BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Turnuva mı, truva mı?

Turnuva mı, truva mı?

Milli maçlar geldi çattı. “Grupta birinci de olabiliriz, sonuncu da” gibi kaçamaklara gerek yok.



Milli maçlar geldi çattı. “Grupta birinci de olabiliriz, sonuncu da” gibi kaçamaklara gerek yok. Maç öncesi tahminleri boşa çıkartacak bir kırmızı kart, bir erken gol, bir futbolcu sakatlığı vs. gibi beklenmedik şeyleri bir kenara koyarsak... Normal şartlar “muvacehesinde” Gürcistan’ı havada, karada ve Trabzon’da rahat yeneriz! Yunanistan, Danimarka ve Ukrayna... Güçleri birbirine yakın ve her zaman her şeyi yapabilecek bu üç takımı da içeride yeneriz. Bütün mesele, bunlardan hangisinden deplasmanda puan koparacağımız... Ya da... Türkiye, Yunanistan, Danimarka ve Ukrayna... bunlardan hangisi diğerini dışarıda yenerse gruptan o çıkar! Bu kadar net... Kulübeyi dikizle! Köy statlarında UEFA Kupası maçları izledikçe, insan Musa Çözen, Şule Bekrioğlu gibi Türk yönetmenleri arıyor. Yayın kalitesi bir maçı vezir de ediyor rezil de... Ve ben, bizim yönetmenlerimizin de yaptığı bir hatanın altını çizmek istiyorum. Adet olmuş, oyuncu değişikliklerinde kamera giren oyuncuyu takip ediyor. Oysa bence çıkan oyuncu izlenmeli... Çünkü giren oyuncu zaten senin “elinde”, onu göstermek için zamanın ve imkânın çok... Oysa çıkan oyuncunun tepkisi... Hocasına karşı tutumu... Kulübedeki arkadaşlarıyla diyalogu... Tribünlerden gelebilecek reaksiyona bakışı.. vs.. Hatırlayın; Tomas’ın Daum’a tepkisi -farklı bir kameradan ve tesadüfen- yakalanmıştı da, olay olmuştu. Benden söylemesi, malzeme kenarda! (Konuyla ilgisi yok ama... Bir tarihte Mustafa Denizli hoca ile sohbet ediyorduk. Dedi ki, “Tugay oyuncu değişikliği sonrasında saha içine koşarken yaptığı deparı maç içinde yapsa, her maçın yıldızı olur!”) Ekşi zamanlar Televizyonda... Ekranda tartışan iki konuk, reklam arasında ne yapar? Seyirci karşısında aslan gibi çarpıştıktan sonra yayın kesilip reklam girince baş başa ve yüz yüze kalırlar. Soğuk bir hava vardır. Tartışılan konuya hiç girmezler. Az önce izleyici önünde memleketi kurtaranlar bu kez, “Bizim kapıcı memleketinden yumurtalar getirmiş nah böyle kocaman”, ya da, “Sabah bizim oralara bi yağmur yağdı azizim” filan gibi ilgisiz ve “hafif” konuşurlar. Asansörde... O füme plazaların karabasanında baş başa kalınan insanla ne konuşulur? Hiiiç... Bol bol saate bakılır, cep telefonu kurcalanır. O lanet kapının bir an önce açılması için adı konmamış bir tedirginlik ve sabırsızlık söz konusudur. Trafikte... Ah trafik... Hayatın ta kendisi... İnsanların gerçek kimliklerini ve kişiliklerini sergiledikleri yer... Sabırsız sürücü arkadan sıkıştırır, yol verirsin ve yanından geçerken pis pis bakış atar, “Ne cüretle önüme çıkarsın armut!” bakışıdır bu... Ama asıl “performans” kaza sonrası sergilenir. Trafik kazası yapan taraflar, hemen bütün nefeslerini toplayıp “en çok bağıran” olmaya çalışır. Böylece haklı çıkan taraf olacaktır. Konserde... Şarkıcı kızımız, konserde gidip gidip en bet sesli adamın ağzına dayar mikrofonu... “Ağır” konuk, mahcup olmamak ve sesini duyurabilmek için boğazındaki damarları şişirir. Ne yırtınan adam, ne solist, ne de dinleyici memnundur böyle bir yapaylıktan... Çünkü o seyirci oraya solisti dinlemeye gelmiştir, berbat sesli ve kalın enseli keresteyi değil... “Ben bu yoksul halkın verdiği parayı hayvanlar gibi harcadım. Ne kumarhaneleri kaldı, ne sefahati... Aklıma gelen her şeyi yaptım. Şimdi de beş parasız kalmış, kukumav kuşu gibi düşünüyorum. Ama bana müstehaktır. Artist, her zaman kazanacağını sanır. Oysa bilmez ki, ömrü gece kelebeği kadar kısadır. Aynı gün doğar, yaşar ve ölür. O, hep hayal dünyasında yaşar. Cenazesinde bile espri yapılır. Kime ve niye, niçin eğilecekmişim ki?! Elhamdülillah pu..t değilim, peze...k değilim. Benim alnım taa ense köküne kadar açıktır. Bizim anamız da babamız da bellidir evel Allah... Bu basın terörüne ‘dur’ diyecek bir merci çıkmadı daha... Benim gibileri öldürmek biraz zaman alıyor... Ne var ki, otuz yıldır sürdürdüğüm direnmeyi sonunda lehlerine çevirdiler diyebilirim. Üç çocuğumun nafakası ve geleceğiyle oynadılar. İcra dairelerinin bir numaralı abonesi oldum. Allahıma inanıyorum, hamdü senalar ediyorum Direniyorum. Son üç yıldır hayat bana iki üniversite bitirtti. Elinden tutup sahneye çıkarttıklarım, ödeyemediği ev taksitlerini karşıladıklarım, yıllarca kambur gibi sırtımda taşıdıklarım... neredesiniz?” (Öztürk Serengil, Yeşilçam’ı Benden Sorun)
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 96982
    % 0.1
  • 5.7869
    % -0.29
  • 6.5078
    % -0.15
  • 7.5239
    % -0.12
  • 237.839
    % -0.01
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT