BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Karacaahmet’i gördüm, yıkıldım

Karacaahmet’i gördüm, yıkıldım

Geçenlerde bir ahbabımın vefat eden babasının defni için Karacaahmet Mezarlığı’na gittim. Gitmez olaydım. Türkiye’nin adam olacağına dair içimde küçük bir umut vardı, o da uçup gitti.



Geçenlerde bir ahbabımın vefat eden babasının defni için Karacaahmet Mezarlığı’na gittim. Gitmez olaydım. Türkiye’nin adam olacağına dair içimde küçük bir umut vardı, o da uçup gitti. Türkiye’deki çarpık yapılaşmanın en tipik örneğini orada gördüm. Bir mezarlık bu kadar bakımsız olur mu yahu? İstanbul’un varoşları sanki. Birbiri üstüne binmiş kabirler... Birinden diğerine geçmek için ne yol var arada, ne de imkan. Yakınınıza ait kabristana ulaşmak için diğer mezarların üstüne basıp geçmeniz gerekiyor. Tam bir labirent. Yıkık, dökük ve perişanlığı ise ayrı bir konu. Mezarların hepsi ot istilasına uğramış. Toprakları savrulup hece taşları yan yatmış. Haaa, bakımlı mezar yok mu? Var, tabii. Gecekondu mahallesinde inşa edilen villa gibi sırıtan birçok kabir var. Mermer duvarları, yaldızlı yazıları, ailenin hangi ‘zade’lere ait olduğunu bas bas bağıran kocaman yazılarla süslü hece taşları olan mezarlar var. O çirkinliğin arasında bir intizam görüntüsü vermiyor tabii bu mezarlar. Tam aksine, kibir abidesi gibi duruyorlar o çirkin görüntünün orta yerinde. Mezar sulamak için götürülüp sonra da oracığa atılıveren plastik su kabı mı ararsınız, sigara izmariti mi, yoksa oraya buraya dağılmış kağıt parçaları mı? Bir diğer ismi de Üsküdar Mekabir-i Müslümîni olan ve 1699’dan itibaren Karacaahmet Sultan Mezarlığı olarak da adlandırılmaya başlanan ıÜüKaracaahmet Mezarlığı’nın bu hali gerçekten yürekler acısı. Bunu ifade ederken maksadım belediyeyi ve mezarlıklar müdürlüğünü, yahut da kabristanda yatanların yakınlarını suçlamak değil. Birleşik kaplar misali, herkes suçlu bu kara mizahta. Bürokrat, siyasetçi, halk... yan yana gelip öyle bir çirkinleştiriyoruz ki çevremizi, deme gitsin. Birini suçlamak, tatmin olmaktan öte hiçbir fayda sağlamıyor. Çirkinliği ortadan kaldırmaya yaramıyor bunların hiçbiri. Gaziantep’te de aynı duyguları yaşayıp kahrolmuştum. Türkiye’de kendi imkanlarıyla büyüyen, sanayisini kuran ve bölgenin yüz akı bir şehir Gaziantep. Fakat, bu şehirdeki yapıların yüzde 90’ı ruhsatsız!.. Gecekondu yani. Gaziantep’e gidip gördünüz mü bilmiyorum ama şehri dolaşırken alışveriş merkezlerinden, beyaz eşya ve mobilya mağazalarından zenginlik fışkırdığını görürsünüz. Hele lokantalar. Lebalep dolu. Böyle bir şehrin gecekondu istilasına maruz kalmasını benim aklım havsalam almadı. Zenginlikle fakirlik birbirine taban tabana zıt değil mi? Gelin görün ki bu şehirde ikisi sarmaş dolaş... Gaziantep’e iş için gelen kim varsa, iki briket bir kerpiç bulup başını sokacak bir dam yapmış. Ruhsat yok, iskan yok, nizam yok, intizam yok. En garibi ise kimsenin gıkı çıkmamış bu çirkinliğe. Şimdi düzeltmeye çalışıyorlar ama iş işten geçmiş!.. Bazılarına, bu çirkinliğe bir türlü akıl erdiremediğimi söyledim. Onlar da bana benim bu garip düşünceme akıl erdiremediklerini söylediler. Garipliği görüyor musunuz? Pespayelik, zenginlik veya fakirlikle ilgili bir durum değil. Tamamen kültür meselesi. Çirkinliğe razı olmak veya olmamak. Mesele bu.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT