BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hakan’a karşı, “haçsız” seferleri!..

Hakan’a karşı, “haçsız” seferleri!..

İşi iyice çığırından çıkardılar!.. Milli maç yazılarını bile “Hakan Şükür bitti” diye yazacak kadar ileriye gittiler!.. Ondan da öte “Hakan’ı savunan” Necati’ye bile “kin kusan” ibarelerle, “beyinlerine yerleşen” bu hastalığın iyileşmeyeceğini ortaya koydular!..



İşi iyice çığırından çıkardılar!.. Milli maç yazılarını bile “Hakan Şükür bitti” diye yazacak kadar ileriye gittiler!.. Ondan da öte “Hakan’ı savunan” Necati’ye bile “kin kusan” ibarelerle, “beyinlerine yerleşen” bu hastalığın iyileşmeyeceğini ortaya koydular!.. Kimisi de, “Ersun Yanal’ı bitirmek için milli takımın yenilmesini istiyorlardı, şimdi kına yaksınlar” diyecek kadar “düşük” bir seviyeden uçtular!.. Ne demiş atalarımız “böyleleri” için; “Kişiyi nasıl bilirsin; kendin gibi!..” Anlaşılıyor ki, “bunlar”, yıllar yılı “eleştirdikleri teknik adamlar takımın başından gitsin” diye, “o takımın yenilmesi için dua ederlermiş”; şimdi “başkalarını da kendileri gibi” sanıyorlar!.. Aslında “bu zavallı görüşün” sahipleri için “yazı yazmaya bile değmez”, ama “Türk spor medyasında okunmaya değer, fikirlerine saygı duyulacak” bazı arkadaşlarımız var ki, “onlar bile” nedendir bilinmez, “Hakan’ın Türk futboluna verdiklerini ve vermeye devam ettiklerini bir yana iterek” onu “yok etmeye ve yok saymaya çalışıyorlar”; işte bunu anlamak mümkün değil!. Enteresan bir yazı!.. Hele hele “Hakan Şükür’e ayıp ve yazık ediliyor” tezini savunanları “top yekûn aynı sepete koyarak” mesela “sevgili Ercan Güven gibi” şunları yazmak ne anlama geliyor: “Hakan Şükür, futbola kilitlenip ülke ve dünya gerçeklerinden habersiz kalmış meslektaşlarımızın korumasına geçti şimdi. Canları sağ olsun da, bari bilmedikleri konularda demagojilere girmeseler. Mesela şu örnekleri vermeseler: Anelka Pamukkale’de namaz kılınca (ben biliyordum bu işte bir bit yeniği olduğunu) ‘ah ne hoş’ deniyormuş, bir kısım sevgili futbolcularımıza Kore’de imam arayınca ‘gerici’ damgası vuruluyormuş. Sahaya çıkan Hıristiyan futbolcu haç çıkarınca aldırmıyormuşuz da, eskaza bizimkilerden biri ellerini açıp dua etse, yer gök inlermiş. İtalya’da Baggio, Budist olduğunda kimse ona hesap sormamış, ne varmış bazı futbolcularımız tarikatçısıysa? Siz bunu gidip Genel Kurmay’a anlatsanıza!.. Neden acaba her yıl ülkeyi tehdit eden tehlikeler sıralamasında terörle birinciliği paylaşmaktadır irtica. Çünkü bizim güzel dinimizin toplum hayatını, hatta hukuk kurallarını düzenleyen boyutları vardır ve kötü niyetli insanlar bunu çıkarları için kullanmıştır, kullanmaktadır. Şöyle Güneydoğu sınırlarınızdan aşağı bir baksanıza. Çünkü, İtalya’da radikal Hıristiyanlar kimseyi domuz bağıyla öldürüp gömmezler? Çünkü o ülkelerde bir takım din adamları devleti ele geçirmeye yeltenmezler. Bana uzun uzun anlattırmayın spor sayfasında. Ne ülkenizi tanıyorsunuz ne tarikatları biliyorsunuz. Büyük büyük konuşuyorsunuz... Teşbihte hata olmaz; buna ‘cahil cesareti’ denir.” Aynanın asıl yüzü!.. Buyurun bakalım, nereden nereye geldik; “Hakan Şükür’ün inancından yola çıkıp”, vardığımız nokta ortada; “İtalya’da radikal hristiyanlar domuz bağıyla adam öldürüp gömmezler” e kadar geldik!.. Üstelik de “Genel Kurmay’ı bile işin içine soktuk!..” Ve de, “inancından dolayı Hakan’ı kimse suçlamamalı, o iş başka futbol ve milli takım başka” diyenleri, “toptan cahil yapıverdik!..” Sevgili meslektaşımın sözünü ettiği “karşılaştırmaların bir tekini bile yapmadım ve yapmam!..” Galatasaray’da ve Türk Milli Takım’da “göğsünde ay - yıldızı taşıyarak” büyük başarılara imza atan, yıllarca kaptanlık yapan ve “Türk futbolunun en büyükleri arasında yer alan” Hakan Şükür’ün “inançlarından dolayı Türk Milli Takımı’ndan dışlandığı” iddia ve görüşlerine de katılmam, katılamam ve “isyan ederim!.” “Laik bir ülkede” böylesine “bir görüşe destek vermek” mümkün değildir ve düşünülemez bile!.. Üstelik, “Hakan Şükür’ün inancı” ile Genel Kurmay neden ilgilensin? Eğer “Hakan Şükür’ün inancı ile ilgili bir şey varsa” da, neden gidip Genel Kurmay’a anlatılacakmış?. Ülkede “askeri rejim var” da, biz mi bilmiyoruz? Genel Kurmay, Türkiye’de “inançlı insan istemiyor” da mı, gidip onlara anlatılacak? Kore’de “Bayram Namazı kılmak için” futbolcular “bir imam istiyorlarsa”, bunun her birliğinde “bir imam bulunduran” ve “erinden en üst düzey komutanına kadar” büyük çoğunluğu “Bayram Namazlarını kılan” inançlı insanlardan oluşan Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgisi ne? Hakan Şükür’ün inancının “şeriatla, domuz bağı ile adam öldüren kanlı teröristlerle ilgisi ne?.” Başkalarını “cehaletle suçlayan” arkadaşımızın, mesela “inanmakla, şeriat istemek arasındaki farkı”, mesela “cemaat ile tarikat arasındaki farkı”, mesela tarikatlarla, terör grupları arasındaki farkı, sevgili arkadaşımızın mantığı ile “iz sürersek”; mesela Anelka’nın da “köklerinin geldiği kıtanın” dünyaya bol bol terörist yetiştirdiğini bilmesi gerekmiyor mu? Ya da “tarihin en kanlı din savaşlarını hristiyanların yaptığını, dünyada terörizme hristiyanların kapı açtığını, öncülük ettiğini, desteklediğini, Evangelist Tarikatı’nın ne olduğunu, Başkan Bush ve etrafındakilerin “bu tarikatla ilişkilerini”, bu tarikatın dünyanın bugünü ve geleceği ile ilgili görüşünü, bunun Bush’u nasıl etkilediğini, Bush’un Irak’a asker çıkarmasını “Dokuzuncu Haçlı Seferi” olarak neden ilân ettiğini, bu savaşın kaç cana mâl olduğunu ve daha da olacağını, Siyonizm yayılmacılığının dünyada kaç cana mâl olduğunu, “Türkiye AB’ye alınamaz, AB bir hristiyan kulübüdür” diyen Valery Giscard D’Estaing’in “Tapınak Şövalyeleri’nin bugünde yaşıyan en büyük üstadı” olduğunu, İsrail’de aşırı dinci partilerin baskısı ile hükümetlerin “barışa razı olamayarak” binlerce Filistinli’yi yıllar yılı öldürmeye nasıl devam ettiklerini, Papalık’ın İtalya’da darbe yapmaya hazırlanan U-2 Locası ile yakın ilişkilerini ve Hristiyan Demokrat Parti’nin büyüklerinin gırtlağa kadar bu işe nasıl bulaştıklarını, Makarios’unki dahil Rum kiliselerinin, Fener Rum Patrikhanesi’nin Türkiye, Kıbrıs ve İstanbul üzerindeki emellerini, Ermeni teröristleri kullanarak “40’tan fazla Türk hariciyecisini nasıl şehit ettiklerini” ve daha böyle onlarca, yüzlerce örneği bilmem ki, Ercan kardeşim unutuyor mu? Saygılı olmalıyız!.. Bizler, “hristiyan” Alex’in maça çıkarken “haç çıkarmasını ve çömelerek dua etmesini”, inanmış bir insanın, “inancından güç almaya çalışması” olarak görüyor ve ona saygı duyuyoruz; ve asıl önemlisi “yukarıda yazıp geldiklerimizin bir tanesi bile aklımızdan geçmiyor!.” Ama, aynı şeyi “müslüman” Hakan yapınca, bazı arkadaşlarımız işi “irticaya, domuz bağıyla adam öldürmeye” ve hatta “Genel Kurmay’a kadar” götürebiliyor!. Hakan Şükür’ün inancına saygı duymayanlar ve ona “inancı sebebiyle saldıranlar” ya ortalıkta “Ben, lâik bir ülkenin insanıyım” diyerek dolaşmamalıdırlar; ya da “eğer ellerinde varsa”, Hakan Şükür’ün “şeriat devleti istediğini, teröristlerle bağlantısı olduğunu” ortaya koyacak belge ve bilgileri “cahil olmayanların cesareti ile” açıklamalıdırlar!.. Açıklamalıdırlar ki; bizler de öğrenelim ve “Hakan’ı savunduğumuz için” cümle âlemden özür dileyelim!. Fikrim değişmedi!.. Bakıyorum, “Gürcistan ve Arnavutluk maçları kazanıldı” diye “birdenbire” bir “En büyük Ersun Yanal” havası yayılmaya başlandı!. Grubumuzda “henüz tek büyük maç kazanamamış olan” bir Hoca hakkında, ben “hemen” fikir değiş tireceklerden değilim!. Ersun Yanal ile Milli Takımımızın “istikbalinin parlak olacağını” henüz düşünemiyorum ve ikna olmadım!. “Ukrayna’yı, Yunanistan’ı, Danimarka’yı yener”; o zaman oturur “Ersun Yanal ile ilgili düşüncelerimi” yeniden gözden geçiririm!.. Bir sözüm de Fatih Tekke’ye!.. Bizler, “Gürcistan’a attığın o güzel gollerin benzerlerini” Yunanistan’a, Ukrayna’ya ve Danimarka’ya da atmanı ve “Türk Milli Takımı’nın gruptan çıkmasında baş rolü üstlenmeni” bekliyoruz!.. “Gerçekten bu yılın futbolcusu ve sporcusu olman” için!.. Çare; devletin ceza kuruludur!.. Nerede Futbol Federasyonu, nerede onun disiplin kurulları, nerede il güvenlik kurulları, nerede Spor Teşkilâtı, nerede Spordan Sorumlu Bakanlık?.. Günlerdir, Sporda Şiddeti Önleme Kanunu, Fenerbahçe’nin, Beşiktaş’ın, Galatasaray’ın, Trabzonspor’un başkan ve yöneticileri, hatta resmi bildirilerle yönetim kurulları tarafından paspas ediliyor, “kulüp camialarının birbirlerine nasıl düşman edildikleri” ortada, taraftarı kışkırtan sözlerin bini bir para; herkes seyrediyor!.. Sayın yetkililer; “bunlara” ne federasyon, ne federasyonun disiplin kurulları, ne de il güvenlik kurulları dokunamaz; zira korkuyorlar, korkuyorlar, korkuyorlar!.. Bunun tek çaresi; “sadece futbolun değil, bütün spor branşlarının başkan ve yöneticileri olan” bu “saygıdeğer” ve “kanunları paspas eden” zat-ı muhteremlerin, “doğrudan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Merkez Ceza Kurulu’na verilmeleri ve o kurul tarafından”cezalandırılmalarıdır!.. Yani; “bunlarla ancak devletin disiplin kurulu baş edebilir”; yoksa “onların seçtirdiği federasyonlar ve onların kurulları değil!..” Yönetmelikler derhal değiştirilmeli ve “Devlet vermelidir”; kanunları, yönetmelikleri paspas etme yarışı yapanların cezalarını!.. Bunun “başka yolu yok!..” Kimse de çıkıp “Futbol özerktir” demesin; “Futbol özerk filân değildir, büyüklerin gözünün içine bakmaktadır” ve “taraftarı kışkırtıcı demeçler” de, “sadece futbol” demek değildir; “işte basketbol için” Fenerbahçeli ve Beşiktaşlı yöneticilerin, başkanların “yaptıkları ortada!..” “Bu demeçler”, voleybol seyircisini de kışkırtmıyor mu? Çok haklıyım!.. Okuyucum Ali Hanadan bir e-mail göndermiş: “Hagi ile ilgili görüşlerinizi de gayet iyi biliyorum ama, antrenmandaki şakayla karışık basit bir yakınmadan yola çıkarak, ‘eline pasaport verip ülkesine gönderme’ tabiri sizce de abartılı kaçmadı mı?. Bir ünlü spor adamına ayıp ve haksızlık etmemiş misiniz?.” Hayır, etmedim!.. “Tecrübelilerinin milli takımlarda olduğu” bir sırada, antrenman yaptırdığı kadronun yüzde 75’i “bugünün genç, yarının A milli takımı oyuncuları olduğunu ve olacağını” bile bile “Milli takımdaki oyuncular yüzünden taktik idmanlar yaptıramıyorum” diye şikâyet etmek, yakınmak hiçbir teknik direktöre yakışmaz, hele hele Hagi’ye hiç yakışmaz!. Romanya Milli Takımı teknik direktörü iken, “bir yabancı hoca”, Rumen Milli Takımı oyuncularının yokluğundan “böylesine yakınsaydı” acaba ne düşünürdü?. “Yokluğundan yakındığı” o milli takım oyuncuları, ülkelerine zaferler kazandırarak döndüler; daha ne olacak? Yakınmamalı, alkışlamalı ve “genç” oyunculara da “milli takım her şeyin üzerindedir” fikrini aşılamalıydı; değil ya, bunun şakası filân olmaz; Hagi “çirkin” bir iş yaptı, çok hem de çok ayıp etti!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT