BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aliço kızmıştı

Aliço kızmıştı

Kapıdan, dev gibi vücuduyla Aliço girmiş, hemen arkasında, ak sakallı birkaç kişi, onların arkasında da Adalı Halil Pehlivan vardı.



Kapıdan, dev gibi vücuduyla Aliço girmiş, hemen arkasında, ak sakallı birkaç kişi, onların arkasında da Adalı Halil Pehlivan vardı. Aliço ve beraberindekiler, selam vererek İbrahim Efendi’nin yanına oturdular, Yusuf, yerinden fırladı, Aliço’nun elini öptü, Yusuf’u gören Küçük Yusuf ve Filiz Nurullah da ... Aliço, İbrahim Efendiye saygıyla hitap etti: -Hocam, müsaade ederseniz Yusuf pelvana bi çift sözüm var. İbrahim Efendi gülümsedi: -Müsaade ne demek Aliço Pelvan. Sen hem ermeydanının hem de söz meydanının bileği bükülmez yiğidisin. O koca Aliço, İbrahim Efendinin bu takılmasıyla kızarıp bozardı: -Estagfirullah hocam. Meydan da sizindir söz de. Biz, meydana saldığınız sürece meydana çıkar, söz verdiğiniz sürece konuşuruz. İbrahim efendi güldü: -Maşallah koca usta, pelvanlık gibi sözde de ustaymışsın. “Estagfirullah hocam” diyen Aliço, Yusuf’a döndü: -Ee Yusuf pelvan. Hele yakın gel. Yusuf, geldi minderin ucuna ilişti. Aliço, kuvvetlice Yusuf’un omuzunu sıktı: -Yusuf’um, hakkını helal et, bana, bizim Halil’e ve bütün Edirnelilere. Yusuf, kızardı, bozardı: -Estagfirullah ustam. Bizim ne hakkımız olabir ki. Helal ettim. -Allah razı olsun Yusuf pelvan. Kırkpınar ermeydanında böyle bir şey yaşanmamalıydı. Özellikle de benim olduğum bir anda. Ama yaşandı. Sen çift kapan oyunu aldığın sıra, bağırdığı için Adalıyı bi güzel haşladım. Kavga çıkaranları da zaptiye yakaladı. Onlar da eşek sudan gelince kadar dayaktan geçirildi. Bütün bu dayaklar, o utancı yüzümüzden silemez. Senden bir ricamız olacak. Önümüzdeki hafta Cuma günü, bizim Halil’le Sarayiçi’nde bir güreş tutsanız. Yarım kalan güleşiniz ayrılsa, bizim yüz karamız da bir nebze olsun silinse. Yusuf’un, konuşmak istemediği an gelip çatmıştı, Aliço gibi birisine derdini nasıl anlatırdı, ama konuşmalıydı, başka çare yoktu: -Ustam, ben güleşi bıraktım. Yusuf’un sözleri bir gülle gibi ortaya düşmüştü, en fazla şaşıran da Aliço’ydu: -Bre Yusuf pelvan, sen ne diyorsun, hiç güleş bırakılır mı? Niçin bırakıyorsun? Kırkpınar sana saldırdıkları için mi? Yusuf, boynunu büktü: -Evet ustam onun için. Bana çok ağır geldi. Yiğitliğin, mertliğin nişanı olan Kıkpınar’da saldırıya uğramak, Rus Savaşı’nda yaşadıklarımdan daha da acı geldi. Demek ki Kırkpınar ermeydanı, alperenler hatırası olmaktan çıkmış diye düşündüm. Bize, şartlar ne olursa olsun, ölseniz dahi Kırkpınar geleneklerine, pelvanlığın şartlarına aykırı davranmayın, mertlikten ayrılmayın diye öğretildi. Aliço’nun bıyıkları dikilmiş, yüzüyle beraber kel başı da kızarmıştı, bunlar kızdığına işaretti: -Te be Yusuf, yapılan her haksızlıkla ermeydanı terkedilcek olsa, benim on kere güleşi bırakmam lazım gelirdi. Yiğit olan, er olan meydanı terketmez, güleşe devam ederek gerçek pehlivanlığın, mertliğin ne olduğunu gösterir. Savaş meydanını terkederek savaş kazanılmaz. Aliço, destek bulmak için İbrahim Efendiye döndü: -Hocam sen ne diyorsun bu konuda? -Haklısın bre Koca Usta. Yusuf’un güleşi bırakmaya hakkı yok, özellikle de Demir Baba Dergahı’nda yetişmiş, bizim dergahımıza da güllerle bağlanmış Yusuf pelvanın. Aliço, beklediği desteği almanın coşkusunda Yusuf’un sırtına şaplağı patlattı: -Te be Yusuf, gördün mü İbrahim Efendi de aynı şeyi söyledi. Üle ermeydanını bırakıp gitmek yok. Mücadelemiz meydanda olacak. Güleşe devam tamam mı? Devamı var
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT