BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kabir cennet bahçesi veya...

Kabir cennet bahçesi veya...

Kabir, imân ile ölenler için cennet bahçelerinden bir bahçe, imâsız olarak ölenler için ise, cehennem çukurlarından bir çukur olmaktadır.



Kabir, imân ile ölenler için cennet bahçelerinden bir bahçe, imâsız olarak ölenler için ise, cehennem çukurlarından bir çukur olmaktadır. Çünkü hadis-i şerifte: (Kabir, dünya konaklarının sonu, âhiret menzillerinin ilki olup, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur) buyurulmuştur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri, kabir hayatı ile ilgili olarak buyuruyor ki: “Kabirde azâb yapılacağı sahîh ve meşhur hadîslerle, hattâ Kur’ân-ı kerîmdeki âyetlerle bildirilmişken, çok kimsenin bunda şüphe ettiği, hattâ inanmadığı, böyle şey olmaz dediği görülüyor. Ölülerin hâli, dünyâdaki dirilerin hayatı gibi değildir. Dünyânın nizâmı için, buradaki hayatta hem his, hem de istekle, irâde ile hareket vardır. Kabir hayatında, ölülerin azâb ve acı duymaları için yalnız hissetmeleri yetişir. Kabirde rûhun bedene bağlanması, diri iken bağlanmasının yarısı kadardır. İşte bunun için ölüler, azâbı duydukları hâlde, hareket etmez ve kıpırdayamazlar. Kabir azâbı, rüyâ gibi değildir. Kabir azâbı, azâbın görüntüsü değil, azâbın kendisidir. Kabir azâbı, âhiret azâblarındandır. Dünyâ azâbları, âhiret azâbları yanında hiç kalır. Eğer âhiret azâblarından bir kıvılcım dünyâya gelse, her şeyi yakar, yok eder.” İmâm-ı Suyûtî hazretleri de buyuruyor ki: “Ruh, cesedine, bilmediğimiz bir halde bağlıdır. Bu bağlılıkları, dünyadaki bağlılıklar gibi değildir. Rüyâ gören kimsenin gördüğü şeylere olan bağlılığı gibidir. Fakat, ölülerin cesetlerine ve başka şeylere bağlılıkları, rüyâ görenin bağlılığından pek çok kuvvetlidir. Ruhların kendi cesetlerine tesir ve tasarruf etmelerine ve kabirde bulunmalarına izin verilmiştir. Meyyit, kabirden çıkarılıp başka kabre konursa, ruhun bedenle olan bağlılığı bozulmaz. Beden çürüyüp, toprak maddeleri, sıvı ve gaz haline gelince de, bu bağlılık yine devam eder.” Peygamber efendimiz kabir hayatı hakkında; (Mü’min ölü için cennetten yaygı serilir. Cennet elbiseleri giydirilir. Ona cennetten bir kapı açılır. Kabre cennet kokuları yayılır. Yanına güzel yüzlü, güzel elbiseli, güzel kokular saçan biri gelir. Buna “Sen kimsin?” diye sorar. O da, “Senin sâlih amelinim” der. Bunu işitince, “Yâ Rabbî kıyâmet çabuk kopsa da, çoluk çocuğuma ve nimetlere kavuşsam” der) buyurmuşlardır. Cenâb-ı Hakkın bir ihsânı İslam âlimlerinden İmâm-ı Yâfi’î hazretleri buyurur ki: “Ölenleri iyi veya kötü halde görmek, Cenâb-ı Hakkın bazı kullarına ihsân ettiği bir keşiftir. Dirilere nasihat vermek ve ölülere hayırlı bir iş yapılmasına vesile olmak içindir. Ölüleri görmek daha çok rüyâda olmaktadır. Uyanık iken gören evliyâ da vardır. Peygamber efendimiz, hazret-i Ali’nin de bulunduğu bir toplulukta, hazret-i Ömer’e hitaben: -Yâ Ömer! Ölünce seni dar bir mezara koyarlar. Münker-Nekir melekleri gelir. Gözleri şimşek gibi çakar, sesleri gök gürültüsü gibidir. O zaman ne yapacaksın? diye sordular. Hazret-i Ömer: -Yâ Resûlallah, o zaman, şimdiki gibi aklım başımda olur mu? diye arzedince, Peygamber efendimiz: -Evet yâ Ömer, cevabını verdiler. Bunun üzerine hazret-i Ömer: -Öyleyse hiç korkmam. Allahın izniyle onların sorduğu sorulara lâzım olan cevâbı veririm, diye arzetti. Bu hadiseden uzun bir zaman geçtikten sonra hazret-i Ömer vefât etti. Gerekli hazırlıklar yapılıp defnettiler. Hazret-i Ali, herkes gittiği halde telkîn için beklemeye başladı. Ve daha önce Peygamber efendimizin huzurunda, hazret-i Ömer’in söylediği sözleri hatırladı ve O’nun kabirdeki halini göstermesi için Cenâb-ı Hakka dua etti. Ve hazret-i Ali bu haldeyken Münker-Nekir melekleri gelip sorguya başladılar. Allahü teala, hazret-i Ali’ye orada olanları gösterdi ve Münker-Nekir melekleriyle hazret-i Ömer arasındaki konuşmaları işitiyordu. Münker-Nekir melekleri: -Rabbin kim? diye sorunca, hazret-i Ömer meleklere: -Siz kaç günlük yoldan geldiniz? diye sordu. Melekler de: -Yedi bin yıllık yoldan geldik, cevabını verdiler. O zaman hazret-i Ömer: -Siz bu kadar uzak yoldan geldiniz ve Allahı unutmadınız da, ben birkaç dakikalık yoldan gelir de Rabbimi nasıl unuturum? dedi. Bunun üzerine Melekler: -Biz senin böyle cevap vereceğini biliyorduk. Ancak emrolunduğumuz için böyle suâl ettik, dediler. Hazret-i Ömer de: -Muhammed aleyhisselamın ümmetine böyle heybetli gelmeyiniz, daha yumuşak ve şefkatli geliniz diye istirhamda bulundu. Bunları müşâhede eden, gören, işiten hazret-i Ali de: “Yâ Ömer, sözünün eriymişsin” buyurdu... Kabir azâbından kurtulmak için Ebülleys-i Semerkandî hazretleri: “Kabir azâbından kurtulmak isteyen, namaza devam etmeli, sadaka vermeli, Kur’ân-ı kerîm okumalı, Allahü teâlâyı çok tesbih etmeli; hainlikten, dedikodudan ve üzerine idrar sıçratmaktan kaçmalıdır” buyurmuştur. Ölüm haktır ve muhakkak hepimizin başına gelecektir. Din büyükleri: “Olması muhakkak, kesin olan şeyleri, olmuş biliniz ve ona göre hazırlık yapınız!” buyurmuşlardır. Öyleyse bugünden ölüme ve ölümden sonraki hayata hazırlık yapmamız lâzımdır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT