BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İz Bırakanlar / Galileo / İrfan Özfatura

İz Bırakanlar / Galileo / İrfan Özfatura

Galileo, dünyanın döndüğünü söyleyince kilise tarafından lanetlenir ve hapsedilir. Papa 2. John Paul 346 yıl sonra “Galile’nin affedilmesini” teklif eder. Gelgelelim bu teklif tam 13 yıl tartışılır ve af kararı ancak 1982’de çıkar. Bazı 20. yüzyıl kardinalleri elle tutulup gözle görülen hakikatlere bile “çekince” koyarlar.



O zamanlar Pisa Kulesi ne kadar eğiktir bilemiyoruz ama bildiğimiz bir şey var ki bu kent oldum olası eğitim merkezidir. Pisalı Vincenzio hem müzikle, hem metamatikle uğraşan, kâh besteler yapan, kâh hipotezler koyan, habire Romalı hocalarla, Floransalı sanatkarlar arasında turlayan ama hiç kaale alınmayan ve parayı bulamayan garibin tekidir. Ama o küçük oğlu Galileo’dan (biz Galile diyoruz) çok ümitlidir. O devir Avrupa’sında öğrenciler Aristocu bir mantıkla okutulurlar. Galile de bu tedrisden geçer ve bütün hastalıkla büyüyen çocuklar gibi hekimliğe merak salar. Pisalılar onda nasıl bir istidat görürlerse görürler, yaşına (17) başına bakmadan üniversiteye alırlar. Galile tıp öğrencisi olmasına rağmen fizik ve geometri derslerinin cazibesine kapılır, Aristotales ile Pluton’un kitaplarını karıştırmaya başlar. Galile bunlardan elbette çok şey öğrenir ama pek çok şeyin de yerine oturmadığını yakalar. O, inandığını savunmaktan çekinmeyen açık yürekli bir gençtir ve “ağzın süt kokuyor” diyenlere aldırmadan meydana çıkar. Boyuna posuna bakmadan iki ünlü bilginin hatalarını ortaya koyar. Ama o devir insanları gözleriyle gördüklerine değil “kilisenin onayladıklarına” inanırlar. Galile’yi bir anda düşman beller, “bozgunculuk ve sapıklıkla” yaftalarlar. Onlara göre bu genç, kâinat hakkında yerleşmiş ve kabûl görmüş teorileri yıkmaya kararlıdır, onunla tartışmak şeytanla konuşmak kadar zararlıdır. Bak sen şu konuşana! Galile, güçsüzdür ama koca bir Ortaçağa mührünü vuran Aristotales’i hedef almaktan kaçınmaz, onun fizik ve astronomi ilmine ne büyük zararlar verdiğini anlatmaya başlar. Evet, söylediklerini kurduğu düzeneklerle ispatlar ama etrafındaki baskı çok artar. Hocaları da dirsek göstermek zorunda kalır onu üniversitenin kapısına koyarlar. Galile, kolay pes etmez. Kendi kıt imkanlarıyla çalışmalar yapar. Ağırlık merkezi üzerinde enteresan tespitler yapar ve hasımlarının önüne hidrostatik teraziyi koyar. Sonra ortaya “yerçekimi” gibi duyulmadık kavram atar, ağır cisimlerin (sanılanın aksine), hafif cisimlerden daha hızlı düşmediklerini (Aristotales’in yanlışıdır) ispatlar. Cisim, kuvvet, ivme, hareket üzerine enteresan şeyler söyler ve Aristo fiziğini yok sayan “eylemsizlik kuralı” ile büyük taraftar toplar. Galile yerçekimi ve salınım üzerine çok çalışır ve sarkaçtaki uyumu saatlerde kullanarak yeni bir çığır açar. Akademisyenler daha fazla direnemez, birer ikişer yanına sokulmaya başlarlar. Galile o günlerde Endülüs kaynaklarından gezegenlerin güneş etrafında dolandığını okumuş ve mantıklı bulmuştur. Ancak Kopernik’in başına gelenleri bildiği için konuşmakta acele etmez, uygun zamanı kollar. Galile, bir ara Venedik’te tanıştığı Hollandalı gözlükçüden optik üzerine çok şey öğrenir ve bu bilgilerin ışığında kendine bir teleskop yapar. Bu alet cisimleri 32 misli büyütür ve Ay yüzeyindeki dağlar ovalar kraterler açıkça görünür. Halbuki Aristatoles gök cisimlerini “kusursuz bir yuvarlak” olarak (cilalı bir küre gibi) tarif eder, kilise insanları böyle inanmaya zorlar. Bu da yetmez, Galile, Samanyolu hakkında bilinen ne varsa alayını yıkar, gezegen ve uydular hakkında “aykırı” sözler eden Kopernik’e arka çıkar. Dahası, yok ilan edilen Jüpiter’in uydularını keşfeder ve adamların gözüne sokar! “Eppur si move!” Halbuki papazlar dünyanın “sabit” olduğuna inanmakta, bunu şiddetle savunmaktadırlar. Şimdi Galile dünyanın hem kendi etrafında, hem de güneş etrafında döndüğünü söyleyerek onları yalancılıkla itham etmektedir. Kilise geri adım atmak yerine Galile’yi hasım edinir ve onu Hıristiyanlık inancına gölge düşürmekle suçlar. Lâkin Galile kendinden emindir ve meydan okumaktan kaçınmaz. Savunduklarını ispat edecek matematik donanıma haizdir, rakamlarla konuşur, laf ebeliğine sığınmaz. Ama onun beklediği ilmi münazara zemini asla kurulmaz, aksine engisizyon mahkemesine çıkartıp, yargılar (1633) ve içeri tıkarlar. Galile küflü zindanlarda çok çeker. Karanlık ve gıdasızlık yüzünden gözlerini kaybeder. Farelere yem olacağını hissedince papazların önünde diz çöküp yalvarır ve düşüncelerinden vazgeçtiğini söyler. O her ne kadar “çok pişmanım” diye ağlasa da dostlarına “eppur si move” (ama dünya yine de dönüyor) diye fısıldamadan yapamaz. Galile o günden sonra insan içine çıkmaz. Küçük beldede, kuytu bir eve çekilir. Yine mekanik ve metamatik üzerine düşünür ama artık ağzını bile açmaz. Sahi ne değişti? Tamam Ortaçağ Avrupalısı’nın her yeniliğe tepki göstermesini anlayabiliyoruz ama Papa 2. John Paul’ün “Galile’nin affedilmesi” ile ilgili teklifi (1979) günümüz rahiplerini bile uğraştırır. Söz konusu karar için tam 13 yıl tartışır, affı ancak 1982 yılında çıkarırlar. Bazı kardinaller gözle görülüp, elle tutulan hakikatlere bile “çekince” koyarlar. Dünya hızla döner ve gün gelir sözde bilim adamları kendilerince bir “din” peydahlarlar. Bu dinin temelinde inançsızlık yatar ama onlar Marks, Engels, Darwin ve Freud’a tapınmalı olurlar. Akıl, mantık, tecrübe ne söylerse söylesin, saplantılarına sadıktırlar ve sahte mabudlarına kesinlikle toz kondurmazlar. Hatta bu uğurda saldırganlaşır, “engizisyon”a sahip çıkarlar.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT