BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Namlunun ucundaki başkan J.F. Kennedy

Namlunun ucundaki başkan J.F. Kennedy

Para babaları, silah tüccarları, uyuşturucu karterleri, derin Amerikalılar ve Yahudiler, Kennedy’yi kara listeye alırlar. Evet Ruslar, Çinliler, Vietnamlılar, Kübalılar, Kuzey Koreliler de bir Amerikan Başkanından hoşlanmazlar ama ondan ehvenini arasalar bulamazlar...



Üç gündür Kennedy’nin gayretinden, sabrından, çalışkanlığından, seçmene verdiği değerden bahsettik ki bu yönden bakarsanız siyasetçilerimiz için de iyi bir örnektir. Ancak yazının seyrine kapılanlar Kennedy’yi övdüğümüz zehabına kapılmasınlar. O da bir yabancıdır ve menfaatlerinin bittiği yerde gözümüzün yaşına bakmaz. Kaldı ki Anadolu’ya yolladığı Barış Gönüllüleriyle, kafa bulandırır, bölücülere açıktan destek sağlar. Kennedy’nin bizzat yönettiği örgüt, 15.556 militanı ile yara kaşır, askerî amaçlarla kullanılacak bilgiler toplar. O yıllarda ABD ile SSCB kanlı bıçaklıdır, Ruslar’ın Amerika’yı tehdit etmesine hiç gerek kalmaz zira Castro yönetimindeki Kübalılar bunu seve seve yaparlar. Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA) Kübalı sürgünleri eğitip geri yollamayı planlar. Güya bunlar döner dönmez bir ayaklanma çıkaracak, yönetime el koyacaktırlar. Ancak CIA umduğunu bulamaz, 1961 baharında Domuzlar Körfezi’ne yapılan saldırı tam bir felaket olur, Kübalılar “Sam Amca”nın çocuklarını fena dağıtırlar. Zikrolunan tarihte Küba’da Sanayi Bakanlığı yapan Arjantinli Che Guevera’nın gözü Fidel’den bile karadır. Ona kalsa derhal Sovyetlerden nükleer başlıklı füzeler getirtmeli ve kapitalizmi kalbinden vurmalıdırlar. Ünlü gerillaya göre Washington yerle bir olmadıkça sömürü son bulamaz. Amerikan halkının canı tatlıdır, böylesi bir tehlikeyi hissedince fena tırsar, bayağı bayağı huzursuz olurlar. Dostluğu bu kadar Kennedy, Sovyet gemilerini Küba’ya yaklaştırmamak için okyanusta kuş uçurtmaz. Ancak silah tüccarları ve derin Amerikalılar kuşatmadan değil, saldırıdan yanadırlar. Kennedy onlara rağmen çatışmadan kaçar. Küba’ya karşılık Türkiye’deki nükleer başlıklı füzeleri çeker, tavrını uzlaşmadan yana koyar. Bir manada kendi selameti için Ankara’daki dostlarını satar. Bu arada semada büyük bir SSCB-ABD yarışı başlar. Ruslar ilk sun’i peyk Sputnik’le Amerikalılara fark atarlar. Ardından ilk kez bir insanı yörüngeye yerleştirince panik artar. Bütün dünya Yuri Gagarin’den bahsetmeye başlar (1961). Kennedy uzay programı için bütçeden istediği kaynağı koparır. Sonrası Mercury projesi, derken Gemini’ler, Apollo’lar filan... ABD Çin münasebetleri de sağlıklı sayılmaz, kaldı ki Japonya gibi bir süper gücü yenen Amerikalılar, Vietnamlı fukaralar karşısında çok zorlanırlar. Ülkeyi napalm bombalarıyla yakarlar ama Ho Chi Minh’in gerillaları yeraltı tünellerine iner, teslim olmazlar. Vietnam’ı düzeltemeden başlarına Kuzey Kore gibi püsküllü