BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Cihat başını kaldırdı, gökyüzüne ve dükkânın önündeki kavak ağaçlarına baktı. Uçan kuşları izledi, yaprakların hışırtılarını dinledi. Yaşaran gözlerini yere indirdiğinde Hilmi yanında yoktu. Dükkândakilere vedalaşarak uzaklaştı oradan...



“Begüm’ü dün nişanladılar!” Daldıkça dalıyordu anılara ve habire derinlere iniyordu yine. “Hayır” dedi, “Artık daha fazla düşünmeyeceğim!” Bıkmıştı bu ıstıraplardan, düşüncelerden, sarsıntılardan. Bunca anıları hatırlamak yeterliydi artık, rahatlamıştı, boşalmıştı. “Ne buluyorlar bende anlayamıyorum, neyimi seviyorlar benim?..” Birden kalktı yerinden. Semerci Orhan’ın dükkânına gidecekti ve oralarda görürse Begüm’le konuşacaktı. Burçin yarasını onaran Begüm hakkında karar vermek zorundaydı. Ama yine net değildi düşünceleri. Tıpkı daha öncekilerde olduğu gibi. Dünyanın en masum ve en güzel kızını içinde bulunduğu durumdan kurtarabilecek miydi acaba? Kuğu boyunlu, örgülü saçlı, iri siyah gözlü ve muhteşem güzel Begüm bir haftadır kimbilir nasıl haber bekliyordu Cihat’tan. Ama ah onun hakkında duydukları, işittiği söylentiler ve bazı bildikleri olmasaydı. Hiçbir şey düşünmemek için kendini zorlayarak Semerci Orhan’ın dükkânına geldi. Fakat iyi bir insan olan Orhan abi de dahil olmak üzere, dükkâna devamlı gelen insanlarda bir durgunluk vardı. Suat ve Hilmi ustalar Cihat’a bir tuhaf bakıyorlardı. Kapı önüne dikilip, yan taraftaki Begüm’lerin evine bakarken Hilmi geldi. -Boşuna bakma Cihat!.. dedi. Kaygıyla döndü ona. -Ne oldu?.. -Kızı dün nişanladılar. -Nişanladılar mı?.. -Evet. Mezbahacı Remzi ile!.. Gözleri doldu birden. Kızın Remzi ile nişanlanması onu yıkmıştı. Çünkü Remzi, Tahir amcanın torunuydu. -Sahi mi?.. dedi inanamayarak. Hilmi başını salladı. -Sahi ya!.. Dün Begüm balkondan buraya nasıl bakıyordu bir bilsen. Hep seni arıyordu ama sen yoktun. Belki bir haftadır dükkânın önünden geçti seni görebilirim diye, ama seni göremedi. -Yaaa?.. Cihat başını kaldırdı, gökyüzüne ve dükkânın önündeki kavak ağaçlarına baktı. Uçan kuşları izledi, yaprakların hışırtılarını dinledi. Yaşaran gözlerini yere indirdiğinde Hilmi yanında yoktu. Dükkândakilere vedalaşarak uzaklaştı oradan. Bugünkü düşünüşleri, anıları bir yıkım daha getirmişti işte. Bir yandan buğulanan gözlerini siliyor, bir yandan dişleriyle kanatırcasına dudaklarını ısırıyordu.  Hayata karşı daima çorak olduğunu hissediyordu. İnsanlar, hayatın gelgitleriyle sarsılıyor, sizi ne karşılayacak, nereden darbe gelecek bilemiyordunuz ve hep bekliyordunuz, herşey göreceydi yeryüzünde. Eski gücü, yaşama azmi, dayanabilme melekesi, gençlik arzuları bitmiş sönmüştü. Geçmiş anılar insanları yoklamaya başladı mı, artık bir şeylerin yitirilmeye başlaması demektir. Unutulmuş... Unutulan herşey... Yenibaştan sarıverdiği zaman... Ne umutlar, ne kaprisler vardı insan hayatında. Şimdi şu hale bakın ne inanılmaz bir değişim yaşamıştı ruhunda. Evli olduğu erkek asla hayalinde bile kurmadığı, ihtimal vermediği bir tipti. O burun kıvırmalar, nazlar, edalar, o peşinden sürüyle koşan erkekler?.. Ben doktor veya mühendisle evlenmek istiyorum... İbrahim benim tipim değil... Ahmet’in arkadaşlığını kabul edemem Yoksul biri o... Bir prens olmalı benim sevgilim... Ben kültürlü bir kızım... Varlıklı bir kızım... Varlıklı bir ailem var... Kocam zengin ve yüksekokul mezunu olmalı... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT