BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “İlim yolundan sakın ayrılma”

“İlim yolundan sakın ayrılma”

“Küçük Muslihiddin” Bursa’da, Şeyh Veli Şemseddin hazretleri’nin medresesine girmişti. Babası zengin olduğu halde ondan hiçbir yardım göremiyordu. Çok az uyuyup geriye kalan zamanını dersleriyle meşgul olarak geçiriyordu...



Bir gün Şeyh Veli Şemseddin hazretleri en kıymetli talebesi olan “Küçük Muslihiddin”in başını okşayıp dedi ki: -İstikametini sakın bozma, ilim yolundan sakın ayrılma. Her ne kadar başlangıçta sıkıntılar olsa da, bilmelisin ki saadet ve sefa caddesi senin seçtiğin yoldadır. İnşaallah yakın gelecekte büyük makamlara erişip birçok imkanlara kavuşacaksın... Evet, “Küçük Muslihiddin”, Hocasının bu dedikleri vakti geldiğinde birer birer çıkacak, maddî ve mânevî dereceleri hızla kat edecekti...  İşte o zaman gelmişti!.. ...Ve işte o zaman gelmişti. Devrin büyük ulemâsından olan Hızır Bey’in medresesindeydi. Bu ünlü ilim adamından da birkaç yıl ilim tahsil etti. Çok geçmeden Hızır Bey gibi ünlü bir müderrise yardımcı seçildi... Günler geçtikçe ilmine ilim katıyor, şöhreti günbegün yayılıyordu. Mevlânâ Hızır Bey, ondan İkinci Murad Han’a övgüyle bahsetti. Sultan İkinci Murad Han dahi onunla görüşmek arzu etmişti. Lâkin o sıralarda sefere çıkmak üzere olduğundan bu mümkün olmadı. Ama vezirlerine verdiği talimat gereğince Kestel kasabasına tayin edildi... İkinci Murad Han seferden döndüğünde Muslihiddin Efendiyle uzun bir müddet görüştüler. İlmî kudretini, üstün zekâ ve yeteneğini ortaya koymuş, Sultan’ın sevgisini ve ilgisini üzerinde toplamıştı. Murad Han ise ülkesinde bu derece bilgili, açık konuşan, meselelere diplomat gözüyle bakan bir ilim adamının bulunmasına çok memnun olmuştu. Onu derhal Bursa’daki meşhur Esediye Medresesi’ne Başmüderris olarak tayin etti... Esediye Medresesi’nde tam altı yıl İslâmî ilimlere hizmet ederek talebe yetiştiren Muslihiddin Hocaefendi; büyük bir ilim adamı olarak Osmanlı ülkesinde başköşeye geçecek olan İkinci Murad Han’dan sonra oğlu Fatih Sultan Mehmed Han’ın da sevgi ve saygısını kazanan ve onun da hocalarından olan “Hocazâde”nin ta kendisi idi. Çünkü soylarını tanıtan isim böyle idi. Künyeleri, bugünkü tabirle soyadları “Hocazâde” idi. O da artık kendi ismiyle değil, soyadıyla bilinip tanındı...  Gözyaşlarına hakim olamadı Yıllar birbirini kovaladı, derken Fatih Sultan Mehmed Han tahta çıktı. Fatih “Hocazâde”yi ilmiye sınıfının en üst derecesi olan “Kazaskerlik” makamına getirdi... O anda Hocasının yıllar önce söylediklerini hatırladı: “Cenâb-ı Hak, ilme sarıldığın için seni yükseltecektir. İnşaallah yakın gelecekte büyük makamlara erişip birçok imkânlara kavuşacaksın...” Bunları düşünürken gözyaşlarına hakim olamadı...
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT