BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KÖMÜR Farkedilmeyi bekliyor

KÖMÜR Farkedilmeyi bekliyor

Tam 10 milyar ton kömür rezervine sahip olan Türkiye maden sektöründeki yıllık toplam ihracat tutarından fazlasını yani 1 milyar 400 milyon doları kömür ithaline harcıyor. Ülkemiz enerji üretiminde kömüre göre iki kat daha pahalı olan petrol ve doğal gaza bel bağlamış durumda!



> Faruk Çelik - Harun Yerebakan- Taner Özlen Dünya çapında elektrik üretiminde ana enerji kaynağı olan kömür; 50 yıl kadar ömrü kaldığı kaydedilen petrol ve doğal gaza göre daha ucuz olması ve gelecek vaad etmesi ile dikkat çekiyor. Hava, su, gıda, giyim gibi temel maddelerin hazırlanmasında, ulaşım, ulaştırma-haberleşme ve tüm modern hayatın gereği olan teknolojide en önemli girdi enerjidir. Enerji bu sebeple insan hayatında “olmazsa olmaz” ölçüde yer alır. Günümüzde bulunmuş değişik enerji kaynakları arasında çok önemli bir yer tutan kömür, ülkemizde 1849 yılından beri üretilmektedir. Bugün dünya enerji üretiminin yüzde 42’si kömüre dayalı. 21. yüzyılın ilk yarısında da elektrik enerjisinde kömür payının yüzde 60’lara yükselmesi beklenirken; petrol, doğal gaz ve diğer kaynakların hiçbirinin kömür gibi uzun vadeli ekonomik bir enerji kaynağı olamayacağı belirtiliyor. Ülkemizde üretilen kömürün yüzde 75’inin termik santrallerde tüketildiği ve elektrik enerjisi üretimimizin yüzde 30’unun kömüre dayalı termik santrallerden karşılandığı düşünüldüğünde, kömürlerimizin elektrik enerjisi sektöründeki vazgeçilmezliği de ortaya çıkıyor. Varlık içinde yokluk! Türkiye’nin bilinen kömür rezervi; taşkömüründe bir milyar 300 milyon ton, linyitte 8 milyar 375 milyon ton olup, toplamda 9 milyar 675 milyon ton olarak açıklanıyor. Buna rağmen ithal edilen petrole, ithal kömür ve doğal gaz da ilave edilince, denge yerli kömür aleyhine bozuluyor ve kömür “güvenilir enerji kaynağı” olmaktan uzaklaştırılıyor. Şu anda ülkemiz tükettiği enerjinin yüzde 75’ini ithal etmekte, bunun için yılda 10 milyar doların üzerinde bir bedel ödüyor. Bu kadar kömür rezervine sahipken üretimden yoksun bırakılan ve kömür ithaline yılda bir milyar 400 milyon dolar ödeyen Türkiye, “altı zengin üstü fakir” teriminden bir türlü kurtulamıyor! Türkiye’nin bu şekilde yanlış bir politika izlediğini belirten uzmanlar; “Doğalgazla üretilen elektrik, kömürle üretilene nazaran iki kat daha pahalı. Bu da dünyadaki global ekonominin Türkiye üzerindeki baskısından kaynaklanıyor. Türkiye’nin enerji üretiminde doğalgaza yönelmesi, zengin kömür rezervlerine sahip bir ülke olduğu için son derece endişe verici” görüşünde birleşiyorlar. Her anlamda faydalı Yıllık 50 milyon ton civarında üretilen linyit kömür kapasitesinin üç kat daha artırılarak büyük ölçüde termik santrallerde kullanılması gerektiğini vurgulayan Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Müdürü Lütfi Çallı şunları söyledi; “Yerli kömürün kullanımı, son yıllarda ülke ekonomisine verilen zarar düşünülmeden engelleniyor. Oysa Türkiye, kendi kömürlerine yönelse, maden kaynaklarını harekete geçirmiş olacağı gibi; kırsal kesimde istihdam imkânı sağlayacak, büyük kentlere göçü önemli derecede önleyecek, ‘katma değer’ sağlayarak ekonomimize geri dönecek. ABD halen elektrik enerjisinin yüzde 56’sını kömürden üretiyor.” Yerli kaynakların üretilmesine ve değerlendirilmesine önem verilmesi halinde; petrol hariç dışa bağımlılık olmaksızın ülkemizin kendi enerji gereksinimini karşılamaya yeterli rezervi bulunduğunu belirten Çallı; “1996’da yüzde 40 civarında olan yerli kömür payı, 2003’de yüzde 22.1’e düştü. Yani Türkiye, bütün verilere rağmen; kilovat saati 3-4 cent’e mal olan ve özkaynaktan sağlanan kömüre dayalı enerji yerine, maliyeti 6-7 cent olan ithal doğal gazı tercih ediyor” dedi. Madencilikle ‘özel’ olarak ilgileneceğiz Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler madencilikte ana hedeflerinin, Türkiye’yi hammadde üretip satan kaynak bir ülke olmaktan çıkarıp; yapılacak reformlar ile üretim ve pazarlama alanında atağa kaldırmak olduğunu belirtti. Özel girişimciliği özendirerek sanayi ile entegre olmasını sağlamanın önemine dikkat çeken Bakan Güler; madencilik sektöründe ulusal ve uluslararası özel sektör kuruluşları için uygun bir yatırım ortamı oluşturacaklarını kaydederek, “Bürokratik işlemleri azaltıp, birçok izin ve belgede Enerji Bakanlığı’nın tek merci olmasını sağlayacağız” dedi. Parça olarak ihraç edilen madenlerin mamul veya zenginleştirilmiş cevher olarak satılacağını belirten Bakan Güler şöyle devam etti: “Ekonomimizin büyümesinde doğal kaynaklarımızı lokomotif hale getireceğiz. Bunun için; sektörü çağdaş teknolojilerle buluşturacağız. Bütün kurumlarla koordinasyonu artırarak iyi bir madencilik yönetimi temel hedefimiz olacak. Mesela yıllık 830 bin tona ulaşmış olan bor kapasitesinin, yapılacak yeni yatırımlar sonucunda bir milyon 274 bin tona çıkarmayı amaçlıyoruz.” 2005 yatırım yılı Ülkemizde maden aramalarının uzun süre ihmal edildiğini belirten Bakan Güler, bu nedenle mevcut verilerin gerçek potansiyeli yansıtmadığına dikkat çekti. Maden aramaları kapsamında; Türkiye kömür aramaları, Türkiye jeotermal aramaları, nükleer hammadde aramaları ve endüstriyel hammadde aramalarının gerçekleştirileceğini söyleyen Bakan Güler şunları söyledi: “2005 yılı içerisinde yeni maden sahalarının keşfine yönelik; 128 bin 850 kilometrekare uzaktan algılama, 53 bin 250 kilometrekare prospeksiyon ve 2 bin 137 kilometrekare jeolojik etüt çalışması gerçekleştirilecek. 25 bin 700 metre sondaj çalışması yapılacak, havza bazında maden araştırmalarına girişilecek. 2005 yılında madencilik sektöründe kamu kuruluşları tarafından 500 trilyon yatırım yapılması planlanmıştır. Bu kapsamda; başta MTA Genel Müdürlüğü olmak üzere ETİ Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü, TKİ Genel Müdürlüğü ve EÜAŞ Genel Müdürlüğü gibi madencilik ile ilgili kuruluşların bir araya gelerek ortak proje çalışmaları başlatılmıştır. İlgili bütün kanuni ve idari düzenlemeler de yapılmaktadır.” Gelişmeler olumlu AB sürecinde yaşanan olumlu gelişmeler nedeniyle yabancı sermayenin madencilik sektörüne ilgisinin artacağını belirten Bakan Güler, şöyle devam etti: “Bor üretiminin tamamı, kömür üretiminin yüzde 85’i, bakır cevheri üretiminin yüzde 60’ı, krom cevheri üretiminin yüzde 35’i devlet kurumları tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu sebeple madencilikte uluslararası güce sahip özel sektör kuruluşları oluşamamış, devlet kurumları da uluslararası rekabete girmemiştir. Sonuç olarak dünya pazarlarındaki sektörel dalgalanmalar ve uluslararası şirketlerin uyguladığı politikalar, ülkemiz madenciliğini olumsuz yönde etkilemiş; zaman zaman ortaya çıkan krizler karşısında madenciliğimiz büyük problemler yaşamıştır. Bu problemlerin üstesinden gelmek için; madencilikte faaliyet gösteren kamu kurumlarının sektörel ve bölgesel rolleri de dikkate alınarak özelleştirme stratejileri belirlenmektedir. Bu stratejiler paralelinde özelleştirme faaliyetleri yürütülecektir. Gelişmeler de olumlu yönde. Son bir ay içinde 4 bin 744 maden arama ruhsatı başvurusu oldu. Maden ihracatımız ise üç ayda yüzde 40 arttı.” ‘Milli enerji politikası olmalı’ Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı Müdürü Lütfi Çallı, “Ülkemizde enerji konusunda ciddi darboğazlar yaşanmaktadır” dedi. Bu darboğazın en önemli sebebinin, ülkemizin verimli ve birincil enerji kaynaklarına dayalı bir ulusal politikasının olmayışı olduğunu ileri süren Çallı şunları söyledi: “2000 yılında ülkemizin enerji ithalatı için harcadığı miktar, toplam ihracatın yüzde 15’ini buluyor. Döviz üretme kapasitesi düşük olan bir ekonomik yapıya sahip ülkemiz için, bu sonuç ağır bir bedeldir. Ülkemizin ulusal bir enerji politikası olmalı ve enerji politikalarında yerli kaynaklara ağırlık verilmelidir” dedi. ¥ BİTTİ
Kapat
KAPAT