bir dert çıkar. Kaldı ki Birmanya, Tayland ve Endonezya ilişkileri de sağlıklı sayılmaz, ABD’nin Pasifik saltanatı sallanmaya başlar. Bütün bunlar Kennedy’yi gerse de silah imalatçılarının keyfi yerindedir. Öyle ya gazete ve mecmualar bedava tank, roket, helikopter reklamı yapar. Çılgınlar gibi silah üretir, tesirini bizzat insanlar üzerinde test edip deli para kazanırlar. Mayınlarla topuk koparır, çoluk çocuğu çıra gibi yakarlar. Kennedy çaresiz ve sıkıntılıdır. Evet Vietnam’da milyonlarca insan öldürür ama istediğini alamaz. Her geçen gün Amerikan aleyhtarlığı artar ve Pentagon bu neticesiz çaba için 150 milyar dolar ve 58 bin asker harcar. Artık bu gidişe bir nokta koymanın zamanı gelmiştir ancaaak... Ancak bu hiç kolay olmaz, kan tacirleri alenen karşısına çıkarlar. İpler Telaviv’de Bütün bunlar bir yana Amerika’yı diledikleri gibi kullanan Yahudiler genç Başkandan hoşlanmazlar. Adamlar o güne kadar ellerini kollarını sallayarak nükleer bilgilere ulaşır ve marketten makarna alıyor gibi ABD’den zenginleştirilmiş uranyum çıkarırlar. (Bu işi Litvanyalı bir hahamın oğlu Zalman Şapiro organize eder. Nitekim CIA yöneticilerinden Carl Duckett, İsrail’in nükleer bombalara sahip olduğunu açıklar.) Amerikalıların gözü kulağı Vietnam’dadır ve bu kargaşa Yahudilere yarar. Ancak Kennedy bir türlü devlet olamayan İsrail’e mesafe koyar. Maceracıların nükleer güce sahip olmasını istemez, tekerlerine çomak sokar. Nitekim kendi devleti tarafından tehdit edilen İsrailli nükleer teknisyen Mordehay Vanunu, El Hayat gazetesine yaptığı açıklamada, “Kennedy, dönemin İsrail Başbakanı David Ben Gurion’dan, Dimona Nükleer Santrali’nde olup bitenler hakkında açıklama istediği için öldürüldü” demekten kaçınmaz. Beklenen final Kennedy suikastını çözmek için görevlendirilen Warren Komisyonu’nun başkanı Earl Warren tescilli bir mason üstadıdır ve üyelerin tamamı localardan emir alırlar. Kimi Bilderbergçi, kimi Rotaryen olduğunu saklamaz. Adı geçen komisyon elbette enteresan bilgilere ulaşır ama suçu Oswald adlı bir “günah keçisi”ne yıkar, dosyayı kapatırlar. Kennedy’nin yerine Başkan olan Lyndon Johnson İsrail’in gelmiş geçmiş en iyi dostu olur. Genç Başkan’ın karşı çıktığı Dimona Nükleer Santrali’nin inşasına hız katar. Kısacası, Kennedy “Amerika’yı İsrail boyunduruğundan kurtarmayı” çok arzular ama “bağımsızlık hayali” ona pahalıya patlar. Özetlersek para babaları, silah tüccarları, uyuşturucu karterleri, derin Amerikalılar ve fanatik Yahudiler, Kennedy’yi kara listeye alırlar. Evet Ruslar, Çinliler, Vietnamlılar, Kübalılar, Kuzey Koreliler de bir Amerikan Başkanından hoşlanmazlar ama Kennedy’den ehvenini arasalar bulamazlar... Peki, Kennedy’yi kim kurşunlar? CIA mı, FBI mi, MOSSAD mı, yoksa mafya mı? Cevap hâlâ bulunabilmiş değil ancak bilinen bir gerçek var, bu iş çulsuz Oswald’ın boyunu aşar...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT