BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hudûdu geçmek, haddini bilmemek..

Hudûdu geçmek, haddini bilmemek..

Haddini bilmemek, kendisi için tayin edilen hududu, sınırı geçmek, edebsizliktir.



Haddini bilmemek, kendisi için tayin edilen hududu, sınırı geçmek, edebsizliktir. Çünkü din büyükleri, edebi; "Hudûda, sınırlara riâyet etmek onu taşmamaktır. En büyük edeb ise ilâhî hudûdu muhâfazadır, gözetmektir" diye tarif etmişlerdir. Edebe riayet etmeyen hiç kimse, Allahü teâlâya kavuşamaz, O'nun sevgili kulu olamaz. Peygamber efendimizin ve O'nun yolunda olan din büyüklerinin yolu, baştan sona hep edeptir. Namazın sünnet ve edeplerinden birini gözetmek ve tenzihi bir mekruhtan sakınmak; zikretmekten, tefekkür etmekten üstündür. Cahil cesur olur Edeb, insanın kendisini Hak teâlânın irâdesine tâbi etmesidir. Allahü teâlânın fermânına muntazır olmasıdır. İslâmiyyet, edeb dînidir, tevâzu dînidir. Câhil olan, cesûr olur. Kendini âlim sanır. Alim olan tevâzu gösterir. Tevâzu göstereni ise, Allahü teâlâ yükseltir. Dinde söz sâhibi olmak için, müctehid olmak lâzımdır. Müctehid olmıyanların, din büyüklerini muhâkeme etmeye kalkışmaları edeb sınırlarını aşmak olur. (Şerefül insan bil ilmi vel-edeb, lâ bil mâl-ı vel haseb) buyurlmuştur. Ya'nî insanın şerefi, kıymeti, ilmi ve edebi ile ölçülür. Malı ve baba ve dedeleri ile değil! Şems-i Tebrîzî hazretleri; "Ademoğlunun edebden nasîbi yoksa, insan değildir. Ademoğlu ile hayvan arasındaki fark budur" buyurmuştur. Abbâsî halîfelerinden Ebû Câfer Mensûr ile İmâm-ı Mâlik hazretleri Medîne-i münevverede Resûlullah efendimizin mescidinde bulunuyorlardı. Halife Mensûr, yüksek sesle bir şeyler söyledi. Bunun üzerine Mâlik bin Enes hazretleri; Mescidde sesini yükseltme -Ey müminlerin emîri! Bu mescidde sesini yükseltme. Çünkü Allahü teâlâ, Hucurât sûresi 2. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Ey îmân etmekle şereflenenler! Sesinizi Nebiyyullah'ın sesinden yukarı çıkarmayınız. O'na karşı biribirinize bağırdığınız gibi seslenmeyiniz. O'na saygısızlık gösterenlerin ibâdetleri yok olur) buyurarak bir kavmi terbiye eyledi. Vefât ettikten sonra da Resûlullah efendimize hürmet, hayatlarındaki hürmet gibidir buyurdu. İmâm-ı Mâlik hazretlerinin bu nasîhatlerini dinleyen halîfe Mensûr sesini yavaşlattı ve; -Ey İmâm! Resûlullah'ın huzûrunda duâ ederken kıbleye mi döneyim yoksa Resûlullah'a yönelerek mi duâ edeyim? diye sordu. İmâm-ı Mâlik hazretleri; -Ey müminlerin emiri! Yüzünü Resûlullah efendimizden başka tarafa çevirme. Çünkü Resûlullah efendimiz, Allahü teâlâ katında dileklerimiz için vesîlemizdir. Bundan dolayı da yüzünü Resûlullah'a dönmeli, O'nun şefâatini dilemelisin. O zaman Allahü teâlâ O'nu sana şefâatçi kılar buyurarak; Allahü teâlâdan af dilerler (Onlar nefislerine zulmettikten sonra gelirler, Allahü teâlâdan af dilerler. Resûlüm de onlar için istiğfâr ederse, Allahü teâlâyı elbette tövbeleri kabûl edici ve merhamet edici olarak bulurlar) meâlindeki Nisâ sûresinin 64. âyet-i kerîmesini okudu. Din büyüklerinden İbn-i Atâ hazretleri; "Nefis, yaratılışı îcâbı edepsizdir. Halbuki kul, sürekli olarak edebe riâyet etmekle memurdur. Nefsin tabiatı, muhâlefet etmektir. Kulun vazifesi ise, gayret ederek, nefsin bu kötü arzularına mani olmaktır" buyurmaktadır. Azîz Mahmûd Hüdâî hazretleri, kendisini sevenlerden birisine hitaben buyurur ki: "Ey oğul! Bir mecliste bulunduğun zaman az konuş. Sana sorulmayan şeye cevap verme. Bir şey sorulursa cevâbını bilmiyorsan, bilmiyorum de. Bilmediğine, bilmem demek ilmin yarısıdır. Eğer cevâbını biliyorsan, kısa cevap ver. Sözü uzatma. Mecliste bulunanlara imtihân için bir şey sorma. Onlarla münâzara ve münâkaşa etme. Kendini beğenerek en başa, yukarıya oturma. Edebe çok riâyet eyle. Edepsizlik her zaman ve her yerde yasak ve sevimsizdir. Her yerin kendine mahsus bir edebi vardır. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak yolunda senin önüne ve yoluna bir şey engel olursa onu terk eyle!" Sa'düddîn-i Kaşgârî hazretleri de, talebelerine hitaben şöyle buyurur: Edebi gözetiniz "Ey talebelerim! Biliniz ki, Allahü teâlâ bu kadar azamet ve büyüklüğü ile bizlere gâyet yakındır. Bu sözü anlayamazsanız da, böylece îtikâd edip inanmalısınız. Size lâzım olan odur ki, tenhâda ve açıkta edebi gözetiniz. Evinizde tek başınıza olduğunuz zaman dahî, ayağınızı uzatmayınız. Her ân Allahü teâlânın sizi gördüğünü biliniz ve ona göre hareketlerinizi düzenleyiniz. Kendinizi, zâhir ve bâtın edebi ile süsleyiniz. Görünüşteki zâhir edeb; Allahü teâlânın emirlerini yapmak, yasaklarından kaçınmak, dâimâ abdestli bulunmak, istigfâr eylemek, az söylemek, her işin inceliğini titizlikle yapmak, İslâm âlimlerinin eserlerini okumak gibi hususlardır. Bâtın edebi ise; uygunsuz kimselerle düşüp kalkmamak, dünyâya bağlanmamak, Allahü teâlâyı unutturacak her türlü işten uzaklaşmaktır." Netice olarak, Ebü'l-Berekât Emevî hazretlerinin buyurdukları gibi: "Edeb; kulun, Allahü teâlâya karşı vazifelerini, vakitlerini nasıl ayarlayacağını, kendini O'ndan uzaklaştıran şeylerden nasıl korunacağını bilmesidir." Allah yolunda edeb lâzımdır edeb! Ölünceye dek, taleb gerekdir taleb.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT