BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > inanmak / Kanseri nasıl yendim / Hüseyin Tanrıkulu

inanmak / Kanseri nasıl yendim / Hüseyin Tanrıkulu

“Kanser olan kişinin ‘Birçok insan gibi ben de kanser oldum. Kader böyle imiş, ne yapalım’ diyerek hadiseyi olabildiğince normal karşılaması gerekmektedir. Tabii bu teslimiyet öyle çok kolay olmuyor. Bunu başarmak tamamen maneviyatla ilgili. Onun için kanserli insanlara hastalıkla mücadele ederken ‘aman moralini bozma’ diye nasihat edilir ki moral ‘iman’ demektir.”



Hastalığın reçetesi inanmak Çağımız insanlarının en çok korktuğu hastalıkların başında kanser geliyor. Herkes ve bilim çevreleri halen, kanserin tedavisi kesin mümkün olmayan bir hastalık olduğunu kabul ediyor. Aslında hastalığa yakalanıp şu ya da bu şekilde tedavi olan bir çok insanın uzun yılar yaşadığı da biliniyor. Peki akla şöyle bir soru gelmez mi? Bazı insanlar kanser oluyor, tedavi görüyor ama bir süre sonra vefat ediyor. Bazı insanlar aynı hastalığa yakalanıyor, tedavi görüyor ve uzun yıllar yaşıyor. Bazı insanlar ise bu hastalığa hiç yakalanmamış gibi hayatını sürdürüp gidiyor. Şu halde bir insanın kanser olması mutlaka bu hastalıktan dolayı öleceği anlamına gelmiyor. Bir başka açıdan düşünürsek kanser olan her insan bir süre sonra tedavi olabiliyor ve normal hayatına devam ediyor. Bu durumları tespit edip, uygulanan klasik tedavi yöntemlerinin faydasız olduğunu kabul etme imkanı var mıdır? Akıl yoluyla bu soruya verilecek cevap “HAYIR”dır. Hastalığa yakalandığımızı öğrenince aklımıza danışıp, “Hayır kanserin tedavisi ve bu hastalığa yakalanan herkesin iyi olması, yeniden sağlığına kavuşması mümkündür” gibi bir hükme vardık. Bilinen görüşler, bilimsel veriler ve gerçekler ortada. Ama bir hasta olarak benim görüşüm de bu... Herkesin itiraz hakkı mahfuzdur. Hastalığa ilk adım Hastalığın teşhisi ile birlikte insanın ilk karşılaştığı durum; bu hastalığın adının ve manasının, hayatta meydan getirdiği “belirsizlik” duygusu olmaktadır. Bu durum kısa zaman sonra yerini başka duygulara bırakmaktadır. Kadere imanı olan, tevekkül sahibi, herşeyin Allahü tealanın muradıyla olduğunu ve oluştuğunu kabul eden insanlarda, hastalıktan sonra bir “belirsizlik” duygusu yaşanması elbette mümkün değildir. Hasta kişinin “bir çok insan gibi ben de kanser oldum. Kader böyle imiş, ne yapalım” diyerek hadiseyi olabildiğince normal karşılaması gerekmektedir. Tabii bu teslimiyet öyle çok kolay olmuyor. Bunu başarmak tamamen maneviyatla ilgili. Onun için kanserli insanlara hastalıkla mücadele ederken “Aman moralini bozma” diye nasihat edilir. “Moral” kelimesinin Fransızca’dan geldiğini, tam karşılığının ise “İMAN” olduğunu bir çok insan bilmez. Nasihatçılar, “Moralinizi yüksek tutun, paniğe kapılmayın” derken, aslında “İmanınızı yüksek tutun” demek istemektedirler. Özetle, imanı olan kişinin hangi maraz ve hastalık, hangi felaket, hangi kaza ve bela ile karşılaşırsa karşılaşsın, yelkenleri indirmediği, yiğitçe ve tevekkül içinde hayatına devam ettiği, nitece olarak Allah’ın izniyle hiç hasta olmamış gibi yaşadığı görülebilir. “Neden ben” demeyelim Uzmanlar kansere yakalandığını öğrenen kişiler arasında yapılan araştırmalarda, genellikle hastaların ilk tepkilerinin “Neden ben, neden şimdi” şeklinde olduğunu ifade etmektedirler. Bu hoş ve doğru olmayan sorular yerini nadiren şu en doğru ifadelere bırakıyor ki tüm hastaların bu ruh hali ve düşüncede olması arzu edilir: “Demek ki kaderim böyle imiş, takdir böyle imiş, Allahü tealadan gelene ne denir; elbette hakkımda en hayırlı olan bu imiş” diyerek manen güçlü olmaya çalışmak gerekmektedir. Bu başarıldığında insan hiç hasta değilmiş gibi yaşayabiliyor. Hayata daha değişik ve verimli bir şekilde sarılıyor. İnsan kendisine çeki-düzen veriyor. Sağlıklı iken çoğu zaman hiç aklına getirmediği “ölüm” gerçeğini daha sık hatırlıyor. Oysa Yüce Peygamberimiz güzel hadis-i şeriflerinden birisinde “En akıllı insan, ölümü hiçbir zaman aklından çıkarmayan insandır” buyurmuşlardır. Teslimiyet kaçınılmazdır Kansere yakalanan insanı ifade ettiğimiz “Belirsizlik” duygusuna kapılması halinde gelecekle ilgili plan ve hesaplar içine girmesi adeta kaçınılmaz oluyor. Oysa ki, bu duygu ve plan düşünceleri de yersizdir. Zira hasta belki sadece kendisini mukadder ve kaçınılmaz olan ölüm gerçeğine göre yeniden palanlama yapmaya yöneltebilir. Ama dünya hayatıyla ilgili olarak yeni projeler için efor sarf etmesi zaten imkansız hale gelmektedir. Hasta kişi rutin bir hayata girmeye mecburdur. Bundan kaçınması kendisine zarar verip, sıhhatini daha çok bozmaya yol açabilir. Bu konuda teslimiyet esastır. Teslimiyet duygusu içinde olan kanserli hastaların manen daha rahat ve ailesi içinde daha az üzüntüye sebep olduğu bilinen bir gerçektir. Yeni hayata uyum Bir kişiye kanser teşhisinin konması ve uygun tedavi programına karar verilmesi, bu hastalığın kabullenilmesinin ilk safhası olmaktadır. Tedaviye alınan kişi ve yakın aile fertlerinden başlamak üzere ailenin tüm bireylerinin hayatında farklı hastalık kavramına odaklanmış yeni ve gerçekten zor bir dönem başlamaktadır. Bizim ailemiz içinde de durum aynı olmuştur. Daha önce hiçbir ciddi hastalık yaşamamış olan insanların hastalık ve hastalanmak konusunda kansere uyum sürelerinin etkilendiği tespit edilmiştir. Bu durum, teşhis ve tedavi sürelerini de etkilemektedir. Eğer teşhis ve tedavi konusunda süre açısından bir problem varsa, bu durum hastanın hayatını tehdit edecek seviyede olabilir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT