BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Babalar unutur...

Babalar unutur...

Bunları sen küçük ellerinden biri çenenin altında yumruk olmuş, sarı saçların terden ıslanmış, alnına yapışmış bir halde uyurken söylüyorum...



Dinle oğlum; Bunları sen küçük ellerinden biri çenenin altında yumruk olmuş, sarı saçların terden ıslanmış, alnına yapışmış bir halde uyurken söylüyorum... Odana gizlice, tek başıma girdim... Sadece birkaç dakika önce, kütüphanede oturmuş gazetemi okurken, güçlü bir pişmanlık dalgası her tarafımı sardı... Suçluluk içinde kalkıp, yatağının başucuna geldim... ... Düşündüklerim şunlardı oğlum; Sana kızmıştım... Okula gitmek için hazırlanırken yüzünü havluyla şöyle bir sildin diye sana bağırmış, ayakkabılarını temizlemediğin için seni azarlamıştım... Eşyalarını yere attığın için öfke içinde haykırmıştım... ... Kahvaltıda da hata buldum... İçeceklerini etrafa sıçrattın, yiyeceklerini alel acele yedin... Dirseklerini masaya koydun, ekmeğine tereyağını çok kalın bir tabaka halinde sürdün... Sen oynamak, ben de trene yetişmek için çıkarken, bana döndün, elini salladın “Güle güle baba” dedin... Ben ise irkildim ve “Omuzlarını dik tut” cevabını verdim... ... Öğleden sonranın geç saatlerinde herşey yeniden başladı... Eve gelirken seni dizlerinin üstünde eğilmiş, misket oynarken gördüm. Çoraplarında delikler vardı... Seni arkadaşlarının önünde, benimle eve gelmeye zorlayarak aşağıladım... Çoraplar çok pahalıydı ve eğer parası senin cebinden çıkıyor olsaydı, daha dikkatli olurdun... Bir düşün oğlum, bunlar bir babanın lafları. ... Daha sonra, ben kütüphanede okurken, gözlerinde acı dolu bir bakışla nasıl çekingen çekingen içeri girdiğini hatırlıyor musun?... Gazetenin üstünden, rahatsız edilmiş olmanın verdiği sıkıntıyla sana baktığımda, kapıda durakladın... Ben ise “Ne istiyorsun” diye kükredim... ... Hiçbir şey söylemedin ama aceleyle bana doğru koştun, kollarını boynuma dolayıp beni öptün... Küçük kolların sana yaptıklarımın bile soldurmadığı o büyük sevgiyle boynumu sıkıyordu... Sonra koşa koşa merdivenlerden çıkıp gittin... ... Evet oğlum, bundan hemen sonra gazetem ellerimden kaydı ve müthiş bir korku her yanımı sardı... Adetlerim bana neler yaptırıyor?... Hata bulma adetim, azarlama adetim... Sana bir çocuk olduğun için verdiğim ödül bu mu?... Seni sevmediğimden değil, ama bir çocuktan çok fazla şey beklemiştim... Seni kendi ölçülerimle değerlendirmeye kalkıyordum... ... Oysa karakterinin o kadar iyi o kadar güzel yanları vardı ki... Küçük yüreğin, dağların ardından söken şafak kadar büyüktü... Ve bunu gelip bana iyi geceler öpücüğü vererek gösterdin... Bu akşam başka hiçbir şeyin önemi yok oğlum... Karanlıkta yatağının başucuna geldim ve utanç içinde diz çöktüm... ... Bu çok yetersiz bir af dileme çabası... Bunları sana sen uyanıkken söylersem anlamayacağını biliyorum... Ama yarın gerçek bir baba olacağım... Seninle dost olacak, sen acı çektiğinde ben de çekecek, sen güldüğünde ben de güleceğim... İçimden kötü sözler etmek geldiğinde dilimi ısıracağım... Bir görev gibi kendime hep şu sözleri söyleyeceğim: “O sadece bir çocuk, küçük bir çocuk...” ... Korkarım seni sanki bir yetişkinmişsin gibi gördüm... Ama şimdi seni yatağında dertop olmuş, yorgun, uyurken görüyorum da oğlum, hâlâ bir bebek olduğunu anlıyorum... Daha dün başını omzunun üstünde koyduğun anneciğinin kucağındaydın... Çok fazla şey bekledim... Çok fazla... (W. Livingston Larned) bizimkiler (Personel dilekleri...) Adnan Abi: Binamız çok güzel... Ancak katlardaki kapılar ve tuvalet kapıları da otomatik olarak açılsa ne iyi olur... Ahmet Abi: Yemek servisi yapılırken peçete verilsin, masalara da kürdan konulsun... Başka bir eksiğimiz yok... Alişirin Abi: B 1’deki asansörlerden yemekhaneye kadar olan bölüme havaalanındaki gibi yürüyen bant yapılabilir... Holdingin önünden Akaretler’deki Beşiktaş Kulübü’ne kadar olsa daha iyi olur ama... Dündar Abi: En büyük eksik; telefonlar beklemeye alındığı zaman kemençe müziği çalmaması... Emin: Klima ayarlarında problem var... Ben mesela haftanın 4 gününü evde yatarak geçiriyorum... Fena da olmuyor ama... temelin yeri Temel ofisten eve geldiğinde bir de bakmış, Fadime iki gözü iki çeşme ağlıyor... Hemen yanına giderek sormuş... Fadime; “-Kendimi çok kötü hissediyorum... Ütü yaparken senin takım elbisenin pantolonunun arkasını yakarak kocaman bir delik açtım...” Temel, karısını rahatlatmak için; -Canını sıktığın şeye bak Fadime... O elbisenin iki pantolonu vardı zaten... Önemli değil... “-Evet haklısın... Çok şanslısın” demiş Fadime gözlerini silerek; “-Ben de diğerinin arkasını keserek buna yama yaptım...”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT