BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Serdar’a gerçeği söyleyecek misiniz?” -20-

“Serdar’a gerçeği söyleyecek misiniz?” -20-

Boğuk bir inilti çıktı doktor Ferit beyin boğazından. Yüzlerce hastasına böyle kötü haberleri vermişti ama şimdi acı hakikati anlatmak zorunda olduğu insan gözünün bebeği, biricik evladıydı. Nevin hanım sessizce hıçkırmaya devam ediyordu.



Doktor Ferit Yılmaz sanki bir suç işlemiş de, affedilmeyi bekliyormuş gibi elini kaldırarak belli belirsiz bir işaret yaptı. Yalvaran bir bakışı vardı. Çaresizliği, ıstırabı her hareketinden belli oluyordu. Meral birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra güçlükle fısıldadı: - Ya Serdar? Ona gerçeği söyleyecek misiniz? Odada bulunan herkes başını kaldırarak birbirine baktı. Bunu hiç düşünmemişlerdi. Kemal bey dudak bükerek mırıldandı: - Saklanabileceğini sanmıyorum. O çok akıllı bir genç, üstelik doktor... Nasıl olsa anlayacaktır. Bence gerçeği olduğu gibi anlatmakta fayda var. Acıyarak arkadaşına baktı: - Bu görev de sana düşer Ferit. Sen söylemelisin. Boğuk bir inilti çıktı doktor Ferit beyin boğazından. Bugüne kadar yüzlerce hastasına böyle kötü haberleri vermişti ama şimdi acı hakikati anlatmak zorunda olduğu insan gözünün bebeği, biricik evladıydı. Nevin hanım sessizce hıçkırmaya devam ediyordu. Felaket bir bomba gibi düşmüştü Yılmaz ailesinin üzerine. Ağır hareketlerle yerinden kalktı Ferit bey. Karısına baktı yan gözle. Nevin hanımın titreyen dudaklarından anlaşılmaz sözcükler döküldü. Yavaşça kapıya ilerledi Ferit bey. Bir adım kala durakladı, kızına döndü. Serdar yatağında arkasına konmuş iki yastığa sırtını dayamış, elindeki kitabı dikkatle okuyordu. Bir hafta sonra gireceği bir imtihana hiç olmazsa yattığı yerden bir parça olsun hazırlanabilmeyi düşünüyordu. Kapısının açıldığını farkedince kitabını kucağına bıraktı. Babasının yüzünü görünce de o tertemiz gülümsemesi hemen beliriverdi dudaklarının kenarında; - Hoş geldin baba... Ben de biraz çalışayım demiştim. Nasılsın? Yorgun görünüyorsun... Ferit bey hiçbir şey söylemeden odaya girdi, oğlunun yanına geldi, yatağın kenarına oturdu. Birkaç saniye daha ayakta kalırsa yere düşeceğini hissediyordu. Serdar zeki bakışlarını babasının üzerinde dolaştırdığında hemen fevkaladeden bir şeyler olduğunu farketmişti. - Hayrola babacığım, hiç iyi görünmüyorsunuz? Ferit bey güçlükle konuştu: - İyiyim oğlum. İyiyim... Merak etme.. Yalnız.... Durakladı, nasıl, nereden başlayacağını bilemiyordu. Kemal bey haklıydı, Serdar’a mutlaka gerçeği söylemek gerekiyordu. Çünkü zeki genç nasıl olsa hakikati öğrenecek, acı kaderini anlayacaktı. Bunu kendisiyle paylaşabilmek çok daha iyi çok daha doğru olacaktı. Yutkundu acı içinde, boğazını temizledi. Oğlunun hastalığını öğrendiği andan beri döktüğü gözyaşları gözlerini kıpkırmızı yapmıştı. Etrafına bakındı. Bu sırada içeriye giren Meral’i görünce çok sevindi. Tek başına bu ağır yükü taşıyamayacağını düşünmeye başlamıştı. Serdar kardeşine döndü merak içinde: - Hey, neyiniz var sizin? Neler oluyor? Ferit bey kendini tutamadı. Boğuk bir gürültü çıktı dudaklarından kelimeler yerine. Meral hemen atıldı: - Baba, lütfen... Serdar aklı başında bir çocuktur, makul karşılayacaktır herşeyi, hem daha hiçbir şey belli değil. Lütfen kendinizi toparlayın, böyle daha da zorlaştırıyorsunuz herşeyi. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT