BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Can telaşıyla unutmuştu

Can telaşıyla unutmuştu

Mehmed Ağa, “Amerika’da yaklaşık 1 milyon civarında, Osmanlı vatandaşı var. Bunların 150 bini de Türk asıllı. İlk zamanlarda çok zahmet çektik. Ne imamımız, ne camimiz, ne de ölenleri defnedecek mezarlığımız vardı.



Mehmed Ağa, “Amerika’da yaklaşık 1 milyon civarında, Osmanlı vatandaşı var. Bunların 150 bini de Türk asıllı. İlk zamanlarda çok zahmet çektik. Ne imamımız, ne camimiz, ne de ölenleri defnedecek mezarlığımız vardı. Çok şükür çalışmalarımız netice verdi. New York Belediyesi, bize Lynbrook’ta mezar yeri gösterdi. Mezar taşlarımız ay yıldızlı, ancak ya isimlerimiz ya da soy isimlerimiz İngilizce. Amerika’daki ırkçı yaklaşımı kırmak için başka çare bulamadık. Osmanlı Teavünü isminde yardımlaşma derneğini kurduk. Bu yeni dünyada, Türk ve Müslüman olarak kalmak için çırpınıyoruz. Bir defa gelmiş olduk dönemiyoruz da. Gayretimiz kaybolmamak için, evlatlarımız, Türk ve Müslüman olarak ayakta kalabilir mi diye sorarsan, çok zor gibi, çaresiziz. Senin gelişinle biraz olsun teselli bulduk. Mehmet Ağanın ne imamımız var ne de camimiz sözleri Yusuf’un aklını başına getirdi. Hemen, Osmanlı Paris sefirinin verdiği küçük kitapçığın yardımıyla Amerika mahalli saatine göre ayarladığı köstekli saati çıkardı. Vakit gece yarısını geçmişti. Telaşla, Mehmed Ağaya döndü: -Mehmed ağam. Bu karışıklıkta yatsı namazını unuttuk. Olmamalıydı oldu, can telaşı bize en önemli vazifemizi unutturdu. Eee, can tatlı diye boşuna dememişler. Aptest alıp, namaz kılacak yer gösterebilir misin? Yusuf’un namazdan bahsetmesi Mehmet Ağayı çok sevindirmişti: -Hemen Yusuf pelvanım hemen. Ama buranın kıblesinden pek emin değiliz, bir dakika müsaade. Mehmet ağa ve yanındakiler, Yusuf, abdest alırken, kıble konusunu tartıştılar ve karara bağladılar. Yusuf, abdest alıp namaz kılarken, Mehmet Ağa ve beraberindeki diğer Türkler, büyük bir dikkat ve heyecanla Yusuf’un namaz kılışını, bir dağın secdeye kapanışını seyreder gibi seyrettiler. Namazdan sonra, Mehmet Ağa, merakla Yusuf’a sordu: -Yusuf ağam, kusura kalmazsan bir şey soracağım. Dikkat ettim, farz namazı iki rekat kıldın. Burada mukim değil misin, dört rekat kılman gerekmez miydi? Bildiğim kadarıyla onbeş günden fazla bir zamandır buradasın. Yusuf, gülümsedi: -Haklısın Mehmed Ağam. Hanefi mezhebine göre, bir yerde onbeş gün kalmağa niyet edince, kişi, mukim olur ve farzları dört kılar. Eğer bulunduğu yerde, onbeş gün kalmağa niyet edemeden ha bugün ha yarın çıkarım diye senelerce kalsa yine mukim olamaz, namazlarını seferi olarak iki rekat kılar. Benim de New York’ta ne kadar kalacağım belli değil, her an başka yere gidebiliriz. Yani burada onbeş gün kalmağa niyet edemedim. Mehmet Ağa, Yusuf’un açıklamasına çok sevinmişti. -Te be Yusuf, sen pelvanlığın kadar, âlim adammışsın, ne güzel anlattın, yolculuktaki namazı. Yusuf, utandı: -Estagfirillah Mehmed Ağam, âlim kim, biz kim. Biz, onların ayağının tozu, seveni olsak yeter. Her Müslümanın, kendisine lazım olan ilmihal bilgisini bilmesi farz. Ticaret yapan ticaretle, pelvanlık yapan pelvanlıkla, evlenen evlilikle, yolculuğa çıkan yolculukla ilgili bilgileri öğrenmesi gerek. Bizim de hayatımız yollarda geçtiği için yolculukta namazı öğrenmeğe çalıştık. Namazdan sonra, Yusuf ve Mehmet Ağa ile can yoldaşları yatmadılar, sabah namazına kadar konuştular, memleketten, Osmanlı’dan, Amerika’daki Ermenilerden, onların Osmanlı düşmanlığından ama en fazla da güreşten bahsettiler. Yusuf, Malatyalı Mehmet Ağa’nın anlattıklarıyla hasretinin daha da fazlalaştığını farketti. Anlattıkları, inanılır gibi değildi, ancak gerçekti.. DEVAMI VAR
Kapat
KAPAT