BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Cihat ile görüştüğünü söylemişti İsmail. “Çok dalgın gördüm Cihat’ı, onunla ilgilenin” diyordu. İsmail Cihat kadar Celal’i de çok severdi ve görür görmez Celal’e İlknur’u hatırlatırdı. Değişen bir şey yok muydu, daha kavuşamıyorlar mıydı?..



Beton yolun tepesindeki çitlerde yağlıboya yazı ile yazılmış levhâlar vardı. İmâm-ı Gazâlî, Yunus Emre gibi âlimlerin sözleri, şiirleri yazılıydı levhâlarda. Dünyada en kötü şey vakti boşa geçirmektir meâlinde bir söz yazılıydı birinde ve Erdoğan o yazıya bakıp gülmüştü. Bu park için ne de uygun bir sözdü. Belediye başkanı Mevlana’ya, Yunus Emre’ye hayrandı ve bu hayranlığını her vesile ile belli ediyordu. Erdoğan oturduğu yerden Cihat’ı gözlüyordu. Cihat türbenin oturak taşına oturmuş, karşıda görünen Endüstri Meslek Lisesi’nin bahçesinde basketbol oynayan çocuklara bakıyordu. Ahmet dalgındı. Artık hiçbiri konuşmuyordu. Herkes etrafındaki güzellikleri seyrediyordu. Celal bu ilçeyi seviyordu. Dışarıda okuyan arkadaşlarına karşı hep burayı savunmuştu... Özellikle İsmail, taşra kentlerinde bile yaşamaya karşıydı. İsmail siyasalı bitirmiş, daha sonra bir televizyon kanalına prodüktör yardımcısı olarak girmişti. İzmir, Karşıyaka’da oturuyordu. Sık sık Bodrum’a, Marmaris’e, Fethiye’ye, Akçay’a, Çeşme’ye gidiyordu görevi gereği. Buraya sadece bayramlarda geliyordu. En sevdiği arkadaşlarından biri olmasına rağmen, Celal onun bu tutumuna içerlemekten kendini alamıyordu. Celal’e göre Tavşanlı dünyanın en güzel yerlerinden biriydi. İsmail, daha çok Cihat’la samimiydi, buraya gelir gelmez buluşurlardı. “Bu ilçede Cihat’tan başka konuşulacak kimse yok, tek entelektüel o” derdi. Geçenlerde Cihat ile görüştüğünü söylemişti İsmail. “Çok dalgın gördüm Cihat’ı, onunla ilgilenin” diyordu. İsmail Cihat kadar Celal’i de çok severdi ve görür görmez Celal’e İlknur’u hatırlatırdı. Değişen bir şey yok muydu, daha kavuşamıyorlar mıydı?.. Cihat’a da sormuş bu soruyu, “sana söyledi mi?..” diyordu. Hayır, söylememişti. Erdoğan’ın canı sıkılmıştı, “gidelim buradan,” diyordu. Akşam üzerine yakın bu saatlerde Ada’ya gitmek daha hoştu. Celal, “çay içtikten sonra gidelim” dedi. Az sonra zaten gideceklerdi. Doğrusu Ahmet’in de canı çay istiyordu. Arkasına dönüp baktı, garsonlardan kimse görünmüyordu. Ahmet yerinden kalkıp çay ocağının bulunduğu yere doğru yöneldi. Yerler, petek şeklinde taşlarla süslenmişti. Türbeyi çevreleyen bu yol, ortasında çiçeklerle ikiye ayrılmıştı. Beton saksılar yol boyunca sürüyordu. Garson ocaklığın önündeydi. Aşağıdan yükselen binanın terasındaki aile bölümünden gelmişti. Ailelerin en çok rağbet ettiği yer burasıydı. Etrafı tahta parmaklıklarla çevrili, üstü ahşap tavanla kaplıydı. Oturduğunuzda, karşısı olduğu gibi gözlerinizin önündeydi. Ada’nın kavakları, tarlalar, bahçeler, karşılarda görünen köyler, tepeler ve hemen önünüzde ilçenin bu tarafındaki evleri. İstasyonuyla, Tepecik köyü ve Göbel kaplıcalarıyla engin bir manzara gözlerinizi kamaştırıyordu. Garsona üç çay söyledi Ahmet. Bu arada manzarayı buradan gören bir bankın boş olduğunu gördü. Ocaklığın hemen yanında, erkeklerin oturduğu bölümün bitişiğindeydi bank. En çok oturduğu yer burasıydı, fakat hiç boş kalmazdı. Banka giderken, Celal ve Erdoğan’a seslenip, oraya gelmelerini söyledi. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT