BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gözyaşlarım (Diyalog Köşesi)

Gözyaşlarım (Diyalog Köşesi)

Çok sıkılmıştım. Bir yandan ödevler bir yandan içimdeki çelişkiler beni boğuyordu sanki. Her şey griydi başımın üstündeki bulutlar bile. Niyedir bir türlü boşaltamıyorlardı, içindekileri onlarda benim gibi.



Çok sıkılmıştım. Bir yandan ödevler bir yandan içimdeki çelişkiler beni boğuyordu sanki. Her şey griydi başımın üstündeki bulutlar bile. Niyedir bir türlü boşaltamıyorlardı, içindekileri onlarda benim gibi. Kadıköy’de tuhaf bir kalabalık var. Denizin soğuk nefesinden çıkan bir hapşırık gibi ani, şaşkın... Ben de bu kalabalıkta kaybolmak istiyorum. Kimse tanımasın beni. Kimse bilmesin kim olduğumu. Yabancılaşmak istiyorum. Bu kirli gürültüye karışarak. Her surette gri bir hüzün görüyorum. Kalabalık ortasında kendinden bir haber yalnızlar ordusu. Bu hayat denen maratonun ardı yalnızlık... Ve göstermelik bir kaçış. Acının üzerini geçici hazlarla kapatmak. Oksijen yerine saatlerce nikotin solumak... Keşke çocuk olsam Hani hep özlem duyarız ya şimdi keşke çocuk olsam diye... Ama çocukken yaşadıklarımız ve şimdi hiç hatırlamadığımız o küçük yıllar... Hep “Ben de büyüyeceğim” hayalleriyle avunduğumuz zamanlar... Otobüs durağındayım. O soğukta yalınayak mendil satan çocuklar... Bir kız çocuğu bana doğru yaklaşıyor. “Abla alır mısın ne olur al”. Önce kızıyorum ve soruyorum, “Sen okula gitmiyor musun?”, “Gidiyorum”, “Kaç yaşındasın?”, “Yedi”, “Kaç kardeşsiniz?”, “Üç”, “Baban çalışmıyor mu?”, “Bilmiyorum”, “Ya annen?”, “Çalışıyor”, “Üşüyor musun?”, “Şey... Üşüyorum abla.” Bir tane mendil alıyorum. İçinden ne koparsa diyor. Ben yüz bin lira versem sen bana bu mendili yine verecek misin? Kafasıyla birlikte kaşlarını yukarı kaldırıp, “ıı” diyor. Gülüyorum... Üç yüz bin lira veriyorum. Seviniyor garip. Tam gidecekken bana doğru tekrar yöneliyor. Abla... Benim annemle babam ayrıldılar. Susuyorum... Saf ve temiz O küçük aklıyla bir anda olsa bir yabancıyla paylaştığı bu gerçeği unutmaya mı çalışıyor? Hemen elindeki anahtarlığı bana uzatıp, “Dokunsana, ne güzel dimi” diyor. Başımı sallıyorum. “Evet, çok güzelmiş” diyorum. Gözlerim doluyor, neyse ki o anda şoför geliyor. Otobüse biniyor, el sallıyorum küçük kıza. O da bana... O ana kadar tanıdığım gri hüznü dağıtıyorum. Şimdi elâ renkli bir hüznün önünde eğiliyorum. Dayanamıyorum, çantamdan bir mendil çıkarıyorum. Elimle yüzümü kapatıyorum, utanıyorum. Kimse görmesin ağladığımı. Gören de tanımasın, bilmesin beni istiyorum... > Elif Kızıltaş Allah katında Olursan makbul kul Allah katında Yaradan murada, erdirir billah. Dilekler dileyip, çeksen de bin ah Kaybolmaz dualar Allah katında. Gecenin içinde açılan eller Kalplerden söylenen yakaran diller Nurlanan gözlerde oluşan seller Akar ırmaklaşır, Allah katında Pişmanım demez hiç Rabbine Akıt gözyaşını, secdeye kapan İlâhi kevserden, içip de her an Erdemi ara bul Allah katında Mazluma işkence yapmaktan sakın Kötülük yoluna sapmaktan sakın Hissedip kendini canana yakın Hulus ile durul, Allah katında. Aşk ile çöllere düşüp yalvaran İbadet eliyle, yarayı saran Sevgiyle çileyi, ruhunda karan Olur makbul bir kul Allah katında. > Muammer Susuzlu Bir taze gül Bir taze gül gibi dalda dururken Veda ettin bize henüz çok erken Bu gençlik hiç bitmez tükenmez derken Daldın bir ummana ecel anında Kara toprak seni bağrına aldı İçimize acı bir yokluk saldı Daha söylenecek başka ne kaldı Bizlere veda ettiğin anda Gittiğin bu yol kader yoludur Ahıret ise yolun sonudur inşallah senin amel defterin Nice sevaplarla dolu doludur Gözler dolu idi kulaklar sağır Bıraktığın bu yük bize çok ağır Anan ile baban çekiyor kahır Hayri uzaklardan bizi de çağır Vaziyetimiz Bir zaman şiirler, nesirler varmış, Mânâlar çıkarmış, mânâ içinde... İlmin kıymetini âlim anlarmış, Arayıp bulurmuş Fizân’da, Çin’de!.. Şimdi hep yavanlık baştan aşağı, Dikenler kaplamış güzelim bağı, Sönmüş dedemizin tüten ocağı, Gözler görmez olmuş çıkar peşinde!.. Bir yol ayrımında yanlışa girdik, Tarih, haraç-mezat; verdikçe verdik, Ya gidenler deli, ya biz delirdik, Hazine gizliymiş Ceddin terinde!.. Türküler söylenir, saz bizim değil, Sohbetin tadı yok, söz bizim değil, Her şey göstermelik, öz bizim değil, Bir kuru yaprağız, rüzgâr önünde!.. Doluya koyarız, almazsa boşa, Soğuk su katmışız pişmiş bir aşa, Yaptığımız işi duyursak taşa, Edebinden çatlar, durmaz yerinde!.. Dertler yumak yumak, derman ararım, Hayaller üstüne köprü kurarım, Hani nerde benim ulu çınarım? Aslanlar yatarmış yiğit gönlünde!.. Evlâtlar, torunlar bizi affedin, Araştırın sorun, hak yoldan gidin, Çiçek olsun açsın güzel ümidin, Cehle el uzatma, kalsın derinde!.. > Ramazan Çetin / Konya Bülbülün feryadı Gece gündüz demez şarkı besteler Kafeste uçamaz çırpar kanadı. Birbirinden farklı güzel güfteler Acaba bülbülün nedir feryadı? Sesiyle bizleri hüzünlü eder Hepsinde de acı, derin bir keder Kim bilir dilince gönlünce ne der Acaba bülbülün nedir feryadı? Nağmeleri söyler öyle derinden Memnun değil mi, balkonda yerinden Fayda etmez rüzgâr esse serinden Acaba bülbülün nedir feryadı? Neden kapalıdır kafeste bülbül Hep sabırla bekler kırda onu gül Özgürlük ister, son nefeste bülbül Herkes bilir, şimdi nedir feryadı! > Latif Karagöz diyalog_kosesi@hotmail.com
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103929
    % 1.62
  • 3.5504
    % 0.05
  • 4.1794
    % -0.57
  • 4.7655
    % -0.28
  • 148.526
    % -0.7
 
 
 
 
 
KAPAT