BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Lastik

Lastik

Bir yanı yol diğer yanı deniz olan havuzlu parkın, arkalığı olmayan banklarında oturuyor adamlar. Karşı karşıya. Çifter elle dayandıkları bastonlarının üzerinden uzanıp, birbirleriyle sohbet etmeye çalışıyorlar!..



Şorr, hışşş!.. (Bir... İki... Üç... Dört... Beş saniye.) Şorrr, hışşş!.. Bir yanı yol diğer yanı deniz olan havuzlu parkın, arkalığı olmayan banklarında oturuyor adamlar. Karşı karşıya. Çifter elle dayandıkları bastonlarının üzerinden uzanıp, birbirleriyle sohbet etmeye çalışıyorlar!.. Şorrr, hışşşş!.. -Ne buyurmuştunuz, işitemedim efendim, diyor biri. Dalga geldi de gene sesinizin üstüne... Biri yanlarından geçse de şöyle azıcık dokunuverse bastonlarına; direği çekilmiş izci çadırı gibi yayılıverecekler! O haldeler yani... Fıskiyesinden nadiren su akan yuvarlak bir havuz var orta yerde. Bu küçük parkın bir yanı deniz, diğer yanı cadde... Yolun karşısında yaşlı bir çınar ağacı var. Upuzun gövdesi ta yukarıda iki parmak gibi ayrılmış... Sonra kaldırım, kaldırımdan sonra türbe ve türbedeki mumlar... Halbuki Şevket hoca; -Bir Fatiha’yla üç İhlas okuyup, sevabını peygamberlerden başlayarak bütün Müslümanlara hediye ettikten sonra: “Ya Rabbi, burada yatan sevgili kulunun hatırına, filan işimde bana kolaylıklar ver” diye dua edeceğine, mezarların başında kutu kutu mum yakınca dileğinin gerçekleşeceğini sanan saflara nasıl şaşılmaz?.. Demişti geçen Cuma günü... Türbenin arkasında, mütekaidi bol kahve... -Kahvede köpük, kahvehanede tekaüt çok olacak, diyor Kahveci Ali. Günde birer tane bile çay içseler, sohbetleri ona yetermiş... “Ali amca” diyecek kadar yakın değilim ona. Fakat zaten, araba plakalarındaki şehir numaraları misali; kendi isimleri kendi üzerlerine yapışık geziniyor bazı insanlar! Yani “Ali amca” desen kimse bilmiyor ama “Kahveci Ali” deyince herkes tanıyor... Gözümüzü açınca görürdük; güneş, “pata, pata, pata, pata” diye kum çeken takaların üstüne doğardı bizim mahallede. Ben de, işte bu ifadenin “taka”dan geldiğini, hatta bu kelimenin; çalışma hayatını bitirmiş bazı insanların, şu kum tekneleri gibi ağır gitmeleriyle de bir ilgisi olduğunu sanmıştım yıllarca... Büyümek diye bir kelime vardı aslında dilimizde. Fakat, sanki çocukların böylece, çocuk olarak yaratıldıklarını ve de sanki her zaman, bir kuzu gibi böyle hoplayabileceklerini sanıyorduk!.. Tekaütlerinse; bütün hayatları boyunca böyle, bir kaplumbağa kadar yavaş ve titrek yaşadıklarını... Dahası; biz çocuklardan ayrı türden bir mahluk olduklarını... Ve hatta, sanki bu yaşta, aynen şimdiki gibi, bu hallerinde doğduklarını sanacak kadar saftık!.. Bir yer düşün ki; orası senin yerin!.. Uzuun bir lastiğe bağlısın boşlukta... Germişler seni sanki, geriye doğru; çocukluğunun bulunduğu zamana kadar ve salmışlar lastiği... Hızla gidiyorsun geleceğe doğru; bağlı olduğun o noktanın yanından geçerek!.. Sonra, öyle bir zaman geliyor ki; lastik yeterince uzayıp seni geriye doğru çekmeye başlıyor!.. Anlıyorsun ki; işte böyle, işte bu geri dönüşün ardından bitecek yolun!.. Anlıyorsun ki; ihtiyarlar, kendilerini, kendi çocukluklarına doğru çeken işte bu lastik yüzünden anlatıp duruyorlar hatıralarını!.. Zaman geçmiyor mu ne, zaman duruyor mu ne, zaman yok mu ne!.. Çünkü anlıyorum; iki ihtiyar duymaya ve duyurmaya çabalıyor birbirlerini, birbirlerine... Çünkü dinliyorum; beşe kadar saydıktan sonra “şorr” diye vuruyor dalga, ve “hışşş” diye yuvarlıyor yayılırken, teknelerin çekildiği ziftli kalasların altındaki çakılları... Çünkü duyuyorum; çocukluğum bağlanmış işte bir kuzu gibi havuzlu parkın çimenlerine... Çünkü görüyorum; ona doğru gittiğimi, yani kendime doğru!..
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT