BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yağlı güreş ve 643. Kırkpınar

Yağlı güreş ve 643. Kırkpınar

Atasporumuz güreş, her kesimden yurttaşımızın ilgi gösterdiği ve beğeni ile izlediği bir spor dalıdır.



Atasporumuz güreş, her kesimden yurttaşımızın ilgi gösterdiği ve beğeni ile izlediği bir spor dalıdır. Yağlı güreş ve 643.Tarihi Kırkpınar Güreşleri, bu sporun gelişmesinde ve bugünkü sevindirici düzeye ulaşmasında yüzyıllardır temel işlev üstlenmektedir. Kırkpınar ve yağlı güreş ülkemizin sınırlarını aştı. Japonya, Hollanda, Almanya, Fransa gibi ülkelerin ilgi ile izlediği, TRT ve Eurosport’un naklen verdiği, seyirci rekorlarının kırıldığı yağlı güreş ve Kırkpınar’ı dile getirmek için sayfalar yetmez ama ben iki bölüm halinde bir şeyler yazmaya gayret edeceğim. Dünyadaki en eski spor etkinliklerinden olan Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri, geçmişten günümüze uzanan köklü bir gelenek, önemli bir kültürel zenginliğimizdir. Edirne ile özdeşleşen Kırkpınar Yağlı Güreşleri, ülkemizin tanıtımına da değerli katkıda bulunmaktadır. Kırkpınar, Türk güreşinde başlı başına bir destandır. “Türk gibi kuvvetli” sözü de buradan çıkmıştır. Türk akıncılarının Rumeli yakasına ayak basıp at koşturmaya başladıkları tarihle yaşıttır. Süleyman Paşa’nın akıncı öncüleri Balkanlar’ın içlerine doğru sarkarken, öncü gruplardan birinde 40 koçyiğit kahraman bulunuyordu. Türk-İslam geleneğinde “kırk” kutsal anlam ve değer taşıyan bir sayıdır. Ayrıca “Kırklar” diye anılan kırk evliyaya işarettir. Yine bebeğin doğumundan sonra “kırk”nın çıkması, ölünün arkasında “kırk” Mevlidi okunması, “kırkgün-kırk gece” süren düğün ve şenliklerin yapılması... bunlar gibi örnek çoktur. Balkanlar içinde dolaşmakta olan bir öncü akıncı grupta bulunan “kırk koçyiğit” bir çayırlık alana geldiklerinde konaklayıp dinlenmek istemişler. Ağaçların gölgelerinde azıklarını açarak karınlarını doyurmuşlar, yorgunluk attıktan sonra eğlenmek istemişler ve güreşmeye başlamışlar. Orada yirmi çift olarak güreşmişler. Aralarınde iki tanesi eski rakip olarak biliniyormuş; bunlar bir türlü yenişemiyormuş. 19 çiftin güreşi bitmiş ancak onlarınki devam etmiş. Bir türlü yenişememişler. Araya girenler onları ayırdıklarında orada ruhlarını teslim etmişler! Arkadaşları büyük kedere boğulmuş. Gözyaşlarını içlerine akıtarak, arkadaşlarını, dinlendikleri söğüt ağaçlarının altında toprağa vermişler. Sonrasında atlarına atlıyarak yollarına devam eden bu 38 öncü koçyiğit, Balkanlar’ı dolaşmış, bu yolculukları sırasında şehit olanlar olmuş, geriye kalanlar ise er meydanında can veren iki yiğit arkadaşlarının kabirlerini ziyaret etme kararı almışlar. Söğüt ağaçlarının dibine defnettikleri arkadaşlarının mezarı başına geldiklerinde, billur sulu bir pınarın kaynamakta olduğunu görüp ürpermişler. Kısa zamanda bu olay efsaneleşti, dillerde ve gönüllerde...”Kırk”tı bunlar.. Bu yakaya ilk ayak basanlardı .”Bu pınar kırkların pınarıdır” sözü dillere nakşedildi. “Kırkların Pınarı” sözü o kadar dillenmişti ki, er meydanında can veren o iki koçyiğit pehlivanın ruhlarını şad etmek için bu çayırda büyük güreşler düzenlenmeye başlandı. *** Güreşler yaklaşırken Kırkpınar’ı seyredecekler için bazı bilgi ve notlar aktarmak isterim. Yüzlerce yıldan beri yurdumuzun her yerinde panayır güreşleri yapılır. Bunları bir kısmı “karakucak” bir kısmı ise “yağlı” güreş olarak düzenlenir. Bu güreşlerin hiçbirinde “başı” kazanan güreşçi “başpehlivan” unvanı almaz. Bu unvan yalnız Kırkpınar güreşlerinde verilir. Kırkpınar’da başı kazanan güreşçi ertesi yılın Kırkpınar Güreşleri’ne kadar “Türkiye Başpehlivanı”dır. Kırkpınar Ağası; geleneklere göre güreşler süresince Ağa meydanın tek hakimidir. Ayrıca üç gün süren güreşlerin ekonomik sorumluluğunu da üstlenir. Ağalar çevrede sevilen,saygın,özellikle ekonomik durumu iyi olanlar arsından seçilir. Günümüzde ise açık arttırma ile ortaya çıkarılan koç üzerinde yapılır. Cazgır; Kırkpınar’ın en ilginç ve en renkli kişilerinden biridir. Cazgır güreşçileri yakından tanıyan, güreş bilgisi olan duahan kişidir. Pehlivanları kendine özgü beyitleri ile anlatır, dualarını okur ve meydana salar. (Bugünün cazgırı Şükrü Kayabaş unutulmazlar arasına girdi.) Davul-zurnanın Kırkpınar Güreşleri’nde ayrı yeri vardır. Güreşlere hava, pehlivanlara heyecan veren davul-zurnanın coşkulu nağmeleridir. Güreşleri hareketlendiren davulsuz-zurnasız Kırkpınar düşünülemez. Yağlanma; güreş meydanın uygun bir yerinde içleri zeytinyağı ve su doldurulmuş kazanlar vardır. Yağlanırken önce sağ elle sol omuza, göğse, sol kol ve kisbete yağ sürürlür. Sol elle ise sağ omuza, göğse ve sağ kolla kisbete sürülür. Daha sonra pehlivanlar birbirlerinin sırtını yağlarlar ve güreşe hazır hale gelirler. Ayrıca meydanda yağ ibrikçisi ve bezcilerden oluşan görevliler vardır. Peşrev; davul-zurna eşliğinde yapılan ritmik ve estetik bir tür ısınma hareketidir. Pehlivanlar eşlendirildikten sonra sağ elleri ile rakiplerinin sol elini, sol elleri ile de rakiplerinin sağ elini tutup, yan yana dururlar. Başları öne eğik cazgırın gür sesi ile salavat ve duasını dinler, davul-zurna çalındıktan sonra peşrev ile meydana ilerlerler. Sağ el sağ bacağa, sol el de sol bacağa ritmik bir şekilde vurulur, birkaç adım sonra ise pehlivanlar sağ diz üzerine çöküp üç defa yeri öpen temenna ile seyircileri selamlarlar, birbirlerinin elini sıkarlar (helalleşme.) Tekrar karşı karşıya gelirler, birbirlerinin sağ topuklarını elleyip paçalarını yoklayarak dokundukları eli öpüp başlarına koyarlar. Ve tutuşma başlar. > Devamı haftaya...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86771
    % -0.03
  • 6.0043
    % -0.6
  • 6.7092
    % -0.48
  • 7.6486
    % -0.38
  • 246.92
    % -0.74
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT