BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnanmak mümkün değil!..

İnanmak mümkün değil!..

Uganda’da ya da Patagonya’da bir kulübün yöneticilerinin bile yapmayacağı, yapamayacağı, yaparlarsa “hesabını”, bıraktım kulübün Disiplin Kurulu’nda vermelerini, hatta adalet önünde verecekleri işleri, Türkiye gibi bir ülkede “Galatasaray gibi bir kulüpte yöneticilerin yaptığını” duymak, insanın tüylerini ürpertiyor!..



Uganda’da ya da Patagonya’da bir kulübün yöneticilerinin bile yapmayacağı, yapamayacağı, yaparlarsa “hesabını”, bıraktım kulübün Disiplin Kurulu’nda vermelerini, hatta adalet önünde verecekleri işleri, Türkiye gibi bir ülkede “Galatasaray gibi bir kulüpte yöneticilerin yaptığını” duymak, insanın tüylerini ürpertiyor!.. Özhan Canaydın döneminde ortaya çıkıyor ki; stat kredisinin gelmesindeki gecikmenin sebebi, “Faruk Süren başkanlığındaki yönetim döneminde yapılan bir hata” imiş!.. Neymiş bu hata?.. Dikkat ediniz; “Kanunlara ve Galatasaray Kulübü Tüzüğü’ne göre” genel kurulun yetkisinde olan bir işi, genel kuruldan yetki almadan Süren ve arkadaşları “yönetim kurulu kararı ile yapmışlar!.” Yani, “en azından” tüzük suçu işlemişler!.. Nerede Disiplin Kurulu, Divan Kurulu, Yönetim Kurulu, neden bu olay ört bas ediliyor? Eğer gerçekten haber “doğru ise” ve böyle yapılmışsa, iş orada bitemez, bitmemeli!.. Zira, “olay sudan bir şey değil”; “onlarca milyon” dolarlık ve “Galatasaray’ın geleceğine tesir edecek” bir iş!. Deniyor ki; “Ali Sami Yen Stadı’nın üst kullanım hakları, yönetim kurulu kararı ile Galatasaray’dan alınarak Galatasaray Spor Stat İşletmeleri AŞ Şirketi’ne devredilmiş!..” Yani, “genel kurul kararı olmadan”; olacak şey mi? Peki, “bu hukuku, kanunları, tüzüğü ayaklar altına alan” ve “genel kuruldan daha yeni yetki alındığına göre yok sayılması gereken yönetim kurulu kararından sonra”, yeni alınan genel kurul kararına kadar geçen sürede “bu şirketin, kendisinin olmayan stadın kullanım hakkından haksız olarak kazandığı gelirler ne olacak?” Galatasaray’da bunca maliyeci, bunca hukukçu, bunca işletmeci var, profesör var, doçent var; söylesinler bakalım, nasıl olacak? Bu “tüyler ürpertici” yanlış nasıl yapılmış, nasıl atlanmış? Tam bu sırada “yeni” başka bir skandal ortaya çıkmaz mı? Galatasaray Sportif Sınai ve Ticari Yatırımlar A.Ş.’den Borsa’ya gönderilen açıklamada, “Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu tarafından yapılan vergi incelemesi sonucunda, Kasım 2001’de imzalanan bir cezai şart ödeme protokolu ile ilgili olarak 10 Kasım 2003 tarihinde Damga Vergisi, KDV, gecikme faizleri ve cezaları ile beraber toplam 1 trilyon 295 milyar 562 milyon 350 bin lira tutarında ceza kesildiği” bildirilmez mi? Bunca “aklı başında, içerde, dışarda iyi tahsil görmüş, uzman, başarılı iş adamı” üyesi olan, yönetim kurullarında “bunların onlarcası yer alan” Galatasaray’ın “neden borç batağına gömüldüğü” sadece bu iki olaya bakarsak, çok iyi anlaşılıyor!. Allah Galatasaray’ın sonunu hayır etsin; amin!.. Kutlarım!... Gazete haberleri doğru ise, 3285 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Kanunu’nun ilgili maddeleri değiştirilerek “hazır olan” federasyonlara “futbol gibi” özerklik verilmesinin yolu açılacakmış. Federasyonun hazırlayacağı ana statünün Spor’dan Sorumlu Devlet Bakanı tarafından onayladığında Federasyon “özerklik” hakkını elde edecekmiş.. Ayrıca, bu değişiklikle, “Federasyonun faaliyetleri için vakıflardan harcanan paraların kaynağı konusunda geriye dönük işlem yapılmayacak ve işlemler başlamışsa ortadan kaldırılacakmış...” Kısacası, Basketbol Federayonu Başkanı Turgay Demirel ile “eski” genel müdür Kemal Mutlu’yu perişan eden davalar düşürülecekmiş!. Türk sporunda “yeni bir sayfa açacak olan” bu adımı hazırlayanları ve atanları kutlarım!. Sporumuzun önünü açıyorlar; hayırlı olsun!.. Ne nedir, ne değildir? Aslında “olmuş bitmiş” işlere fazla kafa yorup zaman kaybetmemek gerek ama, “olayın ve konunun bundan sonrakilere örnek olması bakımından” konuşulması ve tartışılması normal!.. “Tekrar” kararı alınan Fenerbahçe-Rizespor maçı ile ilgili olarak “ilk” defa yazıyorum!. Karardan önce düşünüyordum ki: 1- Fenerbahçeliler, maçta galip durunda olsaydılar, “ikinci sarı kartı gören” Rizeli oyuncunun oyuna devamına göz yumarlar mıydı, yoksa kıyameti mi koparırlardı? Yani, “Bekleyelim, maçı kazanırsak ne âlâ, kazanamazsak itiraz eder, maçın tekrarını sağlarız” diye düşünerek susmuş olamazlar mı? Ortada “garip bir durum var”; Federasyon bunu göz önüne alarak “maçın sonucunu onaylayabilir” ya da “olayın cereyan ettiği dakikadan sonrasını oynatma kararı” alabilir; “bir hakemin yapabileceği en büyük hatayı yapan” Ali Aydın’a ve iki yardımcısıyla, dördüncü hakeme gelir!. 2- “İki sarı kart alan ve cezalı duruma düşen” bir oyuncuyu bilerek ve isteyerek oynattıkları için Rizespor’u hükmen mağlûp ilan edebilir, Rizeli oyuncuya ve “bir hakemin yapabileceği en büyük hatayı yapan” Ali Aydın’a ve diğer hakemlere ceza gelir!. 3- “Kural hatası var” diyerek, maçın tekrarına karar verebilir ve “bir hakemin yapabileceği en büyük hatayı yapan” Ali Aydın’a ve yardımcılarına ceza gelir!. Fenerbahçe galip gelseydi??? Ve düşünmeye devam ediyordum: “Eğer Fenerbahçe galip durumda iken” bu olay olsaydı ve maç Fenerbahçe’nin galibiyeti ile bitseydi, Federasyon “kural hatası yok” diyerek “maçın sonucunu onaylayacaktı!.” Aksi halde “Federasyonu ve Merkez Hakem Komitesini, Başbakan’a kadar şikâyet eden” Aziz Yıldırım’ın ve arkadaşlarının “şimşeklerinden kurtulmanın imkânı var mıydı?” Karar “beklediğim gibi” çıktı; güldüm!. Hele hele “yok sayılan bir maçta”, sadece “çift sarı kartı gören” oyuncunun, “yok sayılan maçı kendi kendine oynamış ve kartları görmüş kabul edilerek, cezalı duruma düşürülmesine” kahkahalarla güldüm!. İş öylesine aceleye getirilmişti ki; bu oyuncunun kartlarını da “diğerleri gibi yok sayıp”, onu “sportmenliğe aykırı hareketten” Disiplin Kurulu’na vermeyi bile akıl edememişlerdi!. İşte “olaydan ve karardan arta kalan” önemli birinci soru: “Fenerbahçe, maçı galip bitirseydi”, bu maç “kural hatası var” diye tekrarlanır mıydı??? “Benzer” bir çok olayda ve tıpkı bugünkü gibi “kural hatası var mı yok mu” tartışmalarının yapıldığı ortamlarda Federasyon, MHK’sıyla, Hukuk Kurulu ile “Yok” deyip işin içinden çıkmamış mıydı? Gerekçe nerede? Burada bir başka olayın üzerinde de hiç durulmadı: Allah aşkına söyleyin bana; “Bu tekrar kararının, gerekçesi açıklandı mı?” Ben göremedim, okuyamadım, duyamadım!. Hangi yönetmeliğin ve hangi talimatın hangi maddelerine göre “bu karar verilmiş?” Karar açıklandığı günden beri Futbol Federasyonu’nun internetteki sitesine bakıyorum; “Eylül ayından bayat haberler var” ama, bu haber ve “gerekçeli karar” yok!.. Bu sitede, “bir yığın talimat var” da, “oyun kuralları ve hakem yönetmelikleri yok!.” Allah aşkına söyleyin bana; bu site, Başkan Halûk Ulusoy’u “övmekten başka ne işe yarar?” Kural hatası ve ceza!.. Geliyoruz “önemli” bir başka konuya; “bir hakemin yapabileceği en büyük hatayı yaparak” bir çuval inciri berbat eden, böylece bunca emek ve destekle yaptığı kariyeri ve karizmayı “bir maçta kaybeden” Ali Aydın’a ne ceza verilecek? “3 Büyükler dışındakilerin ve onların futbolcularının gözünün yaşına bakmayan” federasyon, federasyon kurulları ve hakemlerden hep şikayet edip de “eşitlik isteyen” bir kısım futbol ûlemamız, bakıyorum “Ali Aydın başka” diyerek, “hakemler arasında eşitliğin göz önüne alınmamasını isteme” yarışına girdiler!.. Her hafta sonunda “birkaç hakem kellesi isteyenler”, hem de “kural hatası yapan” bir hakemi kollama ve koruma kampanyası açtılar!. Yanlış hatırlamıyorsam, 1950’li yıllardan beri bir “birinci lig hakeminin yaptığı” en büyük “hatadır” bu!. O yıllarda, Ankara’da oynanan bir Demirspor- Beykoz maçında, “top Beykoz yarı sahasında iken, Demirspor kalecisi Abdülkadir, maç başından beri takıştığı Beykoz santrforu Nusret’e kendi ceza alanı içinde yumruk atmış, hakem Hüseyin Maloğlu da, oyunu durdurarak Abdülkadir’i, oyundan ihraç etmiş, penaltı vereceğine, oyunun durduğu sırada, topun bulunduğu yerden hava atışıyla oyunu başlatmıştı!.” Bu kural hatası yüzünden maçın tekrarına karar verilmiş, “kural hatası yapan Hüseyin Maloğlu’nun da hakemlik lisansı, sanıyorum 6 aylığına elinden alınmıştı!.” Evet, “eğer” Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yazıldığı şekli ile “eşitlik” ilkesi geçerli ise, Ali Aydın “hem kendisine, hem de bundan sonra böyle bir hata yapacak olan hakemlere ders olacak” bir süre kadar dinlendirilmelidir!. Dinlendirilmelidir ki; hakemler “kural hatalarına dikkat etsinler ve yapmasınlar!.” Ali Aydın’la ilgili karar “kötü örnek olacak kadar” az olursa, o zaman sahalarımızda “hakem hatalarına bir de kural hataları eklenecektir” ki; iş, içinden hiç çıkılmaz hale gelecektir!. Söyleyin Allah Aşkına bana; Ali Aydın’a verilmeyen “kural hatası cezası”, bundan sonra hangi hakeme verilebilebilecektir? Aynanın öteki yüzü!.. Şimdi geliyoruz, bir başka “önemli” noktaya!.. Diyelim ki, bugüne kadar bunca yağmurda, karda, kışta hiçbir hakemin başına gelmeyen “numara silinme mazereti” geçerli... İyi de “yan hakemler” ne oluyor, “dördüncü hakem” ne oluyor? Onların da mı kartları silindi, yoksa silinen beyinleri mi? Kartları da, beyinleri de “hep beraber” silinmediğine, silinemeyeceğine göre... İşin içinde “başka bir iş” olmasın? Mesela... Mesela... “Bile bile” lâdes? Sakın, “Bunun da burnu çok büyümüştü... Herkese tepeden bakıyor, selâmı bile çok görüyordu... Burnu sürtülsün de aklı başına gelsin...” diye düşünülmüş ve ses çıkarılmamış olmasın? İşin bir de bu tarafını iyi düşünün ey Federasyonumuzun anlı-şanlı yetkilileri ve Ali Aydın ile beraber “bu üçlüye de” hak ettikleri cezayı verin!.. Letonya’yı yeneriz!.. Şenol Hoca, medyanın “Letonya maçına ilgi göstermemesinden” şikâyet ediyor; “İngiltere’yi yensek nereye gideceksek, Letonya’yı yendiğimizde de aynı yere gideceğiz, ne değişti; neden ilgi göstermiyorlar?” diyor!.. Aman hocam, bırak ilgi göstermesinler!.. İlgi gösterirlerse, “Onu oynat, onu oynatma” kavgası yapacak, “oyuncuların morallerini bozacak”, birbirlerine düşürecek, ortamı gerecek, konsantrasyonu dinamitleyecekler!.. Şimdi sen de rahatsın, oyuncular da!.. İki maçta da Letonya’yı yeneceksiniz!. İlki, bu gece!.. Aybaba’ya mesaj!.. Sevgili Hocam... Stop... Özkan Sümer’in istifasından sonra nerede ise zil takıp oynayacaktın... Stop... “Arkadaşın” Ahmet Ağaoğlu’nun başkan adayı olmasını büyük bir memnuniyetle karşıladın... Stop... Hatta onunla başbaşa görüşmeler yaptın... Stop... Şimdi ne alemdesin?. Stop... Bunca tecrübene rağmen, böyle bir hatayı yapmak seni üzmedi mi?.. Stop... Sen teknik adamsın, ne işin var, kulübün genel kurul kulisinde?.. Stop... Ağaoğlu’nun başkan adaylığından çekilmesi, takım üzerinde bir doping tesiri mi yaptı?.. Stop... Takım birden yenilmez oldu... Stop... Başarılarınızın devamını dilerim... Stop... Ne de olsa, mevsim başında benim için “ligin favorisi” idiniz!! Stop... Haklı çıkmayı çok isterim... Stop... Sevgiyle yanaklarından öperim... top... Öcal Uluç... Stop...Aybaba’ya mesaj!.. Hoş geldin Daum!.. Aylar sonra “balayı sona erdi” ve hem Daum “gerçek yüzü ile” ortaya çıktı, hem de “Fenerbahçe medyası”, Daum’a “unutmuş olabileceği” yüzünü yeni yeni göstermeye başladı!. Herkes bilmelidir ki, Daum “özür dilerim” demekle kurtulamaz ve “özür dilenecek olaylar” burada da kalmaz!. Ne demiş atalarımız? “Huylu huyundan vaz geçmez!..” Ne Daum... Ne de Fenerbahçe medyası... Değişmez!.. “Balayı sonrasına” ve Türkiye’ye hoşgeldin, Daum!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT