BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Okuyan kazanıyor

Okuyan kazanıyor

Başörtülerinin kenarlarını süsleyen oyalar gibi yazıları tane tane, özenle yazıyorlar. 15’inde olanı da var 85’inde olanı da... Bağcılar Belediyesi’nin MEB ile birlikte yürüttüğü okuma-yazma seferberliğine katılan kursiyerler, hem sertifika almak için çalışıyor, hem de kurs sonundaki ev, çamaşır makinesi, televizyon ve yemek takımı gibi daha pek çok hediyeyi hak etmek için...



İstanbul’un en kalabalık ilçelerinden Bağcılar’da tanıdık bir ses yankılanıyor bir süredir. Üzerinde “okuma-yazma öğreniyorum” yazan bir araçtan bildik bir müzik yayılıyor sokaklara. Barış Manço’nun “A,B,C...” diye başlayan o çok bildik parçasıyla okuma-yazma bilmeyenlere çağrı yapılıyor. Ana caddeler artık alışmış bu sese, ama araç ara sokaklara girince meraklı bakışlar artıyor, yaklaşıp soru soranlar çoğalıyor. Ve belediyenin üniversite mezunlarından oluşturduğu ekipler kapı kapı dolaşıp, okuma-yazma bilmeyenleri tespit ediyor, onları kursa çağırıyor... Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile birlikte yürütülen kampanyada, Bağcılar Belediye Başkanı Feyzullah Kıyıklık, “2005 yılı sonunda okuma yazma bilmeyen kalmayacak” sloganıyla çıkılan yolda katılımı artırmak için her yolu denemiş. İşin içine promosyon da girmiş, yaptırımlar da. Sadece Bağcılar’da 30 bin kişinin okuma-yazma bilmediği belirlenmiş. Bunların 14 bin 800’ü, 42 okulda, 12 Şubat’ta başlayan kurslara devam ediyor şimdi. 14 Mart’ta başlayacak ikinci eğitim grubu için de kayıtlar sürüyor. Bir cumartesi günü gidiyoruz Bağcılar’a. En kalabalık kursiyerlerin bulunduğu okullardan birine, Fatih İlköğretim Okulu’na. Okulun bahçesi hafta içi gibi cıvıl cıvıl. Bu kez anneler içerde ders görürken, çocukları bahçede oynuyor. Daha küçük olanları da oluşturulan ana sınıflarında bekliyor annelerini, ablalarını. Ses gelen sınıflardan birine yöneliyoruz. Genci, yaşlısı pek çok kadın ellerinde kalemler, gözleri tahtada gecikmiş bir mutluluğu yaşıyorlar. Deftere yazılan her satır geçmişe yollanan bir selam, çizilen her çizgi kaybedilen yıllara konulan çarpılar gibi. Yıllar önce yakalayamadıkları şansa şimdi sımsıkı sahip çıkmak istiyor bu kadınlar... Promosyonlu okuma-yazma kursu Açılışı Emine Erdoğan tarafından yapılan okuma-yazma seferberliği için Belediye, Kaymakamlık, Milli Eğitim Müdürlüğü, Müftülük, Sağlık Grup Başkanlığı, sivil toplum kuruluşları birlikte çalışmışlar. Kursiyerlerin bütün ihtiyaçlarını karşılayan belediye, katılımı artırmak için promosyona bile başvurmuş. 4 aylık eğitimi başarıyla tamamlayanlar sadece sertifika almakla kalmayacak. Dereceye girenleri çamaşır, bulaşık makinesinden televizyona, yemek takımlarından ev eşyasına pek çok hediye bakliyor. En büyük hediye ise çekiliş sonrası verilecek bir ev. Sadece kursiyerler değil, kampanya için çalışanlara da hediyeler hazırlanmış üstelik. ? Katılmayana yardım yok Bağcılar Belediyesi her yıl ihtiyaç sahiplerine yaptığı kömür, yiyecek, giyecek yardımlarını kesmekle tehdit etmiş kursa katılmak istemeyenleri. Onlar da kömür ve yiyacekten olmaktansa eşlerini, kızlarını kursa yollamayı kabul etmişler. Ev ziyaretlerinde nikahsız yaşayanlar da tespit edilmiş ve şimdi onlar için toplu nikah töreni hazırlıkları yapılıyor. Ama buna da şart konulmuş “okuma yazma bilmeyene nikah yok!” Sıralarda rengarenk başörtüleriyle dizilmişler. Tahtaya kalkan arkadaşlarını heyecanla takip ediyorlar. Nasıl yazacak? diye. Gülüşmeler, alkışlar duyuluyor arada. Başörtülerini kenarlarını süsleyen oyalar gibi yazıları. Tane tane, öyle özenle yazıyorlar ki!.. İstanbul daha ne kadar şaşırtacak bizi! Çoğu alışveriş ve bayramlarda yapılan akraba ziyaretleri dışında evinden hiç çıkmamış bu kadınların. Hem okuma-yazma öğrendikleri, hem farklı bir ortama girdikleri için çok mutlular. Onlarla konuştukça, “İstanbul daha ne kadar şaşırtacak bizi!” diye düşünüyor insan. Ve bu koca şehrin yorgunluğunun nereden geldiğini anlıyor. Bir de kadınlarımızın gücünü tabii. Pek çok hikayeyi sırdaşlık sözümüzle içimizde tutuyoruz sonra... Belediye Başkanı Feyzullah Kıyıklık’ın da dediği gibi “Artık bu ayıba son verelim, bu çağda okuma yazma bilmeyen insanımız kalmasın.” Ne diyelim umarız bu dilek bir an önce gerçekleşir. Emeği geçen herkesin eline sağlık... Bilgi ve kayıt merkezi: 0 (212) 433 85 87-435 64 60 Hemşehrileri destek oldu Fatih İlköğretim Okulu Müdürü Çiğdem Sadioğlu da bu seferberlik için canla, başla çalışan eğitimcilerden biri. İnsanları ikna etmek için kahvehanelere kadar gitmiş: ‘’Fatih mahallesinin 3’de 2’si Bitlisli ve kız çocuklarını bile belli bir yaştan sonra okuldan alıyorlar. Eşlerinin kursa gelmesine karşı çıkıyorlar. Onları ikna etmek için hemşehri derneklerinden de yardım aldık. Oradan yöneticilere konuşmalar yaptırdık bu da çok etkili oldu. Bizim en büyük problemimiz veli eğitimsizliğimiz. Onlara çocuklarınız için okuma-yazma öğrenmelisinizi anlatmaya çalıştık. Ayrıca bir hastaneye gititklerinde, otobüse binerken bunun şart olduğunu söyledik. Yaptığımız tespitlerde okuma-yazma bilmeyenlerin yüzde 93’ü kadın, yüzde 7’si erkek diye çıktı. Buna inanmadık. Erkekler bilmediklerini saklıyorlar. Bunu bir güç, gurur meselesi yapıyorlar. Bizim okulumuzda 150 erkek, 825 kadın eğitim görüyor. Akşam gruplarımız kızlı, erkekli. Bayanlar erkeklerle aynı grupta olmak istemiyor, onlar gündüz geliyor. 15 yaşından tutun 85 yaşında bir dedem de var gelen. Enteresan şeyler yaşıyoruz. ‘Ay kızım adam evde yemek bekliyor, bana kızacak’ diyen de var, Başbakan’ın eşine mektup yazdırıp oğlu için bilgisayar isteyen de...’’ Çiğdem Öğretmen de diğer eğitimcilerle birlikte böyle bir çalışma içinde olmaktan son derece mutlu. Bir de isteği var okurlarımızdan: “Okulumuza güzel bir kütüphane yaptırdık, kitap konusunda destek bekliyoruz” diye! Kızımın cenazesinden dönemedim 55 yaşındaki Mintaze Aslan, 30 sene önce gelmiş Çankırı’dan “3 çocuğum var, hepsi evlendi gitti. Beyim emekli oldu, oturup yiyoruz şimdi” diye giriyor söze. Gülümsemeyle başlayan konuşması “Bunca zaman okuma-yazma bilmeden zorlanmadın mı?” sorusunun ardından değişiyor, yaşlar doluyor gözlerine: “Bir yere çıkmadık, evdeydik. Esenler’de eltime, Mahmutbey’de kızkardeşime gittim bir tek. O da eşimle. Başka da bir yer bilmem. Kızım öldü de Okmeydanı’nda, 3 gün eve gelemedim bilmediğimden. Eşim de gelip alamayınca, kaldım oralarda...’’ Mintaze ana böyle ağlamaya başlayınca ben ne yapacağımı şaşırıyorum. Yıllar mı olgunlaştırmış, acılar mı bilmem. Durumumu anlıyor, ben kucaklayamadan o sarılıveriyor. Ah! anneler sizin yürekleriniz nasıl bu kadar büyük oluyor?.. ‘Ali Okulu’na gitmiştim... “İpek topu tut. Ali ata bak. Zil çaldı...’’ 60 yaşındaki Salih amca, gülerek okuyor fişleri bana. “Yazın güzel amca” diyorum. “Eh işte...” diyor. “Hiç okula gitmedin mi” diye sorunca, “Yok ‘Ali Okulu’na gittim askerde” cevabını alınca konuşmasından Vanlı olduğunu tahmin ediyorum. Gülüyor doğru çıkan tahminime. Belli komik biri ama utanıyor da biraz. “8 sene önce çocuklarımın yanına geldim, kiradayım. Yarım saat yürüyerek geliyorum, evim uzakta. Eşim şeker hastası o gelemez” diye özetliyor hayatını bize. 3.5 aylık ikizleriyle geliyor Bir başka sırada bir kundak dikkatimi çekiyor. Küçücük, dünya tatlısı bir yüzün yarısı görünüyor örtülerin arasından. Cin gibi gözler öyle güzel bakıyor ki! 3.5 aylık Zehra bu, kursun en küçük üyesi. İkizi Emrah’la dönüşümlü getiriyor annesi onları yanında. Ayşe Dikmen, daha 28 yaşında ama 6 çocuğu var. Eşi inşaatta çalışıyormuş. ‘’12 yaşında evlendim, eşim İstanbul’da ben köydeydim. Kaynım izin vermedi o zaman okula gitmeme. 8 sene oldu İstanbul’a geleli hiçbir yere gidemiyorum, zorlanıyorum. Okuma-yazma bilince insan daha iyi olur. Eltim bakmasa çocuklarıma gelemezdim buraya” diye anlatıyor. Bakan Çelik’in köylüsü Bağcılar Belediyesi’nin MEB ile ortaklaşa gerçekleştirdiği okuma-yazma kursunda Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in köylüsü de var. 21 yaşındaki Sibel, 1.5 yıl önce evlenmiş. Bu yeni gelin, Bakan Çelik ile akraba olduklarını söylüyor: “Uzaktan akrabamız olur. Babasıgil orada oturuyor. Benim annem, babam da köyde. Önceden kendim istemedim okula gitmeyi. Eşim lise mezunu... ‘Kendini geliştirmek istiyorsan kursa git’ dedi. Bence bir insan isterse kendini sonradan da yetiştirebilir. Biz eltimle oturuyoruz, hem bir değişiklik de oluyor. Hep evde, hep evde sıkılıyor insan. Burada yeni arkadaşlar da tanıyoruz.” 7 kardeş, 2 anne kursiyer Sibel eksikliğini fark etmiş şimdi bir an önce bunu telafi etme telaşında, tıpkı yan sırada oturan iki kardeş Ayşe ve Birgül gibi. Biri 15 diğeri 19 yaşında. Aslında burada her sıra farklı bir hikaye demek. Onlar 7 kardeş, iki anneden. 3 odalı bir evde yaşıyorlar hep birlikte. Babaları çalışmıyor, konfeksiyon işçisi kızlar sağlıyor geçimlerini. Babaları karşı çıkınca gizlice gelip gidip, direnmişler. Şimdi 7 kardeş ve 2 anne okuma-yazma kursuna devam ediyor. İşten izin alıp geldiklerini izin vermezlerse işi bile bırakabileceklerini anlatıyorlar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT