BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Orduya dair

Orduya dair

Türk milletinin en isabetli tariflerinden birini merhum Yahya Kemal Beyatlı yapmıştır “Ordu-millet”, “ordu-milletlerin en çok dövüşen en sarpı”. O ordu-millet de askerlik müessesesinin en güzel tarifini yapmış “Peygamber Ocağı”.



Türk milletinin en isabetli tariflerinden birini merhum Yahya Kemal Beyatlı yapmıştır “Ordu-millet”, “ordu-milletlerin en çok dövüşen en sarpı”. O ordu-millet de askerlik müessesesinin en güzel tarifini yapmış “Peygamber Ocağı”. Esasında her iki tarif de aynı doğrunun iki değişik açıdan ifadesidir. Bin yıl İslam’a bayraktarlık yapmış asker, başka türlü anlatılamazdı. O bayraktarlık Türkün kalbine bir asker aşkı olarak nakşolmuş ve bundan dolayı evladına “paşa”, “asker” gibi isimler vermiş, soy ismi olarak da bir çok rütbeleri seçmiştir... Orduyu zaman zaman kendini anlatma, tavır koyma gibi durumlarda müşahede etmekteyiz. Çünkü ona karşı değişik çevrelerde yıkıcı çalışmalar olmakta. Bir müessesenin daha iyi olması için konuşup yazmak başka onu hedef almak başka. Ordu için en ehlikeli virüs siyasetin bünyeye girmesi ve askerin dine karşıymış gibi gösterilmesidir. Ordu gibi bir varlığımızın yıpranması düşmanların ekmeğine yağ sürer. Yeryüzündeki en itibarlı kuruluşlardan biri Türk Ordusu, TSK’dır. Bu demek değil ki orada hiç hata olmaz, hatalar yazılıp-çizilmez. Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın kara kuvvetleri komutanlığını devraldığı konuşmasını dikkatle dinledik. Az evvel temas ettiğimiz mevzuları dile getirirken mealen şöyle diyordu: ‘Biz de yanlış yaparız, bu yanlışların elbette tenkit edilmesi gerekir, ancak tenkitler yapıcı olmalı, yıkıcı değil’. Niyet önemli. Nitekim değişik zamanlarda ordu içinde sivri çıkışlar oldu, bunları tenkit ettik. Mesela bir komutan, bu ülkenin başbakanına ağza alınmaz laflar etmişti. Böyle bir üslup yakışıksızdı. O konuşmayı enine boyuna ele alıp yanlışlığını ortaya koymuştuk. Ne var ki öyle bir konuşmaya meydan veren başbakanın yerini doldurmayan halini de görmezden gelmemek lazımdı. 28 Şubat süreci başta genelkurmay başkanı olmak üzere komutanların itidalli tutumlarıyla en hafif şekilde atlatıldı. “İsmail Hakkı Karadayı” diye bir yazı yazmış ve devrin genelkurmay başkanı sayın Karadayı olmasa 28 Şubat’ın kanlı geçeceğini belirtmiştik. O günlerde 28 Şubat’ı yapanlarla hayli mücadele içinde olan Hasan Celal Güzel arayarak “doğru yazmışsın” dedi. “Ordu göz bebeğimizdir”, sözü sık işitilir. Bu bazılarına fantezi gelebilir. Ordu, bir devleti ayakta tutan maddi güçtür. Din de bir milleti ayakta tutan mânevi güç. Onun için sinsi plan, bu iki müesseseyi karşı karşıya getirmek istemekte. Eğer şu gün Türkiye, istikrar içindeyse bunda anayasal kurumların rolü yok mudur? Bize göre vardır, başta ordu olmak üzere herkes üzerine düşeni yapmakta. Hilmi Özkök Paşa ve komutanlar, hükümetle ilişkilerde gayet itinalı davranarak devlet gemisinin sağlıkla yürümesi için olanca ihtimamı göstermekteler. Uzun lafa ne hacet? TSK olmasaydı bugün “Güney doğu” diye bir Anadolu parçası olur muydu? Kesinlikle hayır. Türkiye yedide birini kaybederdi. Sadece coğrafi olarak değil, bu nispette kayıp, her alanda yaşanırdı, dolayısıyla daha da geri giderdik. Asker orada öldü, şehit verdi fakat vatan bölünmedi. Kazanılan tecrübeyle bugün Kosova, Bosna, Somali, Filistin, Afganistan’da bayrak dalgalandırıyoruz. Hiç şüpheniz olmasın yarın Irak’ta da dalgalandıracağız. Eğer Türk askeri Irak’a girseydi, Iraklı şimdi bu zulümlere maruz kalmazdı. 30 Ağustos Zafer Bayramımızı idrak ettik. Fikir ve duygularımız bu vesileyle... Unutmayınız, askerin de tarifi vardır “er’den generale kadar herkese asker denir”.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT