BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İz Bırakanlar / Heraklius hakikatin eşiğinde /İrfan Özfatura

İz Bırakanlar / Heraklius hakikatin eşiğinde /İrfan Özfatura

Heraklius’un müşaviri Uskuf, kendinden emin bir şekilde imparatora döner ve “Vallahi o Musa ve İsa’nın müjdelediği Peygamberdir” der ve ekler: “Zaten biz onun gelmesini beklemiyor muyduk?”



Her sabah olduğu gibi o sabah da Herakl yakın adamlarını peşine takar, hasbahçeyi turlar. Güneş bir mızrak boyu yükselip, yakmalı olunca havuzbaşına gelir, kameriyenin altına otururlar. Zenci köleler yelpazeleri sallamaya başlar, hizmetçi kızlar şerbet meyve koştururlar. Sehpanın üzerinde çok mektup vardır ama Resûlullahın mührü gözüne çarpar. Derhal Arapça bilen birini çağırtıp okutur. Efendimizin ceylan derisi üzerine yazdırdığı mektubun ilk satırında “Bismillahirrahmanirrahim”, ikinci satırında “Allah’ın Resûlü Muhammed’den, Rumların büyüğü Herakl’e” cümlesi vardır. Kraldan çok kralcıların işi ne, sahte bir öfkeyle ayağa kalkarlar. Kimi “neden önce sizin isminiz yazılmamış” diye heyheylenirken, kimisi de “Rumların büyüğü” tarzında bir hitaba takar. Hele yeğeni Yennak çok kızar, haddini aşıp mektubu yırtmaya kalkar. Herakl alayını susturur ve Yennak’ı elinin tersi ile def edip bahçenin dışına atar. Ey ehl-i kitap Öyle ya, eğer bunu yazan bir Resûl ise kendi ismini önde tutmakla vazifelidir. Allah indinde, elbette bir peygamber hükümdardan önce gelir. Tercüman ikinci işaretle mektuba döner. Efendimiz onu açıkça İslâm’a davet etmekte. Müslüman olursa kazanacağı ecri, reddederse yükleneceği vebali hatırlatmaktadır. Özellikle “Ey ehl-i kitap sizin ve bizim aramızda bir olan söze gelin. Allahü teâlâdan başkasına ibadet etmeyelim, ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Bazılarımız bazılarını Rab edinmesinler...” cümlesi beyninde uğuldar. Alnını ter basar, elini çenesine dayar, uzun uzun mektuba bakar. Bakar ama işin içinden çıkamaz. Aklına, müşaviri Uskuf gelir. Zira o hem çok bilgili hem de mert ve samimidir. Adam idare etmeyi bilmez, kanaatini açık yüreklilikle söylemekten çekinmez . Uskuf, mektubu görür görmez bir hoş olur, gözleri aydınlanır, yüzü güler. “Evet” der, “Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlayan bir başka mektub hatırlıyorum ki onu da bir nebi, Hazret-i Süleyman yazmıştı.” Sonra kendinden emin bir şekilde imparatora döner ve “Vallahi o Musa ve İsa’nın müjdelediği Peygamberdir” der ve ekler: “Zaten biz onun gelmesini beklemiyor muyduk?” -Peki şimdi ne yapmalıyım? -Yapılacak tek şey var. O’na tabi ol! Kayser, Uskuf’un kulağına eğilir “ama buna gücüm yetmez” diye fısıldar: “Kavmimin nasıl tutucu olduğunu bilirsin. Hem tahtımdan olurum hem canımdan.” -Bir de elçiyi dinleseniz. -Evet şimdi elçiyi dinleyelim. Çağırın Arap sefirini, huzuruma gelsin. Cebrail Aleyhisselam’ın vahiy getirirken kılığına girdiği Dıhye dünyalar güzeli bir gençtir. Yüzünü gören gözünü ayıramaz. İnsana tarifi zor bir huzur verir ki Kayserin gönlüne sular serpilir. Heraklius, Hicaz yöresinde olup bitenleri bir de onun ağzından dinler. Evet birçok şey aydınlanır ama yetinmez bir taraftan Roma’da bulunan ve İbranice metinlere vakıf bir bilgeye mektup yollayıp fikrini sorar, diğer yandan Müslüman olmayan bir Kureyşli arar. Askerler o günlerde ticaret için Şam’a gelen Ebû Süfyan’ı (ve 30 adamını) bulup, imparatorun karşısına çıkarırlar. O doğrudur, emindir Toplantı Kudüs’ün en büyük kiliselerinden birinde yapılır. Bizansın önde gelen komutanları, din adamları da hazır bulunurlar. Herakl “içinizden peygamber olduğunu iddia eden zata en yakın kimdir” diye sorar. Ebû Süfyan bir adım öne çıkar. İmparator onu yanına çağırır ve soru üzerine soru yağdırmaya başlar: -Muhammed’in nesebi nasıldır? -Soyu hepimizden seçkindir. -Daha evvel Mekke’de peygamberlik iddiasında bulunan oldu mu? -Hayır. -Onun atalarından hükümdar geldi mi? -Gelmedi. -Peki, onu halkın eşrafı mı destekliyor, yoksa zayıflar ve fakirler mi tabi oluyor? -Fakirlerle köleler. Özellikle de kadınlar ve gençler. -Ona tabi olanlar artıyor mu eksiliyor mu? -Artıyor. -Ona kızıp dininden dönen var mı? -Ne mümkün, onları baskılar bile yıldıramıyor. -Daha evvel yalan söylediği vaki oldu mu? -Hayır, hem unutmayın ki biz ona “Muhammed-ül emin” deriz. -Peki hiç ahdini bozdu mu? Sözünden döndü mü. -Asla. Şu anda da kendisiyle Hudeybiye anlaşmasını imzaladık. Güvenmesek masaya oturmazdık.. -O sizden ne istiyor? -Atalarımızdan kalan putları terketmemizi ve yalnız Allah’a ibadet etmemizi istiyor. Namaz kılmayı, fakirlere yardım etmeyi, akrabayı ziyareti emrediyor. Yalandan, fuhuştan, kan dökmekten, emanete hıyanetten men ediyor. -Bunlar güzel şeyler. -Bence de öyle. İnanın bazen boşuna mı direniyoruz diyorum. Zaten zaman ondan yana işliyor, yakında muvaffak olacak. Bunu siz de biz de göreceğiz... Son cümleler Rumları fena kızdırır, kalabalık açık seçik homurdanır. Heraklius, kavmini iyi tanır. Hemen Kureyşîleri dışarı çıkarır ve “Aferin size, imtihanı kazandınız. Nasıl samimi bir Hiristiyan olduğunuzu herkese gösterdiniz” gibi bir manevra ile gönüllerini alır. İşte tam o günlerde Roma’ya yolladığı mektubun cevabı gelir. Bilge kişi iki net cümle ile “o ahir zaman peygamberi olmalı” der: “ne yap yap, ona hizmetle şereflen!” Herakl kendine göre zor bir eşiktedir. Şimdi güzel yüzlü sefiri bir daha dinlemeli ve hayatının kararını vermelidir...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT