BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Her kriz bir doğumdur...

Her kriz bir doğumdur...

Türkiye’nin en zor, en kritik günlerinde; Türkiye Gazetesi’nin kaptanlığını yaptı Doç. Dr. Resul İzmirli... “Çok gözyaşı döktük, çok ağladık ama kara günler artık geride kaldı” diyen İzmirli, her krizin aslında yeni bir doğum olduğunu söylüyor...



Ben daha sorulara geçmeden, “Dur sana gazetecilerle ilk temasımı anlatayım” diye söze başlıyor Resul İzmirli... Bahsettiği olay 1984-89 yılları arasında İzmir Fuar Müdürlüğü yaptığı günlere ait; “-Hanım muhabir gelmişti. Bana sorduğu tek şey ‘Siz içki içmiyormuşsunuz’ oldu... Ben de ‘Yoo, çok güzel meyve kokteylleri tarifi verebilirim size’ diye cevapladım. ‘Başka neler soracaksın’ deyince kem küm etmeye başladı. Ben de hazırlanıp röportaja öyle gelmesini söyledim. Böylece adım ‘Gazeteci kovan müdür’e çıktı...” „ Ard arda iki büyük kriz yaşadık. Türkiye Gazetesi de bundan fazlasıyla etkilendi. Bu zor dönemde gazetenin başında olmak nasıldı?... “-Göreve geldiğim günler çok ağır şartlarla karşılaştık. Türkiye zaten zor günler yaşıyordu, bizim de kendi yanlışlarımız bu durumu daha da zorlaştırmış olabilir tabii. O günlerde çok gözyaşı döktüğümüz oldu... Eşim bir de yakınlarım bilir bunu. Neticede karşınızda insan var, onların aileleri var. Destan yazıldı denilebilir o günlerde. Şurası muhakkak ki böyle bir krizi ben yaşamamıştım daha önce...” „ ’Daha önce yaşamamıştım’ dediğiniz bu kriz ne öğretti?... “-Yıllardır kafa yorduğum bir iş yöneticilik. Yönetimde 1975’lerde başlayan ‘önce insan’ sloganı, hep araştırdığımız konulardı. Ama insanın önemini o krizde anladım ciğerlerinizde hissediyorsunuz bunu. Birbirimize muhtaç olduğumuzu en iyi kriz günleri ortaya koyuyor. Bunu yaşayarak öğrendik. O dönemlerde insanlar biraz daha kırılgan oluyorlar. Bu sebeple daha şeffaf yönetim tarzını uygulamaya çalıştım şirkette ne olup bitiyorsa arkadaşlara açtım. Yüreğim zaten açıktı, daha da açtım...” „ Peki şu an rahat mısınız?... “-Rahatım. O kara günleri geride bıraktık. Tabii gelecek ne gösterir bilemem, çünkü Türkiye daha o krizden tamamen sıyrılmış değil. Gazetede şimdi belli bir programa, ‘bundan sonra neler yapacağız’ noktasına geldik. En güzel gazeteyi mi yapıyoruz o tartışılır ama, rahat bir gazete çıkarıyoruz. Bak altmışa yaklaşan bu adamdan bir mesaj size. Türkiye’nin en büyük eksiği rahatlık. İş hayatında da, ailede de, politikada da esnek bir kafa yapısı ve komplekssiz olarak konuşabilmeye ihtiyaç var...” „ Türkiye Gazetesi rahat mı?... “-Ben rahatım. Ama tabii arkadaşlara, size sormak lazım. Türkiye Gazetesi’nin en büyük handikapı şu; Kurulduğundan beri Enver Ören’in verdiği iki şey var. Birincisi insanlara ayna olun. Tabii insan hayatına saygı çerçevesinde belli ölçülerde. Ve en önemli madde, ülkenin birlik ve düzenine katkı sağlamak. Kapışmak kavga etmek kolay. Reyting alacaksanız ona buna saldıracaksınız, kavga edeceksiniz, ama bizde böyle şeyler yapma imkanı yok...” „ O zaman hemen sorayım; hangi haberler girmez, ne manşet olmaz Türkiye Gazetesi’nde?... “-Doğruluğundan emin olmadığımız haber girmez. Yaşadığım bir olayı anlatayım. Sayın Ecevit Başbakan, Rahşan Ecevit DSP’nin genel başkan yardımcısı, Hüsamettin bey ayrılmış, kargaşa var. Herkes DSP ile ilgili manşet atıyor. Ben ortayolun adamıyım ama arada aklıma sivri şeyler geliyor. Dedim ki ‘arkadaşlar manşeti buldum. ‘Nedir’ diye sordular. ‘DSP cadı kazanı’ dedim. Gazetecilik olarak dört dörtlük bir manşet. Biz tabii eski tabirle söylersek sağ bir gazeteyiz, milliyetçi, muhafazakar bir gazeteyiz yazsak yazarız. Ama ilk sayfa toplantısını yaptığımız arkadaşların çoğu ‘Olmaz, yapamayız, Rahşan hanıma ayıp olur’ dediler. Ve girmedi...” „ Serdar Turgut bir yazısında ‘Yazı işleri toplantısının en mutlu adamı genel yayın müdürüdür, herkese bağırabilir’ diye yazmıştı, durum öyle değil mi yani?... “-Mutlaka birinin son sözü söylemesi lazım ama, ortak akılla karar verilir. Şu günlerde işte savaş gündemde. Herkesin bir politika belirlemesi lazım. Enver bey açıp da ‘bizim politikamız şu’ demez mi?... Hayır. Çünkü burada bir kültür oluşmuş onun için müdahaleye gerek yok...” „ ’Enver bey hiç mi karışmıyordu, şimdi mi böyle?... “-Enver bey 25 sene devamlı manşet toplantılarına girmiş. Ve gerçekten AB normlarına uygun bir gazetenin taşlarını oturtmuş. Zaten onun ölçülerini kavrayan adamları şimdi benim karşımda oturuyor ve benim sivriliklerimi törpülüyor. Sen de girdiğin manşet toplantılarından biliyorsun. Herkes kendi fikrini ortaya koyuyor ve veto müessesesi işliyor. Bir manşet teklif edildiğinde biri itiraz ederse o tartışılır ve ortak akılla karar verilir... Kimse tahmin edemez Türkiye Gazetesi’nde bu kadar farklı görüşlerin ortaya konup tartışılabileceğini...” „ Zor günler geride kaldı diyorsunuz peki bundan sonraki hedef ne?... “-Gazeteyi daha bir canlandırmak, toplumla iç içe getirmek. Bu krizde ayağımızı yorganımıza göre uzatmayı öğrendik. Sayfa sayımız azaldı ama onları daha iyi doldurma arayışındayız. Gazeteye çok müdahale edince tadı kaçıyor, onu öğrendim...” „ Siz kimleri keyif alarak okuyorsunuz?... “-Genel anlamda bizim gazete yazarlarının hepsini görevim gereği okuyorum. Kimi beğeniyorum şimdi ayırım yapmayayım. Diğer gazetelerden, neler yazmış diye Ertuğrul Özkök’e bakıyorum. Serdar Turgut, Mehmet Barlas. Son günlerde özellikle Cüneyt Ülsever, Çetin Altan’ı okuyorum. Fehmi Koru’yu, müstear isimle yazdığı yazıları özellikle. Keyifle okuduğum, okuma ihtiyacı hissettiğim Engin Ardıç bey var iyi analiz ediyor. Gerçi benim yapıma, tipime uygun değil gibi duruyor ama bakmayın. Eşrefpaşa kültürü dolayısıyla o raconu da biliyorum ama kullanmıyorum. Türk basını kendini geliştirmiş gerçekten okunmaya değer çok yazar var. Ama bunların içinden derseniz transfer et, bizim ölçülerimize uyan yazar bulmakta zorlanıyorum. Türkiye Gazetesi birazcık sınırlamaları olan bir gazete, tabii bunlar sınırlama değil de belli bir kültür oluşmuş...” „ Bazı genel yayın müdürleri korumasız adım atamazken siz rahat rahat dolaşıyorsunuz, bu bir keyif herhalde?... “-Şöhretten oluyor onlarınki belki...” „ Şöhretse sizi uzun süre ekrandan da tanıdı insanlar. “-Kendisi huzur verme iddiasında olan bir gazetenin genel yayın müdürünün etrafında korumalarla dolaşıp tedirginlik vermesi pek doğru değil herhalde. Ben hayatım boyunca böyle bir tedirginlik yaşamadım. 68 kuşağıyım. Üniversite döneminde bütün olayların göbeğinde, ilk öğrenci hareketleri içinde yer aldım, ilk forumları biz yaptık. Çocukluğumda da gençliğimde de sivri yanım olmamıştır. Bu yaradılış meselesi, iyi mi kötü mü bilmem. Asistanlık dönemimi hatırlıyorum, duvarlardan kurşunların sektiği günlerdi. O zaman da her kesimden, sağcısı da, solcusu da gelirdi odama. Endişe duymadan evine gidebilen nadir insanlardandım Bornova’da...” Zamanlama hatası!.. Başta yazıişleri müdürümüz Nuh Albayrak olmak üzere, bu haftaki röportaj konusunda, daha görüşmeyi yaptığım gün pek çok yorum işittim. O günkü baş sayfa toplantısında manşetin ne olacağında anlaşmakta zorlanmışlar ama katılanların hemfikir olduğu bir nokta varmış, “İnci hanım da işi öğrendi” diye. Yazı işlerindekiler, “yalakalık” puanlaması yaparken, istihbarattakiler kibarlıklarından pek bir şey demediler. Diğer birimdeki arkadaşlar sanırım okuduktan sonra görüş bildirecek. Ya da benim duyamayacağım şekilde aktardılar görüşlerini. Bu röportaj bana gazetedeki geleceğim konusunda ne sağlar bilemiyorum ama zamanlama konusunda küçük bir hata yaptım... Zam oranları geçen ay kesinleşmişti... TGRT’deki ilk genel müdürüm Resul İzmirli’ydi... Henüz kanunlar müsaade etmediğinden yayın İngiltere üzerinden yapılıyordu ve üç ay kadar Londra’da kalmıştım. Türkiye’ye dönüşte acemiliğimi gören o zamanki haber müdürü, “Bak herkes yöneticilere hediye alıyor” diye fısıldamıştı kulağıma. Ben de Trabzonlu’yum ya “neden” diye sormuştum. Bütün paramı aileme ve arkadaşlarıma aldığım hediyeler için harcamıştım zaten. Ama bu uyarıyı alınca çikolata götürmenin uygun olacağına karar verdim... Aldığım çikolatalar da teknik ekibe nasip oldu ya neyse... İşte o zamandan yüzüme gözüme bulaştırdığım “yöneticiye iyi davranış” dersinin devamı sayılan sohbet. Değişime direnmek anlamsız „ Krizle birlikte gazete de pek çok ismi kaybetti. “-Maalesef kan kaybımız çok oldu. Ama her krizden sonra yeni bir doğum olur. Türkiye Gazetesi şu anda yeni doğum yapmış durumda. Ben insan kaynağını suya, kuyuya benzetirim. Su çektikçe çoğalır ve tadlanır. Biz de genç arkadaşlarımıza fırsat tanımaya çalışıyoruz, özellikle ben geldikten sonra genç arkadaşlara köşeleri teslim ettik. O insanlar toplumla birleşecek, tecrübe kazanacak. Belki başlangıçta su acı olacak ama zamanla tatlanacak. Çünkü artık böyle değişimlerin yaşandığı bir âlemde direnmenin anlamı yok...” „ Eskiye göre daha çok magazin, daha çok renkli sayfa var gazetede. Başka değişiklikler de göreceğiz o zaman?... “-Olacak daha da olacak ama zamanla. Sayfa sayımızın artmasına bağlı. Belki bu kriz onu da sağlayacak gazetelerin verimli müesseseler haline gelmesi lazım. Gazetelerin arkasında mutlaka bir destek, bir işdamının gazetesi olmalı mantığıyla hareket edildi senelerce. Ama o mantık yanlıştı, taşıma su ile değirmen dönmüyor. Şimdi kendi ayakları üzerinde durmaya başladı Türkiye Gazetesi...” „ İktidar değişiklikleri, yönetim değişiklikleri gazeteleri, politikalarını nasıl etkiliyor?... “-Bizim bundan bir endişemiz yok. En canlı örneğini rahmetli Özal konusunda yaşadık, çok eleştiri aldık. Ben o zaman genel müdürdüm. Özal’ı tuttuk, açık ve net olarak. Hatta en çok biz tuttuk. ‘Özal’ın yalakası bunlar’ dendi. Ama haklı olduğumuz ortaya çıktı. Özlemeyen varsa Özal’ı beri gelsin...” Resul dede... “-İki kızım var, ikisini de evlendirdim. Hayatın en güzel anları belki baba olmak. Kızlarım kusura bakmasın şu anda üç torunum var o bambaşka bir şey. Yaşanınca anlaşılıyor bambaşka bir güzellik...” ¥ ¥ ¥  “-33 yıllık evliyim. Hanımım fakülteden arkadaşım. Hanıma yağcılık olsun diye söylemiyorum ama herhalde bu konuda Allaha şükür dünyanın en şanslı erkeğiyim...” ¥ ¥ ¥  “Arkadaşlarıma, çevremdeki insanlara nasıl biri olduğumu sorun ‘biraz saftır’ derler. Gerçekten biraz saftiriğimdir...” ¥ ¥ ¥  “-İstediğin yemeği sor anlatayım. Evde ekmeğimi kendim yaparım, en büyük zevkimdir. Çok iyi omlet, pide yaparım. Damatlar gelir ‘hadi baba’ diye, herkes mutfağa doluşur omletin havada dönüşünü seyredip alkışlar...” ¥ ¥ ¥  “-Anne tarafım Endülüs, Tunus, Girit, İzmir... Baba tarafı da Türkistan, Türkmenistan, Mısır, İzmir... Melezim yani. Giritliler’in deyimi ile Anekatamano... ¥ ¥ ¥  “-Ailece gezmeyi, seyahati severiz. Her sene arabayla bir uzun yolculuk yaparız. Bu yaz 4 bin kilometre yol yaptık...”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT