BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yabancıya yabancı kalma!

Yabancıya yabancı kalma!

“Tıynetinize” göre, Avrupa’da kulüpler düzeyinde başarıyı savunuyorsanız, “Kardeşim, rakipler sınırsız yabancı ile oynuyor, bizde de beş yabancı normal” diyebilirsiniz.



Beş yabancı, büyük rakam. “Tıynetinize” göre, Avrupa’da kulüpler düzeyinde başarıyı savunuyorsanız, “Kardeşim, rakipler sınırsız yabancı ile oynuyor, bizde de beş yabancı normal” diyebilirsiniz. Ama milli takımda kırk yıldır Hakan Şükür ya da Rüştü Reçber’in alternatifini bulamıyorsanız, “Bu kadar yabancı olur mu, kulüpler hazıra konup, futbolcu yetiştirmiyor” dersiniz. Ama tartışmasız bir şey var ki, kim yabancı hakkını düzgün kullanıyorsa, o kulüp ligde şampiyon oluyor. Bu o kadar böyle ki, bol vaktiniz varsa ve boş işleri seviyorsanız, tutun kulüplerin yabancı futbolcularının sayısını ve ligde kaç dakika forma giydiğini hesaplayın. En fazla puanı alan takıma göre bir sıralama yapın. Bugünkü puan durumunu elde edersiniz! Fenerbahçe Alex, Luciano, Aurelio, Nobre ve Van Hooijdonk ile lider, Galatasaray Mondragon, Tomas, Song ve yarım Conceiçao ile ikinci, Trabzonspor Petkoviç, yarım Yattara ve çeyrek D’Haene ile üçüncü, Beşiktaş çeyrek Juanfran, çeyrek Pancu, çeyrek Ahmed Hassan ile beşinci, vs. Yani ligdeki derece sahada değil, transferde şekilleniyor. Yüzünü asma Beşiktaş’ın 100. yılını “idrak edişini” hatırlayın. Hiç gündemden düşürmediler ve hafta hafta taraftarlar, rakipler, hakemler nezdinde bu “ayrıcalığı” sıcak tuttular. Oysa Galatasaray öyle mi? Muhtemelen başkanı, yöneticisi, teknik adamı bile hatırlamıyor. Konu açıldığı zaman da ayıp bir şeymiş gibi “altını çizmiyorlar.” “100. yıl” bir kampanyadır ve Galatasaray bunu hissettiremedi, beceremedi ve yaşayamadı. 2007’de görürsünüz! En Büyük Megaloman Başka Büyük Yok! “Adı Niyazi idi, ama soran yabancılara Poriçelli diyordu. Özellikle Amerikalı kızlara. Niyazi adlı birinin, hele hele bir Türk’ün Amerikalı kızlar üzerinde etkili olamayacağına kesinkes inanmıştı. Poriçelli adlı bir İtalyan’ın kısmeti, Niyazi adlı bir Türk’ten daha açık olmalıydı. Poriçelli Niyazi, Türkiye’den iki-üç yıl önce Amerika’ya gelmiş, 19-20 yaşlarında bir genç. Bu süre içinde Türkçe’yi unutmayı başarmış, ama İngilizce öğrenmeyi becerememişti. İkisini de yarım yamalak konuşuyordu.” ... “Çocuklarımız okula gittikleri zaman gerçek öğrenimlerine ara veriyorlar.” ... “...bu gibi buluşmalar tehlikelidir: Bir zamanlar içtiğiniz su ayrı gitmemiş arkadaşınızla aranızda ortak anılardan başka hiçbir şey kalmadığını keşfedersiniz. Arkadaşınız artık bir anıdır sadece ve karşınızda oturan, ona benzeyen, hatta o olduğunu iddia eden şu adam, bir yabancıdır. Geceniz zehir olur. O kadar yıl sonra karşınıza çıkmasa hep yakın kalacak olan arkadaşınızı, işte o gece kaybedersiniz.” ... “Bürokrasilerde insanlar yeteneksizlik düzeyine kadar yükselir. Bu, ilk bakışta garip gelen ilkeyi, şu örnekle anlatmak mümkün: Adam iyi öğretmendir, terfi ettirip müdür yaparlar. Oysa adam sınıfta ne kadar iyi bir öğretmen ise, makamda o kadar kötü bir yöneticidir. Öğrencileriyle ilişkilerinde ne kadar başarılıysa, öğretmen meslektaşlarıyla ilişkilerinde o kadar başarısızdır. Ne var ki, o adam artık müdür olarak kalır. Başarılı olamadığı için terfi edemez, ama aşağıya da inemez. O yeteneksizlik düzeyine gelmiştir.” ... “Misafirperverliğimizin yabancıları ezip geçtiği bir olayı unutamıyorum: Yıllar önce bir arkadaşımız, kendisini ziyarete gelen Amerikalı misafiri Noel gecesi kiliseye götürmüştü. Malum, Protestan kiliselerinde ayinin sonunda bir tepsi dolaştırılıp bağış toplanır. Tepsi bizim arkadaşın oraya geldiğinde, bir mücadele! Amerikalı misafir, çantasından üç beş dolar para çıkarıp ‘sevabına’ vermeye çalışıyor. Bizim arkadaş, ‘Yoo, imkanı yok! Burada sizin paranız geçmez, bu benden!’ deyip adamın parasını çantasına geri koymaya çabalıyor! Sonunda mücadeleyi bizim arkadaş kazandı, ne de olsa lokantalarda hesap vermekten antrenmanlıydı.” (En Büyük Megaloman Başka Büyük Yok, Haluk Şahin) ALTINI ÇİZİYORUM Bu dahil, bütün genellemeler yanlıştır. (F.Nietzsche) TÜRK’ÜN BİRİ BİR GÜN... 23 Haziran 2003 günü Fransa’da oynanan Türkiye - Brezilya milli maçında, fotoğraf makinesini sahaya fırlatan Türk’ü, polis filmi tab ettirerek buldu. (Fransa, St.Etienne) VAY HAYVAN VAY! Yaban koyunlarının birden fazla midesi vardır. Tehlikeden kaçmak için alel acele otlar, “yedek” midesine indirir. Güvenli yerde geri kusup, geviş getirerek iyice çiğneyip yutar ve “gerçek” midede hazmeder.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT