BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İbrahim Ege ve Hülya Avşar

İbrahim Ege ve Hülya Avşar

Ben İbrahim Ege’nin durumuna çok üzülüyorum. Olayı görmedik, yaşamadık. Trabzonlu genç futbolcunun karşı cinsine ne niyetle hareket ettiğini de bilmiyoruz.



Ben İbrahim Ege’nin durumuna çok üzülüyorum. Olayı görmedik, yaşamadık. Trabzonlu genç futbolcunun karşı cinsine ne niyetle hareket ettiğini de bilmiyoruz. Bu bir tasallut mu, yoksa bir yaklaşım şekli mi? Yaklaşım biçimi olarak değerlendirilince, Hülya Avşar’ın Ricky Martin’in poposuna milyonların önünde dokunuşu gözümün önüne geldi. Hiç kimse de ünlü sanatçıya kızmadı. Tam tersine Hülya’nın bu davranışı sempatik hale getirildi. Ey Trabzonlular, bu olayı yaklaşım biçimiyle değerlendirelim. Genç bir kardeşimizi ateşe atmayalım. Yaklaşım biçimleri daima insanlığın çıkış noktalarından biri olmuştur. Belki de İbrahim bu davranışında, düşündüğüyle yaptığı arasında bir paralellik kuramamıştır. Öyle değil mi? Daum hedef saptırıyor Daum gibi ünlü bir teknik adamın görevine devam ederken garantiler istemesi doğru mu, değil mi diye düşünmek gerekiyor. Herkes işini sağlama almak istiyor. Hazırlık maçında Volkan’ın serbest vuruştan iki gol yemesi Daum’u çileden çıkarmış. Diyor ki; “Ben kaleci istiyorum, siz Volkan diretmesi yapıyorsunuz.” Ayrıca Daum, Aziz Yıldırım’dan başka kimse beni istemiyor diye bir başka sayfa da açıyor. Değerli okurlar, bunların altında yatan bir gerçek var. O da F.Bahçe’nin dayanılmaz ağırlığı. Bu ağırlık altında dikkat edilirse yöneticisi de, teknik adamı da sorumluluk almak istemiyorlar. Daum’un yaptığı açıklamada söylediklerine bakınız. “Gazeteci arkadaşlarımızdan birisi yazıyor, yöneticiler de ona inanıyor” diyor. Dirayetli, kendisine güvenen bir kişi böyle bir açıklama yapabilir mi? Bunu Daum yaptı. Neden? F.Bahçe’nin ağırlığından çekindiği için. Daha açıkçası, yarın başarısızlıklar gelirse şimdiden hedefleri yerine oturtmak için. Bizim Beşiktaş, F.Bahçe, G.Saray gibi takımların kadersizliğidir bu. Öyle de olsa, böyle de olsa biz alıştık da yabancılar bir türlü alışamıyor. Bir başka konu futbol şubesinde patronun kim olduğu yöneticiler mi Daum mu ? Sahadaki sonuç teknik adamı bağlarken vitrinde bulunmak da yöneticiyi bağlıyor. Neyse kriz aşıldı ama nereye kadar bilinmez. Kartal’ın kanatları “İbrahim Üzülmez’in yerine kim geldi?” sorunun birisi bu Beşiktaş’ta... İkincisi de, Beşiktaş sağ kanatta Ali Güneş’le umduğunu bulacak mı? Futbol, taktik anlayış ne olursa olsun, kanat organizasyonu yoksa oynanmaz. Kısa ve net söylüyorum. Yıllardır Beşiktaş’ta devam eden bu eksiklik giderilmedi. Şimdi Carew - Pancu ikilisi önde olacak diye Del Bosque’den haberler geliyor. Zaten orta alanı kalabalık ve sıkışık futbol anlayışlarında Carew ve Pancu nasıl top alacaklar? Bunu merak ediyorum. Kanatlarından Beşiktaş’ın golcü isimlerine top gelecek mi? Bunu da merak ediyorum. Beşiktaş nedense iyi niyetle yaklaşılan bir kulüp. Medya hiç durmadan siyah-beyazlılara kadife eldivenle yaklaşır. Bu güzel. Ne var ki, Beşiktaş’taki gerçeklerde hep gözardı edilir. Kanat problemi, çözülmemiş Beşiktaş’tan ben birşey beklemiyorum. Duvara toslamak! Merak ederim, kış boyu çalışan insanların tatilde neler yaptıklarını. Hele nisan ayı geldi mi, çalışanlar birbirlerine yazın tatilde nereye gideceklerini, ne yapacaklarını anlatırlar. Bu anlatmak bir şey değil de, hem anlatıp hem dinlerken tatil motivasyonunun nasıl şiştiğini hep yaşadım. Nihayet tatil günü gelir, çalışanlar soluğu tatil beldelerinde alırlar ve döner gelirler. Ballandıra ballandıra tatil hikayeleri anlatılır. Oysa, bu bir dolduruştur bence. Tatile gittiklerinde sıcak, sinek, pahalılık hepimizin karşısında dağ gibi durur. Dinlenmek şöyle dursun, yorgunluklar peş peşe dizilip sırtınıza bir bir binerler. Dedik ya, “şöyle yaptım, böyle yaptım” diye anlatılır. Bunların hiçbiri gerçekleşmemiştir. Nisan ayında şişen balon, temmuz - ağustosta duvara çarpıp patlayıverir. Böylece biz de relax oluruz. Ben tatili böyle karamsar anlattım ama umarım sizinkiler pırıl pırıldır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT