BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hasret Yağmuru / Bir çığlık atarak yere yığılıverdi! -46- / Seçkin Başkan

Hasret Yağmuru / Bir çığlık atarak yere yığılıverdi! -46- / Seçkin Başkan

Bir kere daha denedi yürümeyi Selda... Bir bardak su içebilse, içindeki ateşin geçeceğini düşünüyordu. Tutuna tutuna ilerledi. Tam mutfak kapısından girmek üzereyken her yer kararmaya başladı. Sanki bir uçurumdan yuvarlanıyormuş gibi oldu!..



Selda o gece oldukça huzursuz bir uyku uyuyordu. Zaman zaman ter içinde uyanıyor, kalbinin hızlı çarpışıyla nefes almakta zorluk çekiyor, dönüp duruyordu. Bir ara saate baktı. Neredeyse üç olacaktı. Orhan daha gelmemişti. Yavaşça yerinden kalktı. Bir bardak su içmek için mutfağa doğru yürüdü. Evin içi soğuktu. Yatarken fazla gaz masrafı olmasın diye kapatıyordu sobayı. Üzerine yatağın kenarında duran hırkayı aldı. Başı dönüyordu. Bir iki adım atınca içinden dalga dalga bir sıcaklık yükseldiğini hissetti. Duvara tutundu. Ayakta güçlükle duruyordu. Adeta inledi: - Orhan, nerdesin, ne olur çabuk gel... Toparlanmaya çalıştı. Bir kere daha denedi yürümeyi. Bir bardak su içebilse, içindeki ateşin geçeceğini düşünüyordu. Tutuna tutuna ilerledi. Tam mutfak kapısından girmek üzereyken her yer kararmaya başladı. Sanki bir uçurumdan yuvarlanıyormuş gibi oldu. Karanlıklar içine hızla düşüyordu sanki. Bir çığlık attı. Yere yığıldı. Kendini kaybetmişti. Orhan ise o dakikalarda müşterisini gideceği yere bıraktıktan sonra arabayı bir kenara çekip hasılatı sayıyordu. Bayağı iyiydi. - Allah bin bereket versin, diyerek gaza bastı tekrar. Arabayı taksi durağına bırakacak, sonra da eve gidecekti. Oldukça soğuktu hava. Ceketinin yakasını kaldırdi. Arabayı park etti. Taksi durağındaki kulübede oturan bekçiye selam verdi: - Hayırlı sabahlar Talat ağabey. Ben gidiyorum. - Sana da aslanım. Güle güle git, yarın görüşürüz. Yavaşça yürüdü yokuş aşağıya. Uykusuzluktan dili damağı kurumuştu. “Selda yatmıştır...” diye söylendi. Doğum yaklaştıkça daha fazla merak eder olmuştu evde bıraktığı karısını. Az bir zaman kalmıştı doğumuna... Hem yürüyor, hem de düşünceler beyninde sanki dans ediyordu. “Hayırlısıyla atlatsa şunu, başka bir şey istemiyorum” diye düşündü. Yirmi dakika sonra eve gelmişti. Anahtarıyla açtı kapıyı, içeriden ışık geliyordu. Biraz şaşırdı. Telaşlandı. Kapıdan girer girmez seslendi: - Selda, yatmadın mı hayatım? Cevap yoktu. Odaya girer girmez gördü mutfak kapısının önünde boylu boyunca yatan karısını. Deli gibi koşarak haykırdı: - Selda, Selda! Aman Allahım! Selda ne oldu sana? Genç kadın baygındı. Bembeyaz olmuştu yüzü. Onu bütün gücüyle kucakladığı gibi fırladı dışarıya. Kucağında genç kadın. Koşuyordu. Nihayet bir taksi göründü karşıdan. Avazı çıktığı kadar bağırdı: - Hey, taksiii, taksiiii.... Az sonra hızla en yakın hastahaneye doğru yol alıyorlardı. Kucağında karısının başı, genç adam ağlamaklı bir şekilde şefkatle okşuyordu onun saçlarını. Selda hâlâ kendinde değildi. Taksi hastahane bahçesine girdiği anda fırladı genç adam. Karısını kucakladığı gibi acil kapısından yıldırım hızıyla daldı içeriye. Hemşireler becerikli hareketlerle aldılar Selda’yı bir sedyeye. Kısa boylu olanı içeri girmek isteyen Orhan’a engel oldu: - Siz dışarıda kalın beyefendi, biz gerekeni yaparız. Genç adam şaşkındı. Yüzü bembeyaz olmuştu. Çaresizce kenara çekildi. Koridordaki duvara dayandı. Durmadan dua ediyordu: “Allah’ım, sen ona yardım et ya Rabbim...” DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT