BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Mutluluk’ arayışı

‘Mutluluk’ arayışı

"Mutluluk" romanıyla yeniden gündeme gelen Zülfü Livaneli, eserinde, farklı kesimlerde ve farklı şartlarda yaşayan fakat hayatları bir şekilde kesişen insanları anlattığını söylüyor.



Besteci, yazar, UNESCO Büyükelçisi ve şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili... Bugüne kadar 300 şarkı, Türkiye ve yurtdışında 25 film müziği, 1 bale müziği, 5 oyun müziği besteledi, 12 kitap yazdı. Kitapları Türkiye'de liste başı oldu; İngilizce, İspanyolca, Almanca, Yunanca, Serbokratça, Korece dillerine çevrildi. İspanya ve Yunanistan'da en çok satanlar listesine girdi. Plakları Türkiye, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İsveç, Hollanda, Fransa, İspanya gibi ülkelerde yayımlandı. Zülfü Livaneli'den söz ediyoruz. Ülkemizin önemli kültür sanat adamlarından biri olarak dikkat çeken Livaneli, yeni romanı "Mutluluk" ile yeniden gündemde. Biz de bu kitap ekseninde yazarıyla konuştuk... Kesişen hayatlar Bugünlerde "Mutluluk" isimli romanıyla adından söz ettiren Zülfü Livaneli, bu eserinde de insan temelli bir trajediyi anlatmaya çalışıyor. Günümüz Türkiye'sinin içinden bıçak gibi geçen bu romanda üç kişi anlatılıyor: Van Gölü kıyısında, tecavüze uğramış olan on yedi yaşındaki Meryem, aileden dışlanarak evlerinin 'izbe' denilen ambarına kilitlenmiş durumda sonunu düşünmektedir. Çünkü kapatıldığı ambardan alınarak İstanbul'a götürülüp cezası orada verilecektir. İstanbul'un tanınmış profesörlerinden Harvard mezunu ve varlıklı İrfan Kurudal, Boğaz'a bakan evinde hayatını kökten değiştirme planları yapmaktadır. Para, kariyer ve sosyal statünün doyum noktasına ulaşmış fakat mutsuz bir hayat yaşayan profesör Kurudal, kaybettiği benliğini aramaktadır. Bir gün evini, eşini, çocuklarını, mesleğini, kısacası binbir zorlukla elde ettiği bütün kazanımlarını terk ederek hayatına sıfırdan başlama kararı almıştır. Meryem'in amcaoğlu Cemal ise Gabar Dağları'nda PKK takibinde, ateş altındadır. Askerliğini komando olarak yapmaktadır. Kahraman olarak döndüğü memleketinde, Meryem'le ilgili bir görev veriliyor ve bu zavallı genç adamın hayatı da allak bullak oluyor... Roman için isim Yeni romanınızın ismi sade ve iddiasız... "Mutluluk" ayrı mekanlarda ve fakat hayatı aynı enlemlerde kesişmiş insanların romanı. Size göre, mutluluk nedir? Neden bu ismi tercih ettiniz? LİVANELİ: Kitaplarıma isim koyarken uzun uzun düşünmüyorum doğrusu. Romanı yazma sürecinde, bir isim beliriyor ve yerleşiyor. Bu, belki de bilinçaltı bir süreçtir. Belki de romanın derin gerçekliğinin bir ürünüdür. Romanlara, satışı düşünerek kurnazca isimler konması yakışık almaz, böyle şeylere kızarım. Bundan önceki iki kitabımın adı da ticari olamayacak kadar uzundu: "Engereğin Gözündeki Kamaşma" ve "Bir Kedi Bir Adam Bir Ölüm". Ama ben bu isimlerden memnundum. Son romanımda ise gelenekle, ilerici değişimler arasında kıvranan, kriz üstüne kriz yaşayan bir toplumun bilinçli ya da bilinçsiz bir biçimde mutluluk arayışı eksen oldu. Sizce romanın kahramanları Meryem, İrfan ve Cemal, günümüzde kimleri temsil ediyor? LİVANELİ: Meryem, Cemal ve İrfan Kurudal, Türkiye'mizin tipleri. Belki de binlerce böyle insan dolaşıyor aramızda. Ama biz onları dış yüzleriyle tanıdığımız için derinliklerine inemiyoruz. Bu kişiler birer sınıfı, birer kategoriyi temsil etmiyorlar; bunlar birey... Albümler birçok ülkede yayımlanıyor, kitaplarınız yabancı dillere çevriliyor ama size karşı bir eleştiri ve tahammülsüzlük de var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? LİVANELİ: Türkiye'de kimsenin kimseye tahammülü yok ki. Ancak para ve siyasi iktidarı elinde bulunanların önünde eğilip bükülüyor insanlar. Ama iktidarlardan düştükten sonra onlardan da intikam alınıyor. Eser ortaya koyanlara ise hiç tahammül edilmiyor. Sanki bu ülkede müzik yapmak, roman, şiir yazmak, resim yapmak bir suç. Ne yapalım. Bu kadar çelmelemeye rağmen yolumuza devam ediyoruz. Çünkü halkı her zaman arkamda hissediyorum. Ben herhangi bir çevrenin içinde görmüyorum kendimi, yalnız bir sanatçıyım. Halktan başka dayanağım da yok. Türkiye'de aydın olmak zor. Şüphesiz, bunun bedelini çeşitli kulvarlarda ödeyenlerden birisiniz. Yaşadıklarınız ve idealleriniz kendi iç dünyanızda sizi zaman zaman çatışmaya götürdü mü? LİVANELİ: Türkiye'de sanatçıların, yazarların bir köşede durma lüksü yok. İnsanların sizden bekledikleri var. Eğer yarım milyon insana konser veriyorsanız, bunu aynı zamanda size yüklenmiş siyasi bir misyon olarak görüyorlar. Ölüm oruçları yapıldığında kapınız çalınıyor, insan hakları ihlallerinde durum yine aynı. Dolayısıyla sırça bir köşk içinde yaşayamıyorsunuz. Ve bunun bedelini de ödüyorsunuz elbette. Gün oluyor, medya, mafya babalarına bile saygı gösterirken sizi yerden yere vuruyor. Bu ülke, düşünce ve kültür adamlarına karşı çok hoyrattır. Eğitim meselemiz Türkiye'nin yozlaşmasının önündeki en önemli sorunlardan birinin eğitim olduğunu düşünüyorum. Ekonomik ve kültürel kalkınmanın, evrensel normlarda rekabetin temelinde de bu sorun yatıyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? LİVANELİ: Eğitimle ilgili kaygılarınıza katılıyorum ama bu sorun sadece insanları okula göndermekten daha derin galiba. İnsanlar okullarda bir şeyler öğrenir ama hayata karşı tavrını belirleyen, içinde doğup büyüdüğü toplumun kendisine verdiği terbiyedir. Eğitim kelimesi, terbiyeyi tam olarak karşılayamıyor. Toplum değer ölçülerini kaybederken siz istediğiniz kadar okul açın, istediğiniz kadar öğrenci yetiştirin. Bu hiçbir işe yaramaz. Sorun, toplumu tekrar değer yargılarına, ahlaki ölçülere ve tarihsel bilince kavuşturabilmektir.a
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT