun altını karıştırmalıdır. Acaba, Denizli o kısıtlı kadrosuyla, hem de Avrupa Kupası aşamasında üç günde iki maça mecbur kılınmak mı istenmiştir? Acaba, yeni transferler henüz uyum devresini tamamlayamamışlar mıdır? Ne derseniz deyin, o maç hiç olmazsa ikinci günü oynanırdı. Şayet hâlâ dünyada, insan gücü ile birleşince dağları deniz yapan teknoloji Ali Sami Yen’de yaşıyor ve yaşatılıyorsa... Erol Simavi patron olsaydı! Dedik ya, eski adıyla Bab’ı Ali’de Dr.Enver Ören ve Cumhuriyet’in patronajından başkaca hakiki gazete patronu kalmadı diye... Bakın ispatı... Hürriyet birinci sayfanın tepesine “Doktorların Ecevit’i kuşkulandıran cümlesi - 7 ay yataktan çıkma!” manşetini atıyor. Sporda da aynı gün şöyle bir manşet: “Fener şova çıkıyor...” Sonra ertesi gün gazetelerde ilân biçiminde bir tekzip... Çıkış yeri Başkent Üniversitesi Hastanesi... Ecevit haberini doktorlar resmi ağızdan yalanlıyorlar. Ardından Pazartesi günkü, Hürriyet de dahil tüm gazetelerde bir tekzip daha... “F.Bahçe, A.Gücü’ne de gol atamadı ve berabere kaldı...” Şimdi patron Erol Simavi olsaydı, acaba Hürriyet’te bayramın ilk sabahı nasıl bir kadro oluştururdu? Ama yeni patronun bunlardan haberi bile yoktur... Sonra da dördüncü kuvvet, bininci kuvvetsiz olunca, ülke de buralara geliyor tabii ki... İşte ben de, Luce de bunu bekliyorduk! Ne demiştim; Beşiktaş’ın hiçbir takımda bulunmayan vurucu, düşürücü, imhâ edici timi ilk yarıda tam anlamıyla göreve gelememişti. Sakatlıklar buna engel olmuştu. İkinci yarıda bu güç arıza vermeden ve de iyi hazırlanmış biçimde karşımıza çıkarsa, Beşiktaş’ın önünde durmak güçleşir... Sanırım Lucescu da bunu bekliyordu. Öyle ya İlhan da, Ahmet Dursun da, Tümer de fragman halinde görüntü vermişlerdi. Kale düşüp de, esirler toplanmaya başlandığında Sergen de sahne alıyor. Bir de Guinti çıkmaz mı? Yani düne kadar sadece hava harekâtı yapan Beşiktaş; şimdilerde hem denizden, hem de karadan silip süpürüyor... Dur durabilirsen!.. Yapma be Nihat bey! F.Bahçe Asbaşkanı Nihat Özdemir, A.Gücü maçından sonra, “G.Saray-Denizli maçının oynanmama durumunu takip ediyoruz. Bunda bir iş var” demişler... Yapmayın be dostum; siz önce kendi takımınıza bakacaksınız. Zaten F.Bahçe son yıllarda futbol alanında sürekli geri kalmışsa, bunun iki sebebi var; birincisi G.Saray’la didişmek, ikincisi federasyon arazisinden yürüyüp hakemleri budamak... Aynaya bakıp kendi analizini yapamayan, sokağa çıktığında iç burar... Bülent Yavuz, Dereli’ye dikkat! Allah’tan bu fikrimi çok önceleri dile getirmiştim. Selçuk Dereli galiba beni kandırdı demiştim. Kocaeli’ndeki penaltı kararından sonra tüylerim diken diken oldu. Yahu arkadaş; adam kendi topuyla oynarken, ya da tek başına topa hakim olmak için iki ayağını da yerden kesip zıplamışken, dizinden seken top eline ÇARPARSA penaltı olur mu? Hadi bırakın zaten dışarıda oluşunu, ama böyle bir aksiyona penaltı mı çalınır? Ne yapsaydı yani Tayfur; ellerine arkadan kelepçe mi taksaydı? Herkese iyi bayramlar...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